73. “Ey Peygamber! İnkârcılarla, ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennem-dir, ne kötü dönüştür.” Ey peygamberim, ve ey peygamber yoluna baş koymuş Müslümanlar, kâfirler ve münâfıklarla savaşın. Onlara karşı sert ve izzetli davranın. Onların varacakları yer cehennemdir ve o gerçekten ne kö-tü bir varış yeridir. Kâfirler ve münâfıklarla savaş, peygamber ve onun yolunun yolcusu Müslümanlar için kaçınılmazdır. Allah’ı, Allah’ın dinini, Allah’ın hayat programını reddeden, Ona ve Onun istediği hayata savaş açan, biz kendi hayatımızı kendimiz belirleriz, kendi kitabımızı kendimiz yazarız, kendi ilâhımızı kendimiz belirleriz, kendi peygamberimizi kendimiz oluştururuz, kendi hukukumuzu kendimiz yaparız diyenlerle tamamen bunun aksini iddia edip, tamamen aksine inanan mü’minler için savaş kaçınılmazdır. Çünkü yeryüzünde kâfirler, sırf Allah’a iman ettikleri için Müslümanlardan nefret etmektedir. Öyleyse bilelim ki küfürle iman ehli arasındaki savaş kıyâmete kadar sürecektir. Yeryüzünde küfür ve iman taraftarı olduğu sürece bu savaş asla bitmeyecektir. Müslümanlar bu savaştan çekilseler bile kâfirler onları tamamen yeryüzünden silip yok edinceye kadar bu savaşı sürdürecektir. Çünkü imanla küfür tıpkı geceyle gündüz gibidir. Birinin varlığı diğerinin yokluğuna bağlıdır. Öyleyse Müslümanlar onlarla savaşmak zorundadırlar. Evet kâfir ve münâfıklara karşı sert davranılması emrediliyor. Bundan önceki âyetlerde yumuşak davranma emri burada sertleşmeye çevriliyor. Kâfirlere ve münâfıklara karşı caydırıcı olsun diye sert davranacağız. Onlara karşı alabildiğine sert davranın ki böylece belki o kâfirlerin ve münâfıkların iman ehline karşı uyguladıkları baskıları, zulümleri son bulur. Belki onlar da küfür ve nifaklarından, Allah’la ver-dikleri savaşımlarından vazgeçip iman yolunu, cennet yolunu tercih ederler. Yeryüzünde işledikleri zulümlerinden, cinâyetlerinden vazgeçerler. Tabii bunun gerçekleşmesi için onlara sert davranması gereken Müslümanların güçlü olmaları gerekecektir. Onları korkutacak bir güce sahip olmaları gerekecektir. İşte şu anda görüyoruz ki Müslümanlar kâfirler ve münâfıklar için onları korkutacak, caydıracak bir güce sahip değiller. Maalesef şu anda Çeçenistan’da, Filistin’de, Tür-kistan’da Müslüman kardeşlerimizi öldürenlerin bizlerden hiç bir çe-kincemeleri yok değil mi? Bırakalım çok uzaktakileri, şu anda bu ülkede birileri bir grup Müslümanı yok etmeye çalışırken öteki Müslümanlardan zerre kadar bir çekincemesi yoktur. Halbuki Medine’de bir Müslüman kadının örtüsüne el uzatan bir Yahudi karşısında öteki kar-deşlerinin nasıl davrandıklarını biliyoruz. Evet bir Müslüman kardeşleri için savaşa karar veren Müslümanların bu kardeşlik bağını gören Yahudi korkmaz mı Müslümanlardan? Çekinmez mi bir Müslümana ilişmekten? Ama işte şu anda kâfirler tarafından Müslümanların kanları dökülürken, ırzları, namusları kirletilirken diğer Müslümanların seyirci kalmaları, kıllarının bile kıpırdamayışı, hattâ kimilerinin oh olmuş, onlar şunlardandı, onlar bizden değildi gibi İslâm dışı tavırlar sergilemeleri kâfirleri cesaretlendiriyor ve Müslümanların onlar üzerinde en ufak bir etkilerinin kalmadığını gösteriyor. Böyle bir durumda ne fert olarak ne de toplum olarak zerre kadar bir Müslüman şahsiyetimiz kalmayacaktır. Kâfirler ve münâfıklarla Allah’ın istediği gibi savaşacak ve on-lara karşı sert davranacağız. Bu konuda sadece Allah’a güveneceğiz. Allah’ın yardımı ve zafer konusunda zerre kadar bir şüphemiz olmayacak. Kesinlikle bileceğiz ki Allah bizimle beraber olacaktır. Bu Allah’ın vaadidir, bu Allah’ın bir yasasıdır ve Allah yasalarında asla bir değişiklik olmaz. Allah yasalarının işlememesi diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir.