Tevbe Suresine Dön

Tevbeالتوبة

112. Ayet

112Tevbe Suresi

اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّٓائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ

Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, (Allah yolunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar… Müminleri müjdele!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

112. “Ey Muhammed! Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasaklarını koruyan mü'minlere de müjdele.” Taibûn ve Abidûndur onlar. Çokça tevbe ederler. Mallarını ve canlarını ortaya koyarak, malları ve canları konusunda Allah’ı söz sahibi bilerek Allah yolunda yaptıklarını yetersiz görürler. Acaba güzel yapamadık mı? Acaba gücendirdik mi Rabbimizi? Acaba Rabbimizin rızasına uygun yapamadık mı? diye sürekli kendilerini kontrol ederler. Sürekli Rab’lerine yönelirler, Rab’lerinin hayat programına yönelirler. Yönleri, yörüngeleri hep Allah’adır onların. Bir kulluktan başka bir kulluğa koşarlar. Tüm zamanları, tüm ömürleri Allah yolunda, Allah’ı hoşnut etme yolundadır onların. Tüm hareketleri ibadettir. Tüm hayatlarında gönül hoşnutluğu ile Rab’lerine kulluktadırlar onlar. Ötekiler gibi, önceki âyetlerde anlatılan münâfıklar gibi cereme ve angarya olarak zoraki kulluk yapmazlar onlar. Hamidûndur onlar. Hamd ederler Allah’a. Yüceltirler Rab’lerini. Darlıkta ve bollukta, hastalıkta ve sağlıkta, savaşta ve barışta hep Rab’lerini gündemde tutarlar, överler. Sadece Rab’lerini eksiksiz ve mükemmel görürler. Sadece Onun dinini, sadece Onun programını, sadece Onun yolunu, sadece Onun istediği hayatı kabullenirler. Sa-dece Onun rızasını gözetirler. Sadece Onun için bir hayat yaşarlar. Sadece Onu ve Ondan gelenleri hamd edip sahiplenirler. Sâihûndur onlar. Seyahat edenler, oruç tutanlardır. Allah yo-lunda sürekli cihad için seyahat ederler. Yeryüzünün her yerinde Al-lah egemenliğini gerçekleştirmek için çırpınırlar. Yeryüzünün her bir karış bölgesine Allah’ın dinini, Allah’ın kitabının âyetlerini ulaştırma-ya, onlarla Allah kullarını diriltmeye koşan tebliğcilerdir onlar. Hem kendilerine hem de diğer insanlara faydalı olma adına seyahat eder-ler. Rakiûn ve Sacidûndur onlar. Allah önünde, Allah’ın arzu ve emirleri önünde eğilenler, boyun bükenler, teslimiyet gösterenlerdir. Allah ne demişse doğrudur direyerek, Rabbim ne buyurmuşsa kabulümdür diyerek teslim olanlardır onlar. Allah karşısında ukalalık etme-yenler, Allah karşısında bilgi iddiasında, güç iddiasında bulunma-yarak yokluklarını, hiçliklerini ortaya koyanlardır onlar. Rab’lerinin emirlerini duyar duymaz hiç beklemeden uygulamaya koyanlardır on-lar. İyiliği, marufu emreden, münkeratı da nehyedenlerdir onlar. Kendileri Rab’lerinin iyi dediklerine, hayırlı dediklerine koştukları gibi toplumda herkesin onlara koşmasını sağlayan, kendileri cennete koştukları gibi çevrelerinin de koşmasını sağlayan, kendileri kötülüklerden, cehennemden kaçtıkları gibi insanların da kaçınmalarını sağlayan insanlardır onlar. Toplum içinde iyilikleri yayıp kötülüklerin, ahlâksızlıkların kökünü kazımak için çırpınan kimselerdir onlar. Ve bütün bunları yaparken de Allah’ın Hûdudunu, Allah’ın sı-nırlarını muhafaza edenlerdir onlar. Namaz kılarken, tevbe ederken, hamd ederken, överken, Allah yolunda cihada çıkarken, Rablerine rüku ve secdeyi gerçekleştirirken, emr-i bil’maruf ve nehy-i anil’ mün-ker yaparken Allah’ın yasalarına, Allah’ın hudutlarına riâyet eden-lerdir onlar. Bütün bunları Allah nasıl istemişse, nasıl tarif buyurmuş-sa öylece yaparlar onlar. Allah’ın sınırlarını taşarak kendi kendilerine usuller, şekiller, yöntemler geliştirmezler. Allah’ın çizdiği sınırların dı-şına taşarak kendi kendilerine efendim şöylesi daha iyi, böylesi daha uygun diyerek yeni yeni hudutlar, yeni yeni usuller geliştirmezler onlar. Allah’ın dediğinin dışında takva modelleri, tevbe modelleri, rüku ve secde usulleri geliştirmezler onlar. Çünkü sınır çizmek, hudut koy-mak sadece Allah’ın hakkıdır başkalarının değil. Bunlar Allah yasalarını bırakıp kendi kendilerine kanunlar koyuyorlar diye kâfirleri eleştiren müslümanlar kendileri aynı yanlışa düşmemelidirler. Allah’ın dinini değiştirmeye, Allah’ın hudutlarını aşmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Aklı vahyin önüne geçirip yeni yeni din belirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Allah’a kulluk borcumuzu yerine getirirken Hudûdullah’ı mu-hafaza etmek zorundayız. Allah’ın hudûdunu muhafaza ederek yaptığımız ameller ancak kabul görecektir. Evet hududullaha riâyet eden mü’minler cennete girecektir. Allah’ın haram ve helâl hududunu kuruma, Allah’ın helâl ve haramlarına riâyet etme cennete girme sebebidir.