Yâsîn Suresine Dön

Yâsînيس

21. Ayet

21Yâsîn Suresi

اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ

“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun. Onlar, hidayete ermiş kimselerdir.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21. “Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.” Çünkü onlar sizden ecir istemiyorlar. Bu elçilerin dediklerini tutun, çünkü onlar bu uyarılarının karşılığında sizden bir ecir, bir ücret, bir maaş, bir dünyalık ta istemiyorlar. Sizden böyle bir dünyalık beklentileri de yok onların. Üstelik kendileri de sizden istedikleri doğru yolu tutmuşlardır. Kendileri size tebliğ ettiklerine iman etmişler, yâni kendileri de hidâyet üzeredirler. Size başka şey söyleyip kendileri başka şeyler peşinde değiller onlar. Yâni hem sizden bir menfaat devşirme peşinde değiller, hem de hidâyet yolundalar, cennet yolundalar. Bir insana uymak, bir insana tabi olmak için, bir insanın dediklerini yapmak için en azından iki gerekçe vardır: Birincisi o kişinin biz-den istediklerini sadece Allah için istemesi, yaptığı tebliğini sadece Allah rızası için yapması, karşılığında bizden, insanlardan bir ücret, bir mükâfat istememesi; ikincisi de kendisinin hidâyet üzere olması. Söylediklerine bizzat kendisinin teslim olup, istediklerini bizzat kendisinin uygular, yaşar olması. İşte Allah’ın elçileri böyleydi. Onlar ümmetlerine neyi emretmişlerse, onlardan her neyi istemişlerse, onları bizzat kendi hayatlarında en güzel şekilde yaşayan, neleri yasaklamışlarsa bizzat kendileri onlardan uzak durarak ümmetlerine örnek olan insanlardı. İşte burada Kur’an’ın bir özeti olan Yâsîn sûresinin 21. âyetinde o yiğidin diliyle Rabbimiz bu gerçeği ortaya koyuyor: “Ey kavmim, dinleyin bu elçileri, çünkü onlar sizden bir ücret beklemiyorlar, kendileri için söylemiyorlar bunları. Uyun bunlara, eğer kendileri için söylü-yorlarsa namerttir bunlar,” diyordu. “Ama kendileri de doğru, söyledikleri de doğru. Sizden hidâyet istiyorlar, size hidâyet diyorlar kendileri de hidâyettedir bunlar, hidâyet üzerdir bunlar,” diyordu. Öyleyse bizler de peygamberler yolunun yolcuları olarak buna çok dikkat edeceğiz. İnsanlara din anlatmak durumunda olan bizler, insanlara dediklerimizi önce kendimize söyleyeceğiz. Biz de, bize bir şeyler söyleyen adamın durumuna bakacağız, kendimiz insanlara bir şeyler söylerken kendi durumumuza dikkat edeceğiz. Kesinlikle insanlardan bir ücret bekleyerek, bir menfaat beklentisi içinde konuşmayacağız. Ama birileri bize bir şeyler söyleyince de dikkat edeceğiz. Eğer kendisi için, başka bir gâye için diyorsa, şımarıklığı, huysuzluğu, menfaati, para için diyorsa, makam, şöhret, mevki diyorsa, o zaman da onu dinlemeyeceğiz. Gerçekten de Allah için dediğini biliyorsak, onu, ciddiye alacağız, itibara alacağız ve o kişinin bunun Müslümanı olduğunu kabullenecek ve istediği gibi hareket edeceğiz inşallah. Bu âyetin ortamında önce ben kendimi buluyorum, sonra da karşımdakini aynı ortamda düşünüyorum. Yâni önce bu âyet bana ne dedi, bunu anlamaya çalışıyorum, sonra da karşımdakini düşünüyorum. Yâni tebliğimin karşılığında ben kimseden ücret istemeyeceğim, karşımdaki de ücret ister pozisyonunda olmayacak. Hz. Adem’den bu yana, bu dini anlatırken, duyururken, kim ki Allah’ın hoşnutluğundan başka bir beklenti içine girmiştir, kesinlikle bilelim ki bu çaba, bu yorulma hep boşa gitmiştir. Adına ne derseniz deyin. Bu din Allah için öğrenilmeli, Allah için öğretilip anlatılmalıdır. Karşılığı sadece Allah’tan beklenilmelidir. En küçüğünden bir hediye bile alınmamalıdır. Yapılanlar tümüyle bereketsiz ve boş olacaktır Allah korusun. Bu dinin öğretimi sadece belli tekellerde değil de herkes bu sorumluluğu üstlenmiş olsaydı, bu iş biraz daha kolay halledilmiş olacaktı. Bizler de insanlardan, çevremizden kendimize itaat istiyor, insanların bizi dinlemelerini istiyorsak, -ki her şeyden önce söylediklerimiz kendimizden değil, Allah sözü olmalı- karşılığını Allah’tan beklemeliyiz. Bu iki prensibi hiç unutmamalıyız. Bakın o yiğit mü’minin sözleri, uyarıları devam ediyor: