9-12. “Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!” O gün gökler savrulup, çalkalanıp, sarsıldıkça sarsılacak. O gökyüzündeki yıldızlar, gökcisimleri paramparça olacak. Gökyüzünün tavanlığı, korunmuşluğu bitecek, güneşin defteri dürülecek, ay ve güneş bitecek, yok oluşta ay güneşi takip edecek. Dağlar da yerinden sökülüp yürütülecek. Dağların kazıklığı bitecek, yeryüzü için denge unsuru oluşu sona erecek, yeryüzünün temel direkleri olan dağlar da yok olup gidecek. Artık sığınma mekânizmaları kalmayacak, insanoğlunun ayağı yer tutmayacak. Az evvel sözünü ettiği azaptan, azabın gerçekleşmesinden önce azabın habercisi, kıyametin işareti olarak Rabbimiz bunları gerçekleştirecek. Bütün bu hadiseler cereyan ederken artık insanoğlu hayatının, dünyasının bittiğine bizzat kendisi gözleriyle şahit olacak. Reddettiği, kabul etmediği, imana yanaşmadığı gerçeklerle burun buruna gelecek. İşte burada bir kişinin kendi kendisine lânet etmesi kendi kendisine yazıklar olsun demesi gündeme gelecek. İşte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak. O gün yalanlayanların vay haline! Allah’ın o gününü, diriliş, hesap, azap gününü yalan sayarak, yok farz ederek yaşayanların vay haline o gün. Yazıklar olsun o günü yalanlayanlara! Veyl olsun o günü gündemde tutmayanlara. Veyl olsun o günü hesaba katmadan yaşayanlara. O gün yalanlayanlardan olmak ister misiniz? Helâki hak edenlerden olmak ister misiniz? Böyle bir âkıbete razı mısınız? Rabbimizin sorgulamasını, Rabbimizin azabını, cehennemini hesaba katmadan bir hayat yaşayalım da, kâfirce bir dünya yaşayalım da, o gün bize de ««denmesini ister misiniz? İster misiniz böyle bir durumla karşı karşıya gelmeyi? Allah diyor ki, “onlar daldıkları bir batakta, bir çıkmazda saçma bir dünya içinde, haktan uzak, kulluktan uzak bâtıl bir uğraşı içinde oyalanıp duruyorlardı. Kitaptan uzak, peygamberden uzak bir oyun oynaş içinde bocalayıp duruyorlardı. Âhireti, hesabı, kitabı yalan sayarak, yok farz ederek, o günü bir oyun, eğlence kabul ederek, başlarına gelecekleri düşünmeden bir hayat yaşıyorlardı. Eğer sizler de, bizler de böyle acı bir âkıbetle yüz yüze gelmeyi istemiyorsak o zaman o yalanlayanların şu özelliklerine sahip olmamaya azami dikkat etmek zorundayız. Neymiş o yalanlayanların özellikleri? “Onlar bâtılda, bâtıllarda, bâtıl yollarda, hatalarda, saçma sapan fikirlerde, saçma sapan sistemlerde, Allah’ın onaylamadığı, Kitabın izin vermediği bir hayat tarzında oyalanıp duruyorlar.” Kitap ve sünnetten habersiz bir hayatın içinde sürüklenip gidiyorlar. Yalanlayanların, yalan sayanların birinci özellikleri işte budur. Allah’ın istediği, kitabın onayladığı bir hayattan uzaklaşıp, bâtılın, küfrün, şirkin, zulmün, sapıklığın içinde bir hayat yaşamak. Eğer yarın bize de veyl ol-sun denilmesini istemiyorsak, cehenneme akmaya razı değilsek o za-man kesinlikle bugün kitaptan, peygamberden habersiz, hesaptan, ki-taptan habersiz oyun ve oynaş içinde, bâtıllar içinde bir ömür tüketmeden yana olmayacağız. Kitabı, peygamberi tanıyacağız, kitabın ve peygamberin onayladığı bir hayat yaşayarak cennete gitme hedefi içinde olacağız. Bâtıla, küfre, zulme, şirke, yalanlamaya, oyun ve eğ-lenceye dayanmayan bir hayatı, Allah’a kulluğu esas alan bir hayatı da elbette yine ondan isteyeceğiz. Böyle bir hayatı bulabilmek için O’nun kitabına ve elçisinin örnek hayatına müracaat edeceğiz.