Yâsîn Suresine Dön

Yâsînيس

43. Ayet

43Yâsîn Suresi

وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ

Dilesek (gemileri suda yüzdürmez ve) onları boğarız. Ne kimse yardımlarına yetişebilir ne de kurtarılabilirler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

43,44. “Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi. Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak geri bıraktıklarımız bunun dışındadır.” Eğer istesek onları suda boğarız da, onlar için bir feryatçı bulunmaz. Evet, eğer Rabbimiz dileseydi herkesi suda boğardı, herkes suda boğulurdu da hiç kimsenin feryâd-u figânı kimseye fayda sağlamazdı. Ne o zürriyetler için bir feryatçı, ne de onların feryatlarına yetişen biri olurdu. Yâni Rabbimiz için istediği takdirde onların tümünü boğup yok etmek hiç de zor değildir. O zaman o boğulanların feryatlarını işitip yardımlarına koşacak kimse bulunmaz, kurtarılmazlar da. Ne yardım, ne de kurtulma imkânına sahip değillerdir onlar. Ne elleriyle yaptıkları, ne aldıkları, alacakları tedbirleri, ne de onların Allah berisinde kulluk yapıp dua ettikleri, sığınıp güvendikleri tanrıları, onları Allah’ın azabından kurtaramaz. Nuh’un (a.s) oğlu bir dağa sığınmış, dağı kurtarıcı görmüştü ama boğulmaktan kendisini kurtaramamıştı. Çünkü onun kurtuluşu için Allah dağı vesile kılmadıkça, onunla kurtulmak asla mümkün değildir. Vesileyi yaratan da, onu devre dışı bırakan da Allah’tır. Peki bize ne dedi bu âyet? Anladık ki, tarihte bir peygamber gemisi varmış ve o gemiye inananlar alınır, inanmayanlar peygamber çocuğu dahi olsalar torpil geçilmezmiş. Gemiye binenler, tercihlerini peygamberden yana kullananlar, peygamber yörüngesinde olanlar, peygamber rotasına girenler kurtulmuş, binmeyenlerin, peygamber safında yer almayanların ta-mamı helâk olmuş. İşte bu âyet, bize bunu dedi. Bize, peygamber ge-misine binin, dedi. Peygamber safında yerinizi alın, dedi. Kesinlikle bi-lesiniz ki, peygamberle birlik olanlar kurtulacak, geriye kalanlar helâk olacaklar, dedi. Ancak bizden bir rahmet olmak, yahut da belli bir zamana kadar geçinmelerine hükmettiklerimiz müstesnadır. Yâni eğer o boğulanlardan herkes boğulmayıp ta içlerinden bir kısmı kurtulmuşsa, bu Allah’ın rahmeti gereğidir. Onlar belli bir döneme kadar yaşayıp böylece imtihan olsunlar diye kurtarılmışlardır. Bazen Rabbimiz böyle bo-ğulmak durumuyla karşı karşıya kalan kullarını kurtarıveriyor. Niye? Ona bir rahmet olsun, ona bir rahmet kapısı açılsın, bir fırsat verilsin de Rabbine kulluğa dönebilsin diye. Veya henüz eceli gelmemiş de, Allah’ın bilip takdir buyurduğu o zamana kadar onu geçindirmek istediği, yaşatmak istediği için onu kurtarmaktadır, diye anlıyoruz. Değilse böyle bir durumda işte biz dağa sığınır kurtuluruz, gücümüze, kuvvetimize, devletimize, saltanatımıza, teknolojimize sığınır kurtuluruz, tedbir alır kurtuluruz demenin hiç bir anlamı yoktur. Her şey Allah’ın elindedir. Bu bindiğiniz gemilerde ve başka şeylerde tasarruf sizin eli-nizde değil, Allah’ın elindedir. İnsanın bu büyük güçlere hakim olması, Allah’ın lütf-u keremiyledir. Ama insanların bu tabiat güçlerine hâkimiyeti, Allah’ın izin verdiği sürecedir. Allah iznini kaldırıverdi mi, artık bu tabiat kuvvetlerinin insana itaati biter ve isyan ediverir. Kendisini yüzdüren, gemilerini taşıyan su bir anda onu boğuverir.