Yûnus Suresine Dön

Yûnusيونس

11. Ayet

11Yûnus Suresi

وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Şayet Allah, insanlar hayır istediklerinde çarçabuk verdiği gibi (öfke hâlinde yaptıkları beddualar ya da masiyetlerle hakettikleri) şerri de çabucak verseydi onların ecellerine hükmedilir (ve işleri bitiriliverirdi). Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11. “İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çabucak verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.” Âhireti, cenneti ve cennetteki mü’minlerin mükâfatlarını gündeme getirirken bakıyoruz ki birden bire Rabbimiz sözü dünyanın değerlendirilmesine çeviriverdi. Hayat da böyle değil mi? Bir bakıyorsunuz hayattasınız, yaşıyor, amel işliyorsunuz, bir de bakmışsınız ki ölüvermişsiniz. Bir bakıyorsunuz dünyadasınız, bir de bakıyorsunuz ki âhirettesiniz. Bir bakıyorsunuz namazdasınız, bir de bakıyorsunuz ki dükkanda müşterilerinizle karşı karşıyasınız. Bir bakıyorsunuz Ramazandasınız, bir de bakıyorsunuz ki sofranın başındasınız. Bir bakıyorsunuz çocuksunuz, bir de bakıyorsunuz ki evleniyorsunuz. Bir bakıyorsunuz bir başarıyla, bir nîmetle kucaklaşıyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki bir acıyı, bir başarısızlığı solukluyorsunuz. Bir bakıyorsunuz sabahtasınız, bir de bakıyorsunuz ki akşamı idrak ediyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki evlerinizin içindesiniz, ağaçların, semanın, kuşların, bulutların, insanların hayatın içindesiniz bir de bakıyorsunuz ki bunların hepsini geride bırakarak âhirettesiniz. Öyleyse unutmayalım ki attığımız her adım, alıp verdiğimiz her bir nefes bizi ölüme ve ölüm ötesinde başımıza geleceklere götürmektedir. İşte Kur’an’ın anlatımı da aynen böyledir. Bir anda dünyayı anlatırken, bir de bakmışsınız ki âhiret ortamındasınız. Yâni bakıyoruz ki Rabbimizin anlatımı da aynen insanlık hayatının sanki bir görüntüsüdür. Evet hayat ve ölüm iç içedir ve ölüm bize her şeyden yakındır. Gerçi şu anda bundan gafil olan insanlar ölümün, âhiretin, hesabın kitabın değil de başka şeylerin acelecisidirler. Paranın, pulun, makamın, mansıbın, hattâ kimi günâha batmış kimseler yaşadıkları hayatın karşılığı olarak kendilerini bekleyen azabın, ateşin acelecisidirler. Yaşadıkları hayatla sanki gelsin bakalım ne gelecekse gelsin de görelim diyorlar. Ey peygamber! Ve ey peygamber yolunun yolcuları! hani şu bahsettiğiniz, azap nerde kaldı? Hani nerede o? diyerek alaylı bir biçimde azaplarını acele istemektedirler. Akılsızlar, gariptir ki Allah’tan istenmesi ve beklenmesi gereken şeyleri Allah elçilerinden ve onların yolunun yolcusu müslümanlardan istiyorlar. Haydi ey peygamber şu bize vaadedip durduğun azap neyse getir de görelim bakalım diyorlar. Veya bugün kâfirler bunu şu andaki müslümanlardan istiyorlar. Tabii hainler ne peygamberlerin ne de onların yolcularının böyle bir azabı acilen kendilerine getiremeyeceklerini bildikleri için de bu konuda cesur davranabiliyorlar. Güya müslümanlara delil getirmiş ve galip gelmiş sayıyorlar kendilerini de işledikleri günahlara devama kılıf bulduklarını zannediyorlar. Tabii bunlar yeni değil, geçmiş toplumlar da peygamberlerinden aynı şeyleri istemişlerdi. Kur’an bunu detayıyla anlatır. Evet bu beyinsizlerin bu isteklerine karşılık Rabbimiz buyurur ki bakın: Eğer Allah insanlar için, onların işledikleri suçlar yüzünden hak ettikleri şerri acele etseydi, yâni bu insanların amellerinin karşılığını dünyada hemen gönderme konusunda acele etseydi ne olurdu? Onların hayra, hayır konusuna acele edip istedikleri gibi, yâni paraya, pula, mala mülke, dünyaya, dünyalıklara acele edip onları istedikleri gibi, onların dünyalık oldukları, maddeci kesildikleri gibi Allah da onlar için amellerinin karşılığı olan cezalarını, azaplarını gönderme konusunda acele etseydi onların ecelleri hemen acele gelir ve defterleri dürülürdü. Mühlet veriyor, imkân tanıyor belki dönerler diye. Belki pişman olurlar da bana kulluğu karar verirler diye. Bakın Şûrâ sûresi bize bu konuyu şöyle anlatır: “Başımıza gelen her hangi bir musîbet ellerimizle işlediklerimizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder. "Yeryüzünde O'nu âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.” (Şûrâ 30,31) Canınıza, malınıza gelen her hangi bir musîbet sadece sizlerin ellerinizle işlemiş olduğunuz günâhlar yüzündendir. Günâhlar sadece ellerle işlenmez. Ama genellikle fiiller elle işlendiği için burada eller ifadesi kullanılmıştır. Evet mallarınız ve canlarınız konusunda size ulaşan musîbetler sizlerin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Ama sizin ellerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah affetmektedir. Ellerinizle işlediklerinizden pek çoğunu Allah görmezden geldiği, kaale almayıp affettiği için bunların cezasını size tattırmıyor. Eğer Rabbiniz size bu kadar merhametiyle muamele etmeyip de yaptığınız her bir günâh yüzünden hemen cezalandırılsaydınız mutlaka hepiniz helâk olup giderdiniz. Kur’an’ın başka yerlerinde bu hususu anlatan âyetler vardır. "Eğer Allah kazandıklarıyla insanları muaheze etmiş olsaydı yer yüzünde hiç bir canlı kalmazdı. Lâkin Allah onları belli bir vakte kadar erteliyor." (Fâtır 45) "Eğer Allah zulümleri yüzünden yerdekileri hesaba çekecek olsaydı yer yüzünde hiç bir canlı mahluk kal-mazdı." (Nahl 61) Rabbimiz bizim işlediklerimizden pek çoğunu affetmekle birlikte bazıları yüzünden mallarımıza ve canlarımıza bir şeyler göndermektedir. Öyleyse bileceğiz ki başımıza ne gelmişse kendi işlediklerimizden dolayı gelmektedir. Ve yine mü'minlere gelen musîbet ve sıkıntıların onların günâhlarına kefaret olduğunu Resûlü Ekrem efendimizin hadislerinden öğreniyoruz. Müslümanın başına, malına ve canına gelen bir dert, bir sıkıntı, bir hastalık, hattâ onun ayağına batan bir diken bile onun işlemiş olduğu bir günâhına kefarettir. Bunlar sadece mü'minin günâhlarının silinmesine sebep olmakla kalmayıp aynı zamanda onun Allah katında bir derece daha yükselmesine sebep olmaktadır. Allah’ın Resûlü Hz. Ayşe’nin rivâyet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur: "Kulun yer yüzünde günâhları çoğalıp onlara kefaret olacak bir şeyler bulunmadığı zaman Allah onun günâhlarına kefaret olmak üzere onu bir üzüntüye duçar kılar. Böylece onun günâhlarını döküverir" Ama buyuruyor ki Rabbimiz insanlar acelecidirler. Aceleden yaratılmışlardır. Aceleden yana peşinden yanadırlar. Yaptıklarının karşılığını bu dünyada acele görmek isterler. Allah öyle değildir. Allah yaptıklarının karşılığını onlara gösterme konusunda onlar gibi aceleci değildir. Onlara dönüş imkânı, tevbe fırsatı tanımaktadır. Öyle olmasaydı, yaptıklarımızın karşılığını acele dünyada görseydik belki şu anda hiçbirimiz hayatta olmayacaktık. Bizimle kavuşmayı ummayanları, bizimle karşı karşıya gelmeyi istemeyenleri azgınlıkları içinde, taşkınlıkları içinde bırakırız, terk ederiz de onlar şaşkın, şaşkın dolaşırlar. Biz onlara şaşkınlıkları içinde dolaşmaları için mühlet veririz. Rabbimiz mühlet verir ama asla ihmal etmez. Mühletini ihmal zannedip ihmallere düşmemek gerekmektedir.