Tevbe Suresine Dön

Tevbeالتوبة

7. Ayet

7Tevbe Suresi

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِك۪ينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِه۪ٓ اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَق۪يمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ

Mescid-i Haram’ın yanında antlaşma yaptıklarınız dışında müşriklerin Allah’ın ve Resûl’ünün yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. (Çünkü) Allah, muttakileri sever.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

7. “Mescid-i Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, müşriklerin Allah katında ve peygamberleri önünde nasıl bir anlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.” Müşriklerin, Allah’a ortak koşanların, Allah’ın yetkilerini Ondan alıp başkalarına verenlerin Allah ve Resulüyle nasıl bir ahidleri olabilir ki? Böyleleri Allah ve Resulüyle nasıl bir anlaşma içinde olabilirler ki? Veya onların kendilerini, canlarını ve mallarını Rasulullah ve Müslümanların elinden kurtaracak nasıl bir ahidleri olabilir? Şirki tüm unsurlarıyla reddeden bir Allah’ın, yeryüzünde şirkin kökünü kazımak üzere, şirk dinleri üzerine kendi dinini egemen kılmak üzere kitap ve peygamber gönderen bir Allah’ın bu adamlarla nasıl bir anlaşması olabilir? Allah bizim hayatımıza karışmaz. Allah bizim hukukumuza, bizim kılık kıyafetimize, bizim sosyal, siyasal ve ekonomik hayatımıza karışamaz. Allah bize yetki vermiştir. Bizim hayatımızı onaylamıştır. Biz bu dünyada dilediğimiz gibi bir hayat yaşarız diyen kimselerin Allah katında nasıl bir değeri olabilir? Eğer onların şirklerine Allah izin vermişse, onların bu bozuk düzen hayatlarını Allah onaylamışsa şimdi nasıl olur da yasaklar Allah bunu? Nasıl olur da sonradan bir peygamber göndererek onları kendi egemenliğine çağırır? Olacak şey midir bu? Hayır hayır onların Allah katında dayanacakları bir dayanak, sığınacakları bir sığınak yoktur. Şirklerine hiç bir makul mâzeretleri, delilleri yoktur onların. Adamlar Allah’a Onun istediği şekilde inanmadıkları halde iman iddiasında bulunuyorlardı. Allah’ın yetkilerini parçalayıp hayatlarında egemen kıldıkları putlarına, egemen güçlerine verdikleri halde biz Allah’ı seviyoruz diyorlardı. Biz Allah’ın Beyti’nin bekçileri ve koruyucularıyız. Biz Allah’ın istediği hayatı yaşıyoruz diyorlardı. Allah’tan bu konuda bir ahid, bir garanti almışlar gibi hayatlarını, inanışlarını Allah’a onaylatmaya çalışıyorlardı. Veya Allah bundan razı olmak zorundadır diyerek hâşâ O’na yol göstermeye, akıl vermeye çalışıyorlardı. Halbuki Rabbimiz onlara her hangi bir ahitte bulunmamıştı. Bizim savaşımız Allah’la değil, Mu-hammed iledir diyorlardı. İşte Rabbimiz burada elçisine yapılan düşmanlığın bizzat onu görevlendiren kendisine yapıldığını, elçisini inkârın kendisini inkâr olduğunu vurgulamak üzere böyle buyuruyor. Ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcusu Müslümanlar artık sizlerin müşriklerle anlaşma yapmanız için bir gerekçe kalmamıştır. Onlarla tüm ilişkileriniz bitmiştir. Ama sizin Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaşma ya-pmış olduklarınız bunun dışındadır buyuruluyor. Bunlar Hudeybiye’de Müslümanlarla anlaşma yapanlardır. Evet onlar içinden sözleşmelerine sadık davrananlar bunun dışındadır. Size karşı anlaşmalarını boz-mayanlara karşı sizler de bozmadan yana olmayın. Onlar size sa-dık davrandıkları müddetçe siz de sadık olun. Çünkü yapılan anlaşmalara sadık davranmak takvanın gereğidir. Unutmayın ki Allah muttakileri sever. Allah sever deyince sahâbe-i kirâm efendilerimiz için bütün akan sular duruyordu. Allah sevgisine ulaşmak, ya da Allah sevgisini kaybetmemek için onların yapamayacakları bir şey yoktu.