Tûr Suresine Dön

Tûrالطور

49. Ayet

49Tûr Suresi

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ

Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

49. “Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O’nu tesbih et.” “Geceleyin de O’nu tesbih et. Geceleyin de kalkıp Rabbinle beraber ol. Rabbinin âyetleriyle, Rabbinin kitabıyla ilgi kur. Geceleyin de kalkıp Rabbini yücelt. Onun için namaz kıl. Yıldızların batışının arkasından da yıldızların batış sonrasında gelen fecr, sabah namazı vaktinde de Rabbin için namaz kıl. Rabbin için kıyam ve kıraat et. Rabbin için rüku ve secde et. Sadece O’na güven, sadece O’na sığın, sadece O’na yakınlık kazan ve sadece O’na yalvarıp yakar. Sadece Rabbinin hükmüne razı ol. Sadece O’nun hükmünü bekle. Kesinlikle bilesin ki Rabbinin hükmü yakında sana gelecektir.” Bilelim ki böyle inandığımız, böyle teslim olduğumuz, böyle yaşadığımız, böylece Rabbimizin hükmüne razı olup Müslümanca ka-labilmenin kavgası içinde bir hayat yaşamaya devam ettiğimiz zaman bileceğiz ki Allah bizi gözetecek, Allah bizi koruyacaktır. Kesinlikle bilecek ve inanacağız ki Allah’ın hükmü bize gelecektir. Allah yardımcımız olsun. Özellikle namaza dikkat çekiliyor. Unutmamalıyız ki Rabbimize O’nun istediği kulluğu gerçekleştirebilmenin yolu namaz sayesinde O’nunla iletişim kurmaktan geçmektedir. Soru soran arkadaşımızın da dikkat çektiği gibi mü’minin hayatında namaz çok önemlidir. Bu konuda inşallah biraz bir şeyler daha söyleyelim: Namaz tüm bedenin Allah’a ait oluşunu kabul demektir. Namaz tüm bedeni Allah’ın hakimiyetine teslim etmek, tüm bedende Allah’ı söz sahibi bilmek demektir. Zira namaz öyle bir ibâdettir ki tüm bedeni Allah’a kulluğa hasreder. Namaz namazda bedenin başka şeylerle meşguliyetinin bitirildiği bir makamdır. Namaz Hz. Ademden bu yana bütün peygamberlerin hayatın-da değişmeyen bir ibâdettir. İsrail oğullarında: (Bakara 83) Hz. Musa’nın kavminde: (Yunus 87) Hz. Şuayb milletinde: (Hud 87) Hıristiyanlıkta: (Meryem 30) Tüm peygamberlerin toplumlarında değişmeyen bir ibâdettir namaz. Namaz bütün Risalet silsilelerinde ameli farzların ilkidir. Namaz peygamberlerin risalet, vahiy ve tebliğ yükünü kal-dırabilmeleri için onların ilk dayanaklarıydı. İşkencelere, yalanlamalara, alaylara karşı peygamberlerin tarih boyunca ilk sığınacakları şey namazdı. Namaz varlığı mü’mini cennete ulaştıran, yokluğu da mutlak cehennemle sonuçlanan İslâm’ın en baş ibâdetidir. (Müddessir 42,43) Namaz mü’minin mü’minliğini ortaya koyan en baş ve en vaz-geçilmez sıfatıdır. (Bakara3)(Mü’min 1,2)(Meâric 19)(Tevbe 71) (Secde 15,17) Namaz kişinin İslâm milletine mensup oluşunun ifadesidir. Na-maz küfürden imana geçişin ilk ameli tatbikatıdır. Onun içindir ki Ra-sûlullah efendimizin müslüman olan kişiye ilk öğrettiği şey namazdı. Allah’ın Resûlü pek çok muteber kaynaklardan öğreniyoruz ki Medine’ye gelenlerin namazı öğrenene kadar Medine’de kalmalarını emrederdi. Namaz mü’mini kâfirden ayıran en belirgin özelliktir. Allah’ın Resûlü Tirmizî’nin rivâyet ettikleri bir hadislerinde: “Bizimle müşrikler arasındaki fark namazdır. Kim namazı terk ederse kâfir olur” Buyurmuşlardır. Başka bir hadislerinde: “Küfürle iman arasında namazın terki vardır.” (Tirmizî) Yine hadisin devamında şu açıklamayı görüyoruz: “Ashab-ı Kiram namazdan başka hiç bir amelin ter-kine küfür gözüyle bakmazdı.” (Tirmizî) Namaz âdeta bir kimliktir. Namaz mü’minin kimliğidir. Namaz vasıtasıyla müslümanlar konuşmadan tanışırlar. Namaz kişinin müs-lümanlığının ilanıdır. Namaz müslümanın müslümanlığının ip ucudur. Mü’min kişi kendisini onunla açığa çıkarır. Bir insanın mü’min mi değil mi olduğunu anlayabilmek için en fazla bir namaz vakti beklemek yeterli olacaktır. Zira o namaz vakti içinde namaz kılarak mü’min mü’-minliğini ortaya koyacaktır. Öyleyse namaz dinin dışa yansıyan yö-nüdür. Onun içindir ki İslâm’ın ilk dönemlerinde müslümanları yakalamak için takip edenlerin ilk hedefleri namazdı. Onlara katılmak iste-yenlerin de ilk hedefleri buydu tabii. Evet Mekke’de ilk hedef namazdı, Medine’de de Yahudiler için ilk hedef namazdı. (Mâide 58) Bir de manevi ağırlığından ötürü münâfıkları da ortaya çıka-randı namaz. Evet namaz mü’minle münâfıkları da ayrıştıran bir ibâdetti. (Nisâ 142,143) Namaz aynı zamanda mü’mine vaktin kıymetini bildiren bir ibâdettir. Namazını devamlı kılan bir mü’min vaktin kıymetini bilir. Na-maz sayesinde mü’min hayatında yaptığı şeylerin tümünden hesaba çekileceği şuurunu elde eder. Namaz vaktin zekâtıdır. Vakit içinde düşülen gaflet namazla bozulur. Mal çoğaltma ve dünyalık elde etme gayretinden vazgeçip Allah’a zamandan pay ayırmaktır namaz. Cimri kişi Allah’a zaman bulamıyorum diyen kişidir. Zira ticaret için, eğlence için, yatmak için zaman bulabilen bir adamın Allah için zaman bulamadım demesi yalandan başka bir şey değildir. (Nur 37) Namaz baştan sona temizliktir. Hem maddi hem de manevi te-mizliği gerektirir namaz. Namazla Allah’la buluşmaya giden mü’min bu randevunun hazırlığı olarak gafletle oluşan kirleri gidermek adına abdest ve gusül alınır. Maddi şeylerden temizlenildiği gibi zihni meşgul eden şeylerden de temizlenilir namazda. Namaz kişiye sabır ve metanet kazandırır: (Hicr 97,98) “Allah’ın Resûlünün bir şeye canı sıkılıp üzüldüğü zaman namaza dururdu.” (Ebu Dâvud) Yine meselâ bir ara Sakifliler Medine’ye, Rasûlullah efendimi-zin yanına geldiler. Allah’ın Resûlü namazı görsünler de hoşlarına git-sin diye onları Mescidde misafir etti. Medine’den dönüşlerinde: “Ey Al-lah’ın elçisi! Bizler zekât toplamamayı, öşür vermemeyi ve cihada ka-tılmamayı şart koşuyoruz dediler. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü on-lara: Tamam şimdilik bunları yapmayabilirsiniz ancak na-mazı olmayan bir dinde hayır yoktur buyurdu. (Müslim) Namazla birlikte ona çağıran ezan da müslümanın varlığının alâmetidir. Zira Allah’ın Resûlü bir yere hücum etmek, bir kavimle harp etmek dileyince sabahı bekler o kavim içinde ezanın okunup okunmadığına bakar ve ondan sonra o kavim üzerine hücum ederdi. Bu sûreyle alâkalı da bu kadar söz yeter. Rabbim gereğiyle iman edip amele dönüştürmeyi hepimize nasip buyursun. Sübhane-kallahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyke.