16,17. “Elçiler: “Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir” demişlerdi.” Bu konuyu en iyi bilen Allah’tır. Allah biliyor ki, biz size O’nun tarafından gönderilmişiz. Rabbimiz biliyor ki, biz O’nun elçileriyiz. Biz O’nun kontrolü altındayız, biz O’nun elçileriyiz. Her şey O’nun bilgisi dahilindedir. Evet, elçiler böyle diyorlar. Ne hoş bir ifade değil mi? Ba-kın diyorlar ki, “ey insanlar, sizler bu olmaz diyorsunuz, itiraz ediyorsunuz ama bizim aklımız ermez bu işe. Biz bilemeyiz bunu. Bunu Allah biliyor. Eğer bize bir itirazınız varsa, lütfen bunu Allah’a yapın. Bir diyeceğiniz varsa Allah’a söyleyin. Hesaba çekecekseniz, yargılayıp sorgulayacaksanız, buyurun Allah’ı sorgulayın. Biz bu işi kendiliğimizden çıkarmış değiliz ki! Biz O’nun elçileriyiz. Biz bu görevi O’n-dan aldık. Bu dediklerimiz bizden değil O’ndandır. Bize düşen ise sa-dece Allah’tan aldıklarımızı apaçık size duyurmak, tebliğ etmektir.” Ne güzel ifadeler değil mi? Rabbim bize de bunların ahlâkından versin in-şallah da insanlar dinlemeyince bozuluvermeyelim. Bu Allah elçilerinin ahlâklarıyla ahlâklanalım da insanlar bizi dinlemişler, dalga geçmişler ne önemi var, Allah bize anlat dediği için biz anlatmaya devam ediyoruz diyebilelim inşallah. “Allah, yarattığı kullarının hayatlarında sadece kendi yasalarını uygulamalarını, sadece kendisini dinlemelerini, sadece kendisine kulluk yapmalarını istemektedir. İşte bizi size bunun için gönderdi. Biz de Rabbimizin elçileri olarak, O’nun mesajını size duyurduk. Eğer bizler yalancılar olsak, elbette Rabbimiz bizi kendi halimize bırakmaz. Biz görevimizi yaptık, artık bundan sonrasını siz bilirsiniz. Biz sizleri zorla hidâyete ulaştıramayız. Bizim böyle bir yetkimiz de, sorumluluğumuz da yoktur. Bize düşen sadece apaçık bir tebliğdir. Biz sadece açık ve net bir biçimde size Rabbimizin mesajını ulaştırmakla mükellefiz. Kulağınızdan tutup ta zorla size bunu kabul ettirecek, yahut üzerinizde güç kuvvet kullanarak sizi imana zorlayamayız. Bizler Rahmân’ın elçisiyken, Rahmân’ın elçilerine zevâl olmazken niye bize böyle davranıyorsunuz? Üstelik tebliğimiz de apaçık, hiçbir kapalılığı da yoktur. Bu aynı zamanda ayrılmayı, ayrıştırmayı da içerir. Yâni bizler Allah’ın elçileri olarak hayatı ayrıştıranlarız. Bizim görevimiz budur. Toplumda, insan hayatında hak ve bâtıl birbirinden ayrılmalıdır. İnanışların, düşüncelerin, davranışların, hareketlerin, yolların adı konulmalıdır. Doğru ve yanlış, hak ve bâtıl kalın çizgilerle belirginleşmelidir. Hak ve bâtıl kesin hatlarla ortaya konmalıdır. İşte biz böyle açık, net, ayırıcı bir mesaj sunmaya geldik. Bize düşen sadece budur. İster kabul eder, ister reddedersiniz, sonucuna kendiniz katlanmak şartıyla.” Onlar böyle dediler ama onlar toplum gibi düşünmedikleri sürece, toplum gibi hareket etmedikleri sürece ne önemi vardı onların bu samimi beyanlarının? Kim dinlerdi onların bu samimi tebliğlerini? Bakın kendilerinin hayrını isteyen bu samimi Allah elçilerine, kasaba halkı dedi ki: