Yâsîn Suresine Dön

Yâsînيس

4. Ayet

4Yâsîn Suresi

عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ

(Hiç şüphesiz ki sen,) dosdoğru yol üzeresin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2-4. “Ey Muhammed! Kur’an’ı Hakîme andolsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.” Hakîm olan, hikmetli olan, hikmetle dopdolu olan, hüküm ferma olan, hayata hakim olan, hükmü, hâkimiyeti kıyamete kadar bâkî olan, kıyamete kadar tüm yeryüzü insanlığının problemlerini çözecek olan, okunan, okunması, elden düşürülmemesi gereken bu Kur’an’a yemin olsun ki, hiç şüphesiz sen Resullerden, elçilik göreviyle görevlendirilenlerdensin. Hakîm olan bir Allah’tan gelen bu Kur’an Hakîmdir. Hayata etkin olan, hayata egemen olan, hayata karışan bir kitaptır bu Kur’an. Şunu yap, bunu yapma demeye, hayatın programını belirlemeye yetkili bir kitaptır bu Kur’an. Peki acaba gerçekten bizim de ha-yatımıza hakim mi bu kitap? Acaba hayatımıza program yapmaya yetkili bir kitabımız var mı bizim? Yoksa hayatımızda hakim olmayan, hayatımıza hükmetmeyen bir kitabımız mı var? Kur’an, okuyucusunu hayata hakim kılan, egemen kılan bir kitaptır. O zaman bir bakın bakalım hayata siz mi egemensiniz, yoksa başkaları mı? Kur’an “Karae” kökünden gelen bir kelimedir. “Okunak” anlamındadır. Bir şeyin, bir metnin, bir mesajın Kur’an olabilmesi için okunması gerekmektedir. Okunmayan şeye Kur’an denmez. Bir kitap ki eğer okunmuyorsa, okunmak için değilse ona Kur’an denmeyecektir. Elimizdeki şu kitabı okumanın dışında nerede ve nasıl kullanırsak kullanalım, buna Kur’an denmeyecektir. Okumak ise duyularla algılanan bir mesajın, kişiye onu amele sevk etmek üzere bir şeyler söylemesi, görevler yüklemesi anlamına gelmektedir. Önceki derslerimizde de ifade ettiğimiz gibi okuma işi, dört âzânın eylemidir. Göz, dil, akıl ve kalp. Gözle görülür, dille telaffuz edilir, akıl okunanı tercüme eder, kalp te ona göre tavır alır. Göz görmüş, dil telaffuz etmiş ama akıl onu tercüme etmemiş, kalp de buna göre bir tavır almamışsa, buna okuma denmeyecektir. Meselâ bir odanın kapısında: “Buraya girmeyin” diye bir yazı var da siz onu gördüğünüz, okuduğunuz halde oraya girmeye kalkmışsanız, bu mesaj size bir şey dememiş ve siz onu okumamışsınız demektir. Emin ol ki peygamberim, sen Allah’tan bir haberci ve bu Allah haberini ulaştırması gereken her yere, herkese ulaştıracak bir Resulsün. Rabbimiz, bu âyetiyle peygamber efendimizin peygamberliğini tescil buyuruyor. Sen muhakkak ki ey peygamberim, Adem’le (a.s) başlayan, Allah’ın insan hayatına karışmasında odak nokta seçtiği, sözcü seçtiği peygamberlik zincirinin son halkasını teşkil etmektesin. Burada aklımıza bir soru geliyor: Acaba peygamberliği konusunda Rasulullah Efendimizin bir tereddüdü, bir şüphesi mi vardı ki, Rabbimiz sen mutlaka peygamberlerdensin buyuruyor? Böyle düşün-menin anlamı yoktur. Elbette Allah Resûlü’nün şüphesi, tereddüdü yoktu ama bu konuda peygamberin muhataplarına karşı bir Allah damgası, bir Allah şahadeti gerekiyordu ki Rabbimiz de öyle yapmıştır. Ey peygamberim, sen müstakim bir sırat, dosdoğru bir yol üzerindesin. Sırat-ı Müstakim, sürekli üzerinde gidilen, hayatın tümünde üzerinde olunan bir yoldur. Dosdoğrudur, doğrulan bir yoldur, kişinin üzerinde ayakta olması gereken, üzerindeki insanları doğrultan, Rabbine doğrultan bir yoldur. Kişinin namazıyla, orucuyla, ibadetiyle, duasıyla, teslimiyetiyle, tevbesiyle her an Rabbine doğru gitmeye çalıştığı bir yoldur, bir hayat programıdır sırat. Kişinin üzerinde dosdoğru Allah’a, dosdoğru Allah’ın hoşnutluğuna, dosdoğru cennete gittiği bir yol. Müstakim yol Kur’an’dır, sünnettir; Kur’an ve sünnetin ortaya koyduğu yoldur. Kur’an’da Rabbimizin biz kulları için seçip sı-nırlarını tespit ettiği İslâm yolu, kulluk yoludur. Her namazımızda Fâtiha’yla Rabbimizden istediğimiz yoldur. Eğer dünyada bu yola girmişsek sonunda bu yol bizi cennete götürecektir. İşte Hz. Adem’le (a.s) başlayan tüm peygamberler bu yol üzerinde yürümüşler ve kendilerine tabi olanlara bu yolu göstermişlerdir. Tabi bu yolun sağında solunda, ötesinde berisinde sapak yollar, tâli yollar, şeytanların yolları da vardır. Tarih boyunca bu müstakim sıratın başında, insanları uyaran Rabbimizin görevlendirdiği el-çiler vardır. Her bir sapış noktasında insanları bu dosdoğru yola kıla-vuzlayan elçiler, ısrarlı bir biçimde insanlığı uyarmışlar, görevlerini yapmışlardır. Yâni Rabbimiz ısrarla elçileriyle kullarını bu yolda tutma-yı murad buyurmuştur.