19. “Elçiler: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı gi-den bir milletsiniz” demişlerdi.” “Uçuklandığınız şey sizin kendi yanınızdadır. Eğer şu anda içi-nizde bir uğursuzluk, bir huzursuzluk, bir yanlışlık, bir sıkıntı, bir bunalım varsa, bu sizin kendinizden, kendi yamukluğunuzdan kaynaklanıyor. Uğursuzluğunuz, bunalımlarınız, mutsuzluğunuz zaten sizin yanınızdaydı. Biz getirmedik onu size. Boynunuzda takılıydı o uğursuzluğunuz. Bizim suçumuz onu size hatırlamamızdan başka bir şey mi? Onu size hatırlattık diye mi suçluyorsunuz bizi? Ne yapmamızı bekli-yordunuz? Sizin yanlışlarınızı, sizin sapaklarınızı size haber vermek suçsa, bu bizim görevimizdir. Yâni aslında sizde, sizin kendinizde bir kısım hastalıklar var da, biz onları depreştirip açığa çıkarıyoruz. Biz sadece sizin gidişâtınızı, sizin bozuk düzen hayatınızı size tanıtıyoruz. Eğer sizler o sârî hastalıklarınızdan, peşin fikirlerinizden vazgeçip bizi dinlerseniz, o zaman bizim söylediklerimizin doğruluğunu anlarsınız. Hayatınızın, inançlarınızın, düşüncelerinizin, gidişâtınızın pisliğini size hatırlattık diye mi bizde uğursuzluk görüyorsunuz? Yaranız var ki gocunuyorsunuz. Sizde günâh varken, sizler günâh ehliyken elbette günâhsızlardan gocunacaksınız. Sizler hiçbir sınır tanıma-dan zulme yöneldiğiniz sürece, elbette âdil olanlardan gocunacaksınız. İffetsizlik, hayâsızlık ruhunuza işlemişken, elbette iffetlilerden ra-hatsız olacaksınız. Tabii bu, günâhsızlığın, iffetin, hayanın, zulmün kötü oluşundan, yanlış oluşundan değil de, sizlerde günâh yanlışlığı, hayasızlık yanlışlığı, günâh hastalığı bulunduğu için gocunuyorsunuz. Şu yasallaştırdığınız günâhlarınızdan, şu hastalıklarınızdan, şu Allah tanımaz, peygamber bilmez tavırlarınızdan, şu hevâ ve heveslerinizi putlaştırmalarınızdan, şu kendiniz gibi âciz ve sonlu tâğutlara uymaktan vazgeçmediğiniz sürece, sizler bizi asla anlayamayacaksınız. Sizi uçuklandıran bizim bu sözlerimizden, bizim bu imanlarımızdan dolayı sizi sıkıntıya düşüren şeylerin asıl sebebi, sizin içinizdeki hastalıklardır, yanlışlıklardır. Yarın anlayacağınız yanlışlarınızı size bu günden haber veren bizleri suçlamayın,” diyor Allah’ın elçileri. “Cehennemin içinde kendinizi bulmadan önce gelin bu gidişlerinizden vazgeçin,” diyorlar. Şu anda öyle demiyorlar mı? Şu ülkede bir uğursuzluk, bir darlık, bir açlık, bir sıkıntı, bir bunalım olduğu zaman, gelişme durduğu zaman, ekonomi bozulduğu zaman hep suçu Müslümanların üzerine atmıyorlar mı? Bunu Müslümanlardan bilmiyorlar mı? Müslümanların Müslümanlıklarına uğursuzluk yormuyorlar mı? “Hep bu Müslümanlar yüzünden uğursuzluklar başımıza geliyor,” demiyorlar mı? “Bu Müslümanlar yüzünden mahvolduk,” demiyorlar mı? “Eğer bu Müslümanlar olmasaydı, eğer bu Allah elçileri, onların yolunun yolcuları ol-masaydı, eğer onlar bizi engellemeselerdi, bizler bugün dünyanın en Medenî ve en zengin ülkesi olacaktık,” demiyorlar mı? Hep Müslümanları suçlamıyorlar mı? “Bu adamlar Kur’an, sünnet diye diye bizim kafalarımızı bozdular, bizi geri bıraktılar, onun için zengin olamadık,” demiyorlar mı? Onun için her fırsatta Müslümanların inançlarına, kutsal değerlerine saldırmıyorlar mı? Batıyla entegre olamayışlarının fa-turasını hep Müslümanlara kesmediler mi? Halkı Müslüman olan ülkelerin az gelişmişliğini o halkların bir kitaba imanlarına bağlamadılar mı? Geri kalmışlığın sebebi olarak mahkûm ettikleri Kur’an’ın defterini dürebilmek için harf değişikliğinden tutun da ellerinden gelen her şeyi yapmadılar mı? Halbuki son yüz yıldır Müslümanlar siyaset sahnesinden çekilmişler, dinleriyle, kitaplarıyla alâkalarını koparmışlardır. Kur’an’a dayalı bir hayatı Müslümanlar terk edeli yıllar olduğu halde, hani niye kalkınamadılar ya? Şu anda toplumda bu adamların yasaları egemen değil mi? Hani niye sürüngenler gibi sürünüyorlar ya? Hani kalkınmaya engel gördükleri Kur’an’ın yasalarını ortadan kaldırdıkları halde, ni-ye birilerinin kapısında dilenciler? Niye özledikleri, tapındıkları, hayranı oldukları Avrupa’nın seviyesine çıkamıyorlar? Kim engelliyor şu an-da bu adamları? İslâm’ı, Müslümanları sorgulayıp hep suçu onlarda göreceklerine, biraz da kendilerini, kendi küfürlerini kendi şirklerini, kendi köleliklerini sorgulasalar olmaz mı? Bu izzetsizliklerinin, bu şerefsizliklerinin, bu dilenciliklerinin, bu köleliklerinin sebebini Allah’la ir-tibatlarını kesmelerinde, Allah’ın yasalarını reddetmelerinde, Allah’a ve Allah’ın sistemine karşı savaş açmalarında görseler ya! Hayır hayır, sizler gerçekten haddi aşmış, kendi kendilerinizi boşa harcayan müsriflersiniz. Allah’ın yasalarını, Allah’ın sınırlarını ta-nımayan kişi ve toplum müsriftir. Kendilerini Allah’a kulluk ortamından çıkaran bir toplum hayatını israf etmiştir. Kendi keyfine göre sereser-pe bir hayat yaşayan toplum müsriftir. Hareket noktası Allah olmayan toplum müsriftir. Sizler böyle müsrif bir toplumsunuz ve başınıza gelenlerin sebebi sizlersiniz. Yâni bütün bu başınıza gelenleri sizler hak ettiniz. Uğursuzluk içine düşmeyi, zillete mahkûm olmayı, el âlemin kapısında dilenci konumuna düşmeyi siz kendiniz istediniz. Allah yasalarını bırakıp kulların yasalarını tercih ettiğiniz için, Allah’ın kitabını terk edip kendi hevâ ve hevesleriniz istikâmetinde gittiğiniz için köleliğe mahkûm oldunuz. Eğer şu anda ekonominiz bozuksa bunun sebebi ne İslâm ne de Müslümanlardır, sizin kendi israflarınızdandır. Sizin kendi bozukluklarınızdan ötürü Allah’ın size gönderdiği şeylerdir bunlar. Çünkü güç ve kudret sahibi sadece Allah’tır. Âyet arasında soruluyordu kendilerine: Hatırlatılsanız da mı? Uyarılsanız da mı böyle yapacaksınız? Yâni insan, insan oluşu sebebiyle bazen hata işleyebilir. Ama onun hata olmadığını, doğru olduğunu zannederek yapar onu. Yahut sevap zannederek işler onu. İşte bakın Allah elçileri diyorlar ki, size bu yanlışlarınız hatırlatılsa da mı bu yanlışlarınıza devam edeceksiniz? Bu hayatınızın yanlışlığını bilseniz de mi devam edeceksiniz? Peygamberler böyle lafı dolandırmadan açık ve net bir şekilde Allah’ın dâvetini gündeme getirince, bu dâvet şehirde büyük bir sansasyon, büyük bir gündem oluşturdu. Hemen herkes bunu konuşmaya, bununla ilgilenmeye başladı. Şimdilik toplum iki grup. Bir tarafta üç peygamber, diğer tarafta onlara karşı gelenler, kafa tutanlar ve ne dediklerini bilmeyenler. Tam bu tartışma sürerken, bu tehdit ve karşı gelişler devam ederken: