57, 58. “Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır. Merhametli olan Rab katından onlara selâm vardır.” Orada onlar için her çeşit meyveler sunulacaktır. Canlarının istediği, akıllarına gelen, düşünebildikleri yiyecek ve içecekler verilecektir. Ve onlar için orada iddia ettikleri, dâvâsını güttükleri her şey vardır. Dünyada dâvâ edindikleri, dâvâsını güttükleri her şey vardır cennette onlar için. Neyi dâvâ ediniyorsunuz? Dâvânız ne? Neyin dâvâsını güdüyorsunuz? Dâvânız, iddianız Müslümanlık mı? Bu dünyada Müslü-manca bir hayatı yaşamanın, Müslümanca bir hayatı gerçekleştirmenin kavgasını mı veriyorsunuz? Derdiniz, dâvânız bu mu? Müslüman kardeşleriniz arasında hiçbir sıkıntının olmamasını mı dert ediniyorsunuz? Müslümanların yüzünü güldürmeyi mi dâvâ ediniyorsunuz? Kesinlikle bilesiniz ki yarın onlarla beraber olacaksınız. Peygamberi tanımanın, peygamberin sünnetini öğrenmenin, peygamberi hayatta örnek bilip onun izini takip etmenin, yarın cennette peygamberle, peygamberlerle beraber olmanın dâvâsını mı güdüyorsunuz? Kesinlikle bilesiniz ki yarın cennette onlarla beraber olacaksınız. Ailenizin, çoluk çocuğunuzun, komşularınızın, akrabalarınızın, çevrenizdeki Allah kullarının cennete gitmesi için mi çırpınıyorsunuz? Onların cehenneme gidişlerinin önüne barikatlar koymayı mı dâvâ ediniyorsunuz? Kesinlikle bilesiniz ki, yarın cennette onlarla beraber olacaksınız. Dünyada namaz kılarak, namazla Allah huzuruna çıkmayı, Allah’’la konuşmayı, Allah’la beraber olmayı mı dâvâ ediniyorsunuz? Kesinlikle bilesiniz ki, yarın Rabbinizle beraber olacaksınız. O size ayın on dördü gibi veçhini gösterecek, sizinle konuşacaktır. Dünyada Rabbinizi hoşnut etmenin dâvâsını mı güdüyordunuz? Kesinlikle bilesiniz ki yarın Rabbiniz sizden hoşnut olacak ve sizi nîmetleriyle hoşnut edecektir. Nîmetleriyle her tarafınızı kuşatacaktır. Dünyada hangi dâvâyı güdüyorsanız, iddianız neyse orada onu bulacaksınız. Tüm iddialarınızın orada gerçekleştiğini göreceksiniz. Orada istenen, arzu edilen her şey var. Ama orada nelerin isteneceğini de bize Rabbimiz beyan buyuracak. Orada neleri isteyeceğimiz konusunda bir yapımız, bir fıtratımız olacaktır. Teyp, televizyon, şarkıcılar, türkücüler, oyuncular olmayacak elbette. Oranın rahatı ve huzuru adına, orada fıtraten arzu edilip istenme adına her şey vardır. Tabii, dünyada sadece numûne tatlar tattırılmıştır bize. Cennette daha başka, burada bilmediğimiz, tanımadığımız neler var istenecek bilmiyoruz. Ancak orada fıtratımızın isteyeceği, gözümüzün göreceği her şey vardır. Bütün bunların üzerinde kendilerine böyle mükemmel bir cennet ve nîmet hayatını hazırlayan Rabbleri onlara “selâm” diyecektir. Rabbimiz bizzat cennette cennetin sohbetçilerini selâmlayacaktır. Ne büyük bir devlet ya Rabbi. Cennette Rabbimiz bizi selâmlayacak, bize selâm verecek, bize selâmet, esenlik dileyecek. Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Ve lillah’il hamd! Bundan daha büyük bir saadet olur mu? Bizzat Rabbimizin sesini, sözünü duyacağız. Orada Rabbi-mizin sözünü bizzat kendisinden duyup dinleyeceğiz. Bu elbette hiç bir şeye değişilmez bir nîmettir. Sözlü olarak Allah’ın selâmına şahit olmak. Dünya planında büyük kabul edilen birisi bir eve, bir dükkana, bir mekâna uğradığı zaman insanlar orasını yüceltirler değil mi? Filan burada bir kahve içmişti, falan burada oturmuştu diye. Elbette burada Allah sözlerini duymaktan, dinlemekten zevk alanların hakkıdır bu. Dünyada Allah sözüyle birlikte olmayanlar, Allah kitabıyla, Allah elçisiyle ilgilenmeyenler, orada da Rahîm olan, Rahmân olan Allah’ın selâmından mahrum kalacaktır. Selâm, teslimiyetin, dirliğin, selâmetin ifadesidir. Sanki bu selâmıyla buyuracak ki Rabbi-miz, “ey kullarım, sizler şu anda Benim huzurumdasınız. Artık her şey bitti. Şu anda güven ve selâmet ortamındasınız. Size kötülük yapanlar, Müslümanlığınızdan ötürü düşmanlık yapanlar bitti. Dosyalanmalarınız, takibe alınmalarınız, soruşturulmalarınız, gamlarınız, kasvetleriniz, çileleriniz bitti. Âcizliğiniz, hastalanmalarınız, aç kalmalarınız, sıkıntılarınız her şey her şey bitti. Artık selâm ve selâmet üzeresiniz.” Yine şöyle diyecek: