Tûr Suresine Dön

Tûrالطور

26. Ayet

26Tûr Suresi

قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ

Derler ki: “Biz daha önce ailemizin arasında (azaptan) korkardık.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

26-28. “Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azaptan korudu; doğrusu bundan önce de O’na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır.” derler.” “Doğrusu bizler, gerçekten dünyadayken ailemiz içinde, evimizde, kentimizde, köyümüzde yaşarken bayağı sıkıntı çektik. Zor günler geçirdik. Şeytan ve dostlarından epey sıkıntılar çektik, zorluklar gördük. Endişeliydik. Kendimizden, ehlimizden endişe ediyorduk. Ne olacak? Ne yapacağız? Acaba başımıza neler gelecek? Acaba gelecekte nasıl bir çizgi takip edeceğiz? Acaba Rabbimizin rızasını kazanıp cennete mi yoksa cehenneme gidip orada dayanılmaz azapların içinde mi bulacağız kendimizi? Acaba çoluk çocuklarımızın durumu, âkıbeti nasıl olacak? Acaba bu zalimler bizden sonra onları din-lerinden koparıp kâfir mi yapacak? Acaba bizler ve çocuklarımız Müs-lümanca ölebilecek miyiz? diye bayağı bayağı sıkıntılar çektik, endişelendik. Bu korkularımızdan, bu endişelerimizden dolayı dünyada zevk ve sefaya dalıp şu anda olduğumuz gibi güven içinde hissetmiyorduk kendimizi. Şu anda yaptığımız gibi dünyada gülüp eğlenemiyorduk. Tüm hayatımızda ciddi bir korku içindeydik. Hep bugünün korkusuyla tir tir titriyorduk. Ama bakın ki şimdi cennette hiçbir korkumuz, hiçbir endişemiz kalmadı. Rabbimiz lütfu ile tüm kederlerimizi, tüm hüzünlerimizi kaldırıverdi” diyorlar. Elbette Müslümanlar dünyada Allah’ın azabından asla emin olmayan, gelecek kaygısıyla tir tir titreyen insanlardır. Ama yine Müslümanlar hayatları boyunca Allah’ın rahmetinden de asla ümit kesmeyen insanlardır. Bu çok önemlidir. Bir Müslüman ne kadar Müslüman olursa olsun, ne kadar amel işlerse işlesin, ne kadar kulluk yaparsa yapsın, Allah’ın azabından emin olduğu anda kaybetmiş demektir. Yani “ben kesin cennetliğim, benim cennete gidişime kimse engel olamaz” dediğimiz an, Allah korusun cehenneme yönelişimiz başlamış demektir. Veya “ben kesin cehennemliğim, beni cehenneme gidişten kimse engelleyemez, beni azaptan kimse kurtaramaz” dediğimiz an da kaybımız başlamış demektir. Allah’tan asla ümit kesmeyeceğiz, dünyada Rabbimizin rahmetinin sürekli bizimle beraber olduğunu, O’nu razı edecek amellere, kulluğa yöneldiğimiz takdirde öte âlemde de bizi cehennemden kurtaracağını ümit eder ve O’nun azabından sürekli bir korku içinde olur, “aman bizi ateşinden koru ya Rabbi!” diyerek bir hayat yaşarsak rahmeti bizimle birlikte olacaktır inşallah. “Dünyada Rabbimizden korkuyorduk, geleceğimizden endişe içindeydik, ama işte Rabbimiz bize nîmetlerini lütfetti de bizi kavurucu ateşin azabından korudu. Elhamdülillah bize merhamet buyurdu” diyecekler. Gerçekten, cennet elhamdülillah denilecek bir ortam. Ateşten korunmuş bir ortam. “Elhamdülillah ki dünyada endişe duyduğumuz ateş bize gelmeyecek, bize dokunmayacak. Zaten biz önce hep O’na yalvarır, yakarır, hep O’na dua ederdik. Bizim başka yalvarıp ya-karacağımız, halimizi arz edeceğimiz, kapısında yardım dileneceğimiz, dua edip sığınacağımız yoktur. Allah hep iyilik sahibidir, lütuf sahibidir, merhamet sahibidir.” Bundan sonra, bu gündeme getirilen yeminler, bu yeminlerin cevabı olarak ortaya konulan kıyamet, azap, cennet, cehennem gündemleri arasında şimdi de bize Rabbimizden emirler, görevler gelecek. Önce Rasulullah Efendimize, sonra da onun şahsında bize kulluk maddeleri sunulacak: