15. “Kasabalılar: “Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyordunuz” demişlerdi.” Sizler de bizim gibi birer beşerden başkası değilsiniz. Siz de bizim gibi insansınız. Bizden ne farkınız var ki, böyle bir iddiada bulunuyorsunuz? Elçiler kendileri gibi insan olmayacaklardı da melek mi olacaklardı? Allah insanlara elçi olarak kendi cinslerinden beşer değil de melek mi gönderecekti? Eğer yeryüzünde yaşayanlar melek olsaydı, elbette onlara elçi olarak melek gönderirdi. Yeryüzünde yaşayanlar beşer, insan olduğuna göre elbette Rabbimiz beşer elçiler gön-derecekti. Ta ki yeryüzündeki insanların bir mâzeretleri kalmasın. “Ya Rabbi sen bize örnek olarak bir melek gönderdin ki, o bizden farklıdır, biz onun gibi olamayız,” deme hakları kalmasın. Örnek alabilecekleri, kendileri gibi bir beşer gönderiyor Rabbimiz insanlara. Yeme-içme, gi-yinme-kuşanma, aile hayatı, ölüm, miras, nikâh, talâk, namaz, oruç konusunda, kısaca her konuda kendisini örnek alsınlar diye Rabbimiz içlerinden bir beşeri gönderiyor insanlara. Ama bakın insanlar bunu yadırgıyorlar ve diyorlar ki, “sizler bizim gibi birer beşerden başkası değilsiniz.” İşte toplumun Allah mesajını reddetmek, Allah’ın elçileri vasıtasıyla hayatlarına karışmasını reddetmek için öne sürdükleri bi-rinci bahaneleri. İkinci bahaneleri de bakın şöyle: “Allah hiçbir beşere hiçbir şey indirmez. Rahmân olan Allah hiç bir beşere ne vahiy, ne risalet, ne de kitap indirmemiştir. Sizler ya-lan söylüyor, Allah’a iftira ediyorsunuz. Allah hakkında düşünce yanlışlığı içindesiniz. Tamam, Rahmân’ı kabul ederiz. Rahmân olarak ta-nırız Allah’ı, ama O asla bizim hayatımıza karışmaz. Rahmân olan Al-lah’ın işi yok ta bizim gibi basit varlıkların hayatıyla mı ilgilenecek? O bundan münezzeh, çok yücedir,” diyorlar. Rahmân olarak Allah’ı kabul ediyorlar ama kendileriyle ilişkisini reddediyorlar. Allah yeryüzüne vahiy indirmez, kitap göndermez, bizim için yasa koymaz, bizden bir şeyler istemez, bize arzularını bil-dirmez, bizden herhangi bir kulluk istemez, ceza ya da mükâfat ver-mez, bizi yaratmış ve yaşadığımız bu hayatta serbest bırakmıştır. Yâ-ni sanki O Allah, onların istedikleri şekilde olmak zorunda olan bir varlıktır. Gariptir ki, insanlar Allah’ı kendisi nasılsa öylece anlayıp, ka-bul etmek yerine, O’nu kendi istedikleri gibi kabullenmek eğilimindedirler. Yâni kitabında ve elçilerinin dilinde kendisini bize anlatan bir Al-lah’a inanmak ve O’nun istediği gibi olmak istemiyorlar da, kendi arzularına göre bir İlâh bulup onu kendi hevâ ve heveslerine tabi kılmak istiyorlar. Kendilerine Allah’tan mesaj getiren Allah elçilerini yalanladılar. “Siz yalan söylüyorsunuz. Allah bizim hayatımıza karışmaz, Allah bizim hukukumuzu bilmez,” dediler. “Allah kılık-kıyafetten anlamaz, Al-lah ekonomik düzenlemeleri, Allah siyasal yapılanmaları bilmez. Bizim bu işleri düzenleyecek başka tanrılarımız var, bizim yeryüzü tanrılarımız var,” dediler. “Allah bizim hayatımıza karışmaz biz dilediğimiz gibi yaşarız,” dediler. Allah elçilerini dinlemediler, onlara kulak vermediler, onların Allah’tan getirdikleri mesajın üzerinde durup düşünmeye, kafa yormaya yanaşmadılar. Peygamberlerin Rabblerinden getirdikleri bu mesajla hayatlarının değişeceğini, peygamberlerin hayatlarına müdahale edeceklerini anladılar. Çünkü peygamber bunun için gelirdi. Peygamber insanları kendi kendilerine, kendi hevâ ve heveslerine, ya da kendileri gibilerine kulluktan koparıp, sadece Allah’a kulluğa çağırmak için gelir. Bunu anlar anlamaz, hemen peşin peşin elçileri reddettiler. Halbuki Allah onlara akıl vermişti, göz vermişti, kulak vermişti. Durup dinlemeleri, düşünmeleri gerekirken öyle yapmadılar. İşte bu âyette, tarih boyunca insanların Allah’ı ve elçilerini reddederken iki temel sığınma mekânizması olduğunu görüyoruz. Bunlardan birisi, Allah elçilerinin kendileri gibi birer beşer oluşları. Sanki peygamberler bunun aksini söylemişler gibi. Sanki peygamberler biz birer beşer değiliz demişler gibi. Halbuki kitabımızın pek çok yerinde ısrarla vurgulanır ki, Allah’ın elçileri bizler sizin gibi birer beşeriz gerçeğini hep haykırıp durmaktadırlar. İkinci sebep de Allah vahiy gön-dermez, Allah hayata karışmaz, Allah içimizden elçi seçip arzularını, yasalarını bize bildirmez. O bizi yaratmış ve kendi halimize bırakmıştır. Dilediğiniz gibi bir hayat yaşayın demiştir diyerek Allah’ı ve elçilerini şartlandırmaya çalışmaları, akıl vermeye yönelmeleri, siz ancak yalancılarsınız iddialarıdır. Bakın onlar elçileri reddedince elçiler de dediler ki: