40. “Ay’a erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.” Öyle güzel, öyle âhenkli bir düzen kurmuş ki Rabbimiz, öyle güzel takdir etmiş ki, ne güneş için aya çatmak, ulaşmak, yetişmek yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir. Ne güneş ayı yörüngesinden, programından, işlevinden alıkoyacaktır, ne de gündüz geceye çatacak ve işini bitirecektir. Yâni ne gündüz geceye karşı koyup, dur ey gündüz ben varlığıma devam edeyim diyebilecektir; ne de ay ve güneş birbirini reddedip kendi varlıklarını sürdürebileceklerdir. Hepsinin boynundaki kulluk ipinin ucu Allah’ın elindedir. Hepsi de Rabblerini dinlemektedirler. Ne güneşle ay birbirleriyle çarpışırlar, ne de gündüzle gece birbirlerini geçerler. Sırayla her biri Rabbleri tarafından kendilerine takdir edilen programı icrâ edip dururlar. Onların her biri bir felekte, bir Allah programında yüzüp durmaktadırlar. Burada her biri dendiğine göre, bütün ecrâm-ı semâviyye bunun içine girmiş oluyor. Yâni geceyle, gündüzle, ayla, güneşle, zaman ve mekânla, aydınlanmayla, dinlenmeyle, yaşamayla ilgili binlerce nî-metin sahibi, bu sistemi kuran ve sürdüren Allah’tır. Hem gece için, hem gündüz için, hem güneş, hem ay için belli yasalar koyan ve bu yasaları bizim hizmetimize sunan Rabbimizdir. Yâni o zaman bu âyet bize ne dedi? Güneş ve ay birbirlerini geçmezlermiş, bunlar birbirlerini yok farz edemezlermiş, birbirlerini devreden çıkaramazlarmış. Yâni şimdi bizimle değil dünyamızla bile kıyaslanamayacak büyüklükte bir güneşe, aya, geceye, gündüze söz geçiren Allah, bunlara gücü yeten Allah’ın bana gücü yetmeyecek mi? Güneş güneşken Allah’ı dinler de, ay ayken Allah’a boyun büküp teslim olur da bana ne oluyor? Ben niye teslim olmayacakmışım O’na? Bu kadar büyük varlıklar konusunda program yapan Allah’ın programında bir boşluk, bir yanlışlık bulabildim mi ki, O’nun benim hayatıma çizdiği program konusunda şüphe edeyim? Ben neyim ki onların yanında? İşte bu âyetler, bize bunları söyleyen âyetlerdir. Bütün bunları belli hesaba, belli bir ölçüye bina ederek yaratan Allah’tır. Gecenin, gündüzün yaratılışı da, ayın, güneşin yaratılışı da öyle tesadüfî değildir. Belli bir hikmet, belli hesapla olmuştur. Sonra biliyoruz ki, Rabbimiz ayı ve güneşi bizim için birer takvim yapmıştır. Ayların, yılların, günlerin, mevsimlerin hesabını bunlarla yapıyor, bunlarla biliyoruz. Bunları bu fonksiyonlarıyla da bizim hizmetimize sunmuştur Rabbimiz. İşte bütün bunlar tesadüfî değil, belli bir takdir, belli bir hesapla olmaktadır. Bütün bunlar her şeyi bilen, her şeye güç yetiren Azîz ve Alîm olan Allah’ın takdiridir. İşte sizin kendisine kulluk yapmanız, yasalarını uygulamanız, sadece kendisini dinlemeniz gereken Rabbiniz böyle Azîz, böyle hikmetli, böyle güçlü, böyle yenilmez, böyle Alîm, tüm yasaları bilen ve kâinatta her şey kendi bilgisinden kaynaklanan bir Allah’tır. Sizin böyle Azîz ve Alîm bir Rabbiniz varken, siz kimlere teslim olmaya çalışıyorsunuz? Siz kimleri velî kabul edip onların kanunlarına kulluk etmeye çalışıyorsunuz? Böyle Azîz ve Alîm bir Rabbiniz varken, sizler nasıl oluyor da başkalarına kulluk ediyor, başkalarının yasalarına teslim oluyorsunuz? Azîz ve Alîm olmayan, izzet ve ilim sahibi olmayan bu insanları, nasıl Rabb kabul edip onların arzu ve istekleri doğrultusunda bir hayat yaşamaya razı oluyorsunuz? Eğer bütün bu âyetler yetmiyorsa onlara bir delil, bir âyet daha: