1. “Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitabın âyetleridir.” Kur’an-ı Kerîmde ³h7! ile başlayan ilk sûre bu sûredir. Bundan sonra bu sûreyi takip eden Hûd sûresi, Yusuf sûresi, Ra’d sûresi, İbrahim ve Hicir sûreleri de Mekkî sûrelerdir ve hepsi de aynı karakteristik özellikleri taşımaktadırlar. Sûre huruf-ı mukatta ile başlar. Huruf-ı mukatta kesik, kesik okunan harfler demektir. Bu harfler Kur’an-ı Kerîmde altı sûrenin başında gelen ve o sûrelere ait birer âyettirler. Bu âyetler Kur’an’ın müteşabih âyetlerindendir. Biliyoruz ki Kur’an-ı Kerîmde muhkem ve müteşabih âyetler vardır. Muhkem âyetler en genel tarifiyle okuyucu tarafından ilk okunuşta mânâsı anlaşılabilen, bizim beş duyumumuza hitap eden ve bizden imanla birlikte amel isteyen âyetlerdir. Meselâ namazı kılın, zekatı verin âyetleri muhkem âyetlerdir ve bizden hem iman hem de amel isteyen âyetlerdir. Yâni biz hem namazın farz olduğuna inanacağız, hem de namazı bizzat kılacağız. Kur’an-ı Kerîmdeki müteşabih âyetler ise ilk okuyuşta mânâsı anlaşılamayan, duyularımızla kavrama imkânımızın olmadığı ancak muhkemlerle anlayıp, çerçevesini çizebileceğimiz âyetlerdir ki bunlar bizden amel istemez, sadece iman ister. Sırat, Haşr, Neşr, cennet, cehennem, ruh, melek, cin, şeytan vahiy, arş, kürsi, semavat, yedul-lah gibi konuları anlatan âyetlerdir. “Elif lâm mîm” “Yâsîn”, “Tâhâ” ve “Hâmîm” gibi âyetler müteşabih âyetlerdir. Bunların ne olduklarını, ne anlama geldiklerini biz bilemeyiz, hiç kimse de bilemez. Sadece bunların Allah’tan gelme birer âyet olduklarına öylece inanırız. Zaten az evvel de ifade ettiğim gibi bu âyetler bizden amel de istemez, bizden sadece iman ister. Yâni biz inanıyoruz ki bu âyetler Allah’tan gelmiş birer âyettir. 1: Sûrelerin başında gelen bu âyetler Kur’an’a dikkat çekmedir demişler. Rabbimiz o güne kadar insanların Kur’an’ın muhataplarının alışık olmadıkları bir ifadeyle söze başlayarak onların dikkatlerini kitap üzerine çekmek istemiştir deniyor. Allah buyuruyor ki sanki bu âyetleriyle: Kullarım! Dinleyin şu anda Allah konuşuyor! Bunu kendi sözlerinize benzetmeyin! Şu anda içinizden birisi konuşmuyor! Şu anda Peygamber de konuşmuyor! Bu Benim sözümdür! Şu anda Rabbiniz konuşuyor! Gelin bunu Benim sözüm olarak dinleyin! buyurarak kitabına ve kitabının önemine dikkat çekiyor Rabbimiz. Gelin ey insanlar, ey kullarım şu anda Allah konuşuyor! Bu söz, insan sözüne benzemez bu! âlim sözü, fazıl sözü, filozof sözü, psikolog sözü, sosyolog sözü, amir sözü, müdür sözü, baba ana sözü gibi dinlemeyin bunu! Sakın ha Benim sözümü içinizden birinin sözüne benzetmeyin! İçinizden birinin sözünü dinleyip de çöpe attığınız gibi, ya da kulak ardı yaptığınız gibi Benim sözümü de öylesine dinlemeye kalkışmayın! Şu anda Ben konuşuyorum! Bu söz Allah sözüdür! Ben konuşuyor olarak dinleyin ve gereğini yerine getirin! diyor sanki daha sözlerinin başında Rabbimiz. İşte insanlar bu söze daha bir ciddi kulak versinler daha bir ciddi dinlesinler diye böyle bir dikkat çekmedir denmiş. 2: İkinci olarak: Bakıyoruz sûre başlarında gelen bu tür âyetlerden sonra Kur’an-ı Kerîmde genellikle Kur’an’a dikkat çekilmektedir. Bakıyoruz bu âyetlerden sonra Rabbimiz hep Kur’an’a dikkat çekiyor. Bu âyetlerden sonra kitabın gündeme geldiğini görmekteyiz. Öyleyse sûre başlarındaki bu âyetlerle Rabbimiz Kur’an’la alâkalı tüm insanlığa meydan okuyor demektir. Buyuruyor ki Rabbimiz: Elif Lam Ra, Elif lâm Mîm, Yâsîn, Hâ Mîm. Ey insanlar! İşte elinizdeki Kur’an bu harflerden meydana gelmiştir. Sizler bu harfleri tanıyorsunuz, okuyorsunuz yazıyorsunuz. Bu harfler ellerinde olan sizler, bu harfleri okuyan, yazan sizler, bu harfleri tanıyan sizler haydi gücünüz yetiyorsa bu kitabın bir benzerini meydana getirin! Kur’an gibi bir kitap ortaya koyun bakalım! diye tüm insanlığa bununla Rabbimiz meydan okuyor denilmiş. 3: Bir üçüncüsü de bu harflerle Kur’an’ın Allah’tan geldiği beyan ediliyor denmiş. Yâni bu kitap her hangi bir insan sözü değil, insan kaynaklı bir kitap değil Allah kaynaklı bir kitaptır mesajını ulaştırma adına Rabbimiz sûrelerin başında böylece hitabı uygun bulmuştur deniyor. Ama en güzeli mânâsını bilmesek de bunlar aynen öteki âyetler gibi Allah’tan gelmiş birer âyettir diyoruz ve öylece iman ediyoruz. Demek ki bizler şu anda Hakîm bir kitabın âyetleriyle karşı karşıyayız. Hakîm bir Allah’tan, hikmetin ve bilginin kaynağı olan bir Allah’tan gelmiş Hakîm bir kitabın âyetleridir bunlar. Rabbimiz kendisi Hakîm, hikmet sahibi, her şeyi bilen olduğu gibi bu kitabı da hikmet sahibidir. Bu kitabı da mahza hikmettir, hikmet doludur. Sûrenin hemen başında Rabbimizin kendisinin ve kendisinden gelen bu âyetlerin hakim olduğunu anlatması bize şu mesajı vermektedir: Kullarım bu kitap Hakîm olan bir Allah’tan gelme Hakîm bir kitaptır. Eğer sizler gerçek hikmete, gerçek bilgiye ulaşmak istiyor-sanız, eğer nîmet ehli olmak, hakim olmak istiyorsanız, yeryüzünde hiç bir varlığın ulaşamayacağı yaratılış bilgisine, Allah bilgisine, kulluk bilgisine ulaşmak istiyorsanız Hakîm olan Rabbinizden size gelen bu kitapla beraber olmak zorundasınız. Hikmetin, bilginin kaynağından gelen bu kitabı tanımak zorundasınız. Hakîm olan Allah’ın hikmet dolu âyetlerine kulak vermek zorundasınız. Tüm hayatınızda bu kitabı hareket noktası kabul etmek zorundasınız. Bunun dışında âlim olabilmek için, hakim olabilmek için, bilgin, bilge olabilmek için baş vuracağınız bir yol, bir usul yoktur buyuruyor. Bizi kitabıyla birlikte olmaya çağırıyor. Allah’ın kitabından haberdar olmayan insanların cehaletten kurtulmaları kesinlikle mümkün değildir. Dün de, bugün de, yarın da yeryüzünün en âlim insanları müslümanlardır. Evet bu kitabı bilenler âlimdir, bu kitapla beraber olanlar bilgindir. Bu kitaptan haberdar olanlar hikmet sahibidirler. Kur’an-ı Kerîmdeki bu tür âyetlerin anlamı budur. Yâni bunu bilenler âlimdir, bundan haberdar olanlar fakihtir, bununla beraber olanlar akıllıdır gibi. Ama Allah’ın kitabından, Allah’ın yeryüzü için gönderdiği hayat programından habersiz bir hayat yaşayanlar cahildir. Kâfirler ve müşrikler yeryüzünün en cahil, en akılsız insanlarıdırlar. Çünkü Kur’an’ın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki gerçek bilgi vahiydir. Gerçek bilgi Allah’ın bildirdiği bilgidir. Allah bilgisine sahip olan, vahiy bilgisinden haberdar olan kişi âlimdir. Yâni ilim müslümana aittir. Kur’an’ı ve sünneti tanıyan kişi, vahiyden haberdar olan kişi dünyanın en âlim kişisidir. Vahiyden habersiz yaşayan insanlar cahildirler, bilgisizdirler ve hem dünyalarını hem de âhiretlerini berbat etmiş insanlardır. Kitap ve sünnetten habersiz yaşayan kimseler zâlimlerdir ve Allah asla za-limlere yol gösterecek değildir. Onlar dünyada da âhirette de kaybetmiş kendilerini kötüye harcamış, hayatlarını boşa harcamış kimselerdir. Tüm dünya şahittir ki Kur’an’ın yeryüzünü şereflendirdiği ilk dönemde yeryüzünün en cahil toplumu Kur’an sayesinde yeryüzünün en âlimleri olmuştur. Dünyanın en bedevi insanlarını bu kitap dünyanın âlimi yaptı, dünyanın en hakimi yaptı, dünyanın en âdil yöneti-cileri, dünyanın en örnek insanları yaptı. Sadece dünyanın değil âhi-retin de en âlimi yaptı bu kitap onları. Yaratılış bilgisinin, Allah bil-gisinin, kulluk bilgisinin vs aklınıza gelebilecek her bilginin en âlimi yaptı bu kitap onları. Öyleyse bunu, bu değişmez gerçeği tüm insanlığa ilân ederek diyorum ki ey insanlar! Ey Allah kulları! Gelin durumunuz, konumunuz ne olursa olsun, makamınız konumunuz koltuğunuz, renginiz cinsiyetiniz, diplomanız, kariyeriniz, tahsiliniz diplomanız ne olursa olsun gelin Hakîm olan Allah’ın Hakîm olan kitabına yönelelim. Hikmete ulaşma yolumuz her zaman açıktır. Rabbimiz tüm kullarının önüne böyle bir rahmet kapısı açmıştır. Rabbimizin açtığı bu rahmet kapısından istifade etmesini bilelim ve yeryüzünde hiç bir kaynağın sunamayacağı, hiç bir Üniversitenin sağlayamayacağı, hiç bir müessesenin veremeyeceği en üstün bilgilerle, hikmet ve kulluk bilinciyle donanıp dünyanın ve âhiretin en âlimleri olma imkânını elde edelim. Veya bir başka mânâyla muhkem bir kitabın âyetleridir bu âyetler. Semavat gibi, yıldızlar gibi tahkim edilmiş, Allah tarafından sağlamlaştırılmış, asla birileri tarafından yıkılamayacak muhkem varlıklar gibi bu kitabın âyetleri de tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmıştır. Hiç kimse ona müdahale edemez, hiç kimse onu iptal edemez, hiç kimse onun âyetlerini kaldıramaz, hiç kimse onun yasalarını iptal edecek, ondan daha muhkem, ondan daha güzel bir yasa koyamaz. Böyle Allah tarafından tahkim edilmiş sağlamlaştırılmış kalpte olan kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünyaya yansıyan bir kitabın âyetleridir bunlar. Veya bir başka mânâsıyla hayata hakim olan, hayata hükmeden, hayatın tümünde söz sahibi olan bir kitabın âyetleridir bunlar. Zira Kur’an hangi konuda ne diyorsa bu değişmeyen bir yasadır. İyi-kötü konusunda, hayır-şer konusunda, hak-bâtıl konusunda, adâlet-zulüm konusunda, iman-küfür konusunda, cennet cehennem konusunda, hayat-ölüm konusunda tek hakim, tek kıstas bu kitaptır. Kâinatta neler olacağı, insanların başlarına nelerin geleceği konularında bu kitap ne demişse, nelerden haber vermişse onlar mutlaka gerçekleşecektir. Çünkü bu kitap hayatın sahibi ve hayatı programlayan bir makamdan gelmektedir. Bilgi kendisinden olan, bilginin kaynağı olan bir Allah’tan gelme bir kitaptır bu. İşte böyle sözü söz olan, dediği de-dik olan ve hayata hakim olan bir kitaptır bu kitap. Aynı zamanda zaman içinde değeri, hükümleri, yasaları pör-süyüp, eskiyip, aşınıp değerini kaybetmeyecek bir kitaptır bu kitap. Çünkü bu kitabın yasaları zaman ve mekânla sınırlı değildir. Zama-nın kendisini eskitemeyeceği, üzerinden yağmurlar, karlar, boralar geçse de tek yasasına, tek harfine bile halel getiremeyeceği, asla hiç bir gücün ezip bozamayacağı kalpte olan, kabulde olan, Levh-i Mahfuzdan dünya âlemine yansıyan bir yazgının âyetleridir bunlar. Kıyâmete kadar eskimeden tüm insanlığın problemlerini çözebilecek bir kitabın âyetleridir bunlar buyurarak kitabını ortaya koyduktan sonra bakın şöyle buyuruyor: