48. “Ey Muhammed! Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;” “Sen bu anlamayan, bilmeyen, aptalca kendi azaplarını, kendi sonlarını hazırlayan bu kâfirlere karşı sabret peygamberim. Şüphesiz bu cahillerin arasından senin uyarılarınla adam olacaklar vardır, çıkacaktır. Fakat adam olmayanlara karşı sen Rabbinin hükmüne sabret, Rabbinin hükmüne razı ol, acele etme, kendini yiyip bitirme. Sen Rabbinin vahyine sarılmaya ve insanlara Rabbinin vahyini ulaştırmaya devam et. Rabbinin haram-helâl yasalarına riâyet ederek Müslüman-ca kalabilmenin hesabını yap ve gerisini Rabbine bırak. Unutma ki sen bizim gözetimimizdesin, sen güvendesin, emniyettesin. Sen Rab-binin yolunda olduğun sürece hiç kimse sana bir zarar veremeyecek. Peygamberim, sen aldırma onlara. Onların bu bozuk düzen durumlarından dolayı sen hayat programını bozma. Sen sadece Rabbinin hükmüne sabret.” Burada, sûrenin son bölümünde Rabbimiz peygamberimize ve onun şahsında hepimize bir tavsiyede bulunuyor: Bugün belki Müslümanların en çok muhtaç oldukları bir âyettir bu. Müslümanlığımız için belki yediğimiz yemekten, içtiğimiz sudan, teneffüs ettiğimiz havadan daha çok muhtaç olduğumuz bir âyetle karşı karşıyayız. “Sen Rabbin için, Rabbinin hükmü için sabret peygamberim! Allah böyle dedi diye sabret! Allah öyle istedi diye Müslüman ol!” Bugünkü Müslümanların en büyük derdi bu. Ne diyor bugün Müslümanlar? “Efendim toplumda âlim yok, ne yapalım? Etrafımızda fazıl yok, ne yapalım? Bizi toparlayacak, bize yön verecek lider yok, ne yapalım? Karizmatik lider yok efendim, ne yapalım? Para yok, pul yok, ekonomik gücümüz yok, dergi yok, cemaat yok, cemiyet yok! Bu durumda biz ne yapabiliriz?” Hep böyle demiyor muyuz bugün? Ah şunlar şunlar bir olsa! Hayır mesele öyle değil. Allah var ya, tamam Müslüman olalım. Allah var ya, ne yapacaksak yapalım. Bakın Allah öyle diyor. Peygamberim sen Rabbinin hükmüne sabret! Rabbin var mı? Rabbin ne dedi? Rabbin ne istedi? Rabbin nasıl istedi? Rabbin nasıl hükmetti? Sen başkasına değil ona bak! Onu dinle! Başkasına bakma! Sabret, diren, dayan ve devam et yoluna! Devam et kulluğuna! Yani Rabbin sana ne tür bir soru göndermişse, “tamam ya Rabbi! Münasiptir ya Rabbi! Uygundur ya Rabbi! Senin beni imtihan şeklin güzeldir ya Rabbi! En münasibini, en mütenasibini sen bilirsin ya rabbi!” demek, teslim olmak sabırdır işte. Eğer Rabbimizin hükmüne sabreder, her şart altında Allah’a kulluğumuza devam eder, geri adım atmazsak kesinlikle bilelim ki biz Allah gözetiminde, Allah korumasında ve emniyette, güvende olacağız. “Sen Rabbinin hükmüne sabrettiğin, Rabbinin istediği kulluğa devamla kıyam ettiğin, ayağa kalktığın, dininle, imanınla doğrulduğun, dini doğrulttuğun ve hayatını dininle düzenleme kavgasını sürdürdüğün zaman hemen Rabbini hamd ile tesbih et. Namaz için ayağa kalkar kalmaz, hayat için, hayatı düzenlemek için, hayatta Allah’ı hakim kılmak için doğrulur doğrulmaz, infak, oruç, savaş için ayağa kalkar kalkmaz hemen ilk işin Rabbini hamd ile tesbih etmek olsun. Yani tüm hayatın hamd ve tesbih olsun. Tüm hayatında Rabbini kitabında kendisini tanıttığı gibi tanımak, inanmak, kabul etmek, gece gündüz O’nu övmek, O’na hamd etmek, O’nu gündemde tutmak hedefin olsun. Gece-gündüz işin bu olacak. Namazda, kıyamda, secdede, oruçta, hacda, savaşta, barışta, evde, sokakta, her zaman ve zeminde Rabbini yüceltmek, yüceliği Rabbini vermek, onun için bir hayat yaşamak olacak.”