26. “Muhsinlere (İyi davrananlara); daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karanlık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.” Muhsinler için hüsnâ vardır ve de fazlalık vardır. Muhsin Allah’ı görüyormuşçasına Ona kulluk yapan kişidir. İhsan Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmektir. İhsan Allah’ın gördüğü şuuru içinde olmaktır. İhsan kişinin yaptığını Allah huzurunda, Allah kontrolünde yapma şuuru içinde olmasıdır. Yâni eğer bir mü’min hayatının tümünde Allah’ı görmediği hal-de O’nu görüyormuşçasına, Allah’ın huzurunda olduğunun şuurunda bulunursa, her anının Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilir ve böylece yaptıklarını Allah için yaparsa yâni Allah karşısında böyle bir teslimiyet gösterirse. Ya Rabbi senin karşında ben bir hiçim! Ancak senin izninle yaparım! Senin yap dediğini yaparım! Senin bildirdiğini bilirim! diyerek Allah yolunda olursa, yaptıklarının tümünü Allah’a lâyık olarak yapmaya çalışırsa, ya da hayatını Allah için yaşamaya çalışırsa, Allah kontrolünde olduğunun bilincine ererse işte bunlar için, ve de sırat-ı müstakîme hidâyet edilen, dosdoğru yolda yürüyen, dünyada da ukbada da Allah’ın dâvetine icâbet eden, dünyada da ukbada da selâm ve selâmette olan, Allah’ın selâmet yurdu olan cennetine evet di-yen ve bunun gereği olarak da Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minlere hüsnâ vardır. Rab’lerinin kendileri için hazırladığı gözlerin görmediği, kulakların duymadığı cennetler ve o cennetler içinde akıl ve hayale gelmedik nîmetler var. Ve bir de ziyadesi vardır. Yâni yaptıklarının en güzel bir karşılığı vardır ve de onlar için daha fazlası da vardır, fazlalık da vardır. Onların yüzlerine ne bir karanlık, ne de zillet bulaşır. Yüzlerini ne karanlık kaplar, ne de horluk, hakirlik bürür. Allah’ın cennetine idhal buyurduğu bu kutlu insanlar asla zelil olmayacaklar, izzet içinde olacaklar. Yüzlerinde asla kara bir leke olmayacak, aksine onlar Allah’ın nûruyla aydınlanmış olacaklar. Rab’leri onları yüceltecek, onlara izzet ve şeref bahşedecek, düşünebileceğimizin ötesinde bir güzellik lütfedecektir. Çünkü onlar dünyada sadece Rab’lerini Azîz bilmişler, izzeti sadece Rab’lerinde görmüşler, Rab’lerine kullukta görmüşler ve Azîz olmanın yolunu Rab’lerine kullukta bilmişler ve bir ömür boyu O’na itaat etmişlerdi. Bir ömür boyu yalnızca Allah’a itaat ederek, yalnızca Allah yolunda Azîz olabilmenin hesabını yapan bu müslümanlar dünyada Azîz ve şerefli bir hayat yaşadıkları gibi öbür âlemde de Allah onları zillet ve meskenetten kurtarıp izzet ve şeref içinde bir hayatı lütfedecektir. Azîz ve şerefli bir makamın sahibi kılacaktır onları. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalacaktırlar. Öyleyse yarışanlar işte bunun için yarışsınlar. Öyleyse ey müslümanlar haydi Rabbimizin hazırladığı cennetine koşalım. Haydi her birerimiz Allah’ın istediği biçimde muhsinler olarak, hayatımızı Allah için yaşayarak, Allah’ı görürcesine bir hayat yaşayarak sürekli O’nun huzurunda ve O’nun kontrolünde olduğumuzu unutmadan bir hayat yaşayarak, yâni ihsan makamında bir titizlik içinde yaptıklarımızın tümünü Allah’a lâyık yapalım, Allah adına yapalım ve hüsnâyı elde edelim. Bizim için en güzel yol, en akıllı davranış Allah’ın bizim için hazırladığı bu hüsnâyı, bu cenneti elde etmek için çalışıp çırpınmak iken bakıyoruz insan-ların hesapları çok farlıdır. Ne kadar basit hesapların içine giriyorlar insanlar değil mi? Eğer şu kadar paraya ulaşabilirsem, şu evi bir bitirebilirsem, şu arabayı bir alabilirsem, şu makama bir oturabilirsem, bir holdingleşebilirsem tamam artık benim dünyada başka hiç bir isteğim yoktur diyor adam. Ne kadar basit hedefler, ne kadar basit istekler değil mi? Tam bir kâfir anlayışı. Ancak bir kâfir bunlarla avunup bir hayat yaşayabilir. Bir müslümanın nasıl bu tür basit hesaplarla avunabildiğini anlamak mümkün değildir. Yâni dünyanın en iyi evi, en iyi arabası, en iyi makamı senin olsa, dünyanın en zengini sen olsan, dünyanın tüm altın ve gümüşleri senin olsa ne yazar? Tüm dünya senin olsa, tüm dünyadakiler senin emrinde olsa ne kadar sahip olabileceksin de bütün bunlara? Ve eğer yarın ölür ölmez cehenneme gideceksen neye yarar da bunlar? Eğer yarın bu sahip olduklarının tümünü gideceğin o cehennem ateşinden kurtulabilmek için fidye olarak vermeye çalışacak ve cehennemin sahibi tarafından da kabul edilmeyecekse neye yarar bütün bunlar? Evet mü’min bütün bunları bilecek, bu âyetleri tanıyacak, Allah’ın öbür tarafta mü’min kulları için hazırladığı bu güzel mükâfatları tanıyacak ama yine de dünyalıkların içine gömülme adına yaşadığı hayatta aylar yıllar geçecek de cenneti bir kere hatırlamayacak, aylar yıllar geçecek de bir kerecik Rabbinin hatırını sormak üzere kitabıyla ilgi kurmayacak. Cenneti unuturken, cenneti anlatan Allah’ın kitabını örtüp bir hayat yaşarken ama beri tarafta kendi ekonomik dünyasında, iş hayatında, siyasî hayatında hep dünyasını düşünecek. Bunu anlamak gerçekten mümkün değildir. Yâni adam kendi hayatını her gün düşünürken kendi kitabını, yâni hayat kitabını hiç ihmal etmeden her gün okurken, Allah’ın kitabını okumaya zaman bulamıyorsa, ben bunun neyle izah edileceğini bilmiyorum. Böyle bir kimse sadece bir aldanışın içindedir diyebiliyorum. Halbuki bir insanın Allah’ı aldatması mümkün olmadığı gibi kendi kendisini aldatması da mümkün değildir. Gündemini Allah oluşturmayan, gündemini Allah’ın kitabı oluşturmayan bir insan kesinlikle bilmelidir ki o en büyük bir kayıp içindedir. Düşünün, bu sûre, Yunus sûresi senin gündeminin ne kadarını oluşturabildi? Bakara, Âl-i İmrân ne kadar gündem oluşturdu? Allah’ın Resûlünü ihtiyarlatıp belini büken Hûd sûresi seni ne kadar ihtiyarlatabildi? Kur’an senin hayatına ne kadar etki edebildi? Cenneti ne kadar düşünebildin? cehenneme ne kadar zaman ayırabildin? Evet mü’minlerin durumları böylece anlatıldıktan sonra bakın şimdi de beri taraftakiler anlatılacak: