83. “Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.” O halde tesbih her şeyin mülkü elinde olan, her şeyin hükümranlığına sahip olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf yetkisi elinde olan, şanı yüce Sübhan’a aittir. Allah Sübhan’dır. Allah eksiksiz ve noksansızdır. Mülk elinde olandır O Allah. O’nu tesbih ederiz. Tesbih sadece O’nun hakkıdır, dönüş de sadece O’nadır. O’na döneceğiz ve hesabı O’na ödeyeceğiz. Yaşadıkları bu hayatın hesabını ödemek üzere insanlar O’nun huzuruna gitmek istemeseler de, mecburen gideceklerdir. İşte böyle bir Allah tesbih edilir. Tesbih, Allah’ı Allah’ın kendisine ait haber verdiği mükemmel sıfatların sahibi olarak kabul etmektir. Kitabında kendisini nasıl tanıtmışsa öylece kabul ve iman demektir. Tesbih, Allah’ın tanıttıklarını, Allah’ın tanıttığı gibi anlayıp iman etmek demektir. Namazı, orucu, haccı, tesettürü, hukuku, eğitimi, ka-zanmayı, harcamayı, evlenmeyi, boşanmayı, hayatı, ölümü, kitabı, peygamberi Allah nasıl tanıtmışsa öylece tanıyıp kabul etmektir. Yine tesbih sürekli Allah’ı gündemde tutmak, gündeme almak demektir. Öyleyse bizler sürekli Rabbimizi gündemde tutacak, sürekli O’nu konuşacak, O’nu anlatacak, konuşulması gerekenin O olduğunu bileceğiz. Eğer sürekli Rabbimizi, Rabbimizin âyetlerini, Rabbimizin emir ve yasaklarını gündemimizde tutarsak, biz de Rabbimizi tesbih ediyoruz demektir. Tabii Rabbimizin isimlerini, Rabbimizin sıfatlarını sadece O’na vermek ve asla O’ndan başkalarına vermemek zorundayız. Meselâ Rahmân olarak Rabbimizi tesbih ediyorsak, Rahmâniyet sıfatını O’n-dan başkalarına vermemek ve O’nun Rahmâniyetine teslim olmak zo-rundayız. O’nun bizim için açtığı rahmet kapısı olan kitabıyla diyalogumuzu kesmemek, yine Rahmet olarak gönderdiği peygamberine tabi olmak zorundayız. Rezzak olarak tesbih ediyorsak, O’ndan başkalarını Rezzak olarak görmemek ve rızkı sadece O’ndan beklemek zorundayız. Alîm olarak tesbih ediyorsak, sadece O’nun ilmine teslim olmak zorundayız. Rabb olarak tesbih ediyorsak, rubûbiyeti, kanun koyma, yasa belirleme yetkisini O’ndan başkalarına vermemek ve sa-dece O’nun programını izlemek zorundayız. Melik, Mâlik olarak tesbih ediyorsak, kendimizi mülk olarak sadece O’na teslim etmek zorundayız. İşte böylece Rabbimizi tesbih edeceğiz. İfade ettiğim gibi Allah Sübhan’sa, Allah eksiksiz ve kusursuzsa, Allah tam ve mükemmelse, elbette O’nun dini de, O’nun kitabı da, O’nun bizim adımıza gönderdiği hayat programı da eksiksiz ve kusursuz olacaktır. O’nunkinden daha güzelini aramayın. Eğitim adına Allah ne dedi? Aramayın daha güzelini. Kazanma harcama adına ne dedi? Hukuk, ekonomi, kılık-kıyafet, hayat adına ne dedi? Aramayın daha güzelini. Allah’ı böyle bilin. Değilse unutmayın ki, dönüşünüz Onadır. İşte biz de şu anda bir kentte yaşıyoruz. Bize de Allah’ın elçileri gelmiştir, bize de Allah’ın kitabı gelmiştir. Bizler de şu anda Allah’ın kitabı ve elçisiyle karşı karşıyayız. Kitap aramızdadır, peygamberin yolu, peygamberin sünneti aramızdadır. Şu anda tıpkı o gün olduğu gibi, Allah’ın âyetlerini gündemden düşürmeye, Allah’ın elçilerini susturup onlara hayat hakkı tanımamaya sa’y edenler var. Öyleyse haydi Sahib-i Yâsîn gibi, o Allah eri yüce şehit gibi bizler de Allah’ın kitabına sahip çıkalım. Tıpkı o yiğit gibi biz de Allah’ın elçisini müdafaa edelim. Kitabı ve sünneti öğrenerek, kitabı ve sünneti kuşanarak toplumumuzu uyaralım. Kitaba ve peygambere kendimizi siper edelim. Bunun kavgası içine girelim ki biz de onun gittiği cennete gidelim. Bizim hesabımız da kolay olsun. Velhamdü lil-lahi Rabbil Âlemin.