66. “Dilesek gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?” Eğer biz isteseydik, onların gözlerini siliverir, gözlerini kapatıp büsbütün görmez hale getirirdik de, onlar yola dökülürler, sırata koşarlardı. Daha iyi Müslüman olmaya, daha iyi kul olmaya sa’y ederler, yarış ederlerdi. Ama heyhât, onlar bunu nereden bilecekler? Nasıl an-layacaklar, nasıl görebileceklerdi? Yâni eğer biz isteseydik, onları hi-dâyetten saptırır, uzak tutardık da onlar asla hidâyeti bulamazlardı. Evet isteseydi Allah, gözlerimizi silme yapıverirdi de, o zaman da bağırıp çağırırdık. Ya Rabbi ben Müslüman olacaktım, ben sırata girecektim, ama ne yapayım ki gözüm kalmamış. Âyetin bir başka anlamı da şöyledir: Şu anda bu kâfirler kendi hür iradeleriyle görmek istemiyorlar, görmeye yanaşmıyorlar. Allah’ın bu kadar âyetlerine karşı kör ve sağır davranıyorlar. Görecek gözleri varken, görme imkânları varken böyle davranıyorlar. Ama eğer Allah kâfirlerin kullanmadıkları bu gözlerini alıverse, silme kör yapıverse, o zaman anlayacaklardı gerçeği. O zaman anlayacaklardı Rabblerinin gücünü, kudretini. O zaman anlayacaklardı isyan içinde, küfür ve zulüm içinde bir hayat yaşadıklarını ve tevbe ederek Rabblerine kulluk yoluna, sırat-ı müstakîme koşacaklar, daha iyi Müslümanlık için birbirleriyle yarışa gireceklerdi. Yâni eğer şu anda Rabbimiz yeryüzündeki tüm kâfirleri kör ediverse, bu onlar için büyük bir mûcize olacak, en büyük bir âyet olacak, akılları başlarına gelecek ve zoraki onları hidâyete, imana sevk edici bir saik olacaktı. Onlar süratle imana, hidâyete koşacaklardı, ama o halleriyle artık nasıl yol bulacaklar bu adamlar? diyor Rabbi-miz. Peki böyle bir durumda gözleri kör edilince acaba niye şu anda koştukları başka şeylere koşmuyorlar da sırata koşuyorlar? Meselâ niye oturmaya, yatmaya, içmeye, zinaya, zulme, küfre, isyana, pav-yonlara, barlara koşmuyorlar da, Allah’a imana ve kulluğa koşuyorlar? Bu şunu gösteriyor: İfade ettiğim gibi bu adamların fıtratlarında iman, hidâyet vardır. Mayalarında Allah’a kulluk bilinci vardır. Yâni hakkın, hidâyetin, doğrunun farkındadır bu adamlar. Aslında şu anda gözleri açıkken, görüp dururlarken bilerek ve kasten kâfirlik yapıyorlar. Bilerek ve kasten örtüyorlar Allah’ı ve Allah’ın âyetlerini. Örtüyorlar hidâyeti. Gözleri kör olunca koşacaklar bu bildikleri sırata ama, Fi-ravun’un son anda koşması gibi bu koşmalarının hiç bir değeri olmayacak. Nereden görebilecekler artık bundan sonra? Rabbimiz basiretlerle bir hayat yaşayanlardan eylesin inşallah bizi. Şimdi düşünüyoruz: Şu anda, “kulum eğer şu sana verdiğim gözlerini Benim şu âyetlerimi okumakta kullanmazsan onları senden geri alacağım. Eğer şu Benim âyetlerimi öğrenip Benim kullarıma an-latmaya başlamazsan ağzını, dilini alacağım. Eğer bana kulluğa yönelmezsen sana verdiğim bu hayatını alacağım,” diye Rabbimizden bir haber gelse ne yaparız? Hemen bu işe başlarız mı diyorsunuz? Peki o zaman şu anda Allah mı suçlu hâşâ bunları bize vermekle? Ya da kullanmadığımız bu âzâlarımızı almamakla Allah mı suçlu? Neyse, cevabınızı kendiniz verin. Ama yarın zaten Allah’ın alacağı, toprak olacak bu azaları neden bugün O’nu verenin yolunda kullanmıyoruz? İyi düşünelim…