Yûnus Suresine Dön

Yûnusيونس

35. Ayet

35Yûnus Suresi

قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

De ki: “Sizin (Allah’a) ortak koştuklarınız içinde hakka iletebilecek var mı?” De ki: “Allah’tır hakka ileten.” Hakka ileten (Allah mı) uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe doğruyu bulamayan (putlar ve onlar adına konuşan din bezirganları) mı? Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

35. “De ki: “Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır? De ki: “Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha lâyıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?” Bakın burada bir adım daha ileri atılarak dünyada insanın en büyük ihtiyaçlarından birisi olan hidâyet konusu, hidâyete erdirilme konusu, yâni dünyada mutlu olacağı, huzur ve sükûne ereceği bir ha-yat programına ulaşma konusu gündeme getiriliyor. Soruyor Allah: Söyleyin bakalım ey müşrikler, sizin bu şeriklerinizin, Allah’a ortak ko-şup kendilerinde bir şey gördüklerinizin içinde hidâyet eden, insanları hidâyete, doğru yola ulaştıran birileri var mı? Bunların içinde sizin tüm hayat problemlerinizi çözümleyecek, sıkıntılarınızı hakça hidâyete götürecek birileri var mı? Sizin ferdi, ailevi, toplumsal, ekonomik, siyasal, hukukî, ahlâkî, savaş, barış, evlenme, boşanma gibi dünya ve ukba problemlerinizi çözümleyip sizi Allah’ın yasaları gibi hakka, doğruya, saadete, huzura ulaştıracak birileri var mı? Sizi hakka, hak bir hayata, hak bir dünyaya, hak bir yaşama ulaştıracak var mı? Var mı böyle birileri? Allah’ın hidâyetine, Allah’ın yol gösterisine, Allah’ın kitabına gözlerini kapayan, kitapla ilgilenmeyen, problemlerine kitapla çözüm aramayan toplumlar kör kalmaya mahkumdur. Karanlıklar içinde, bunalımlar içinde, çözümsüzlükler ve çaresizlikler içinde bocalamaya mahkumdur. İşte şu anda Allah’ın hidâyet kaynağı kitabından kaçan, Allah’ın hidâyeti ve basîretlerinin dışında başka yerlerde çözüm arayan şu bizim toplumun ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette çırpındığını, bocaladığını görüyoruz. Her şeyimiz bozuk her şeyimiz çözümsüz. Problemlere çözüm arayan idareciler de her şeyi denemeden ama Kur’an’a asla müracaat etmemeden yanalar. Böyle adamlara, yâni Kur’an’ın tabiriyle kör, sağır ve dilsiz insanlara neyimizi emânet edebiliriz? Hangi işimizi emânet edebiliriz bunlara? Ne yapabilecekler bu adamlar sizin için ve bu ülke için? Allah’ın hidâyetinden kaçan, Kur’an’dan kaçan, Kur’an’ın çözümlerinden habersiz olan bu insanlar ne yapabilecekler de size? Neden kurtarabilecekler de sizi? Ekonominizi düzlüğe çıkarabilecekler mi? Ekonomik problemlerinizi çözebilecekler mi? Açlıktan kurtarabilecekler mi? Hukukunuzu, eğitiminizi, sosyal ve siyasal hayatınızı düzlüğe çıkarabilecekler mi? Bunalımlardan kurtarabilecekler mi? Sizi özgür, mutlu, huzurlu bir hayata kavuşturabilecekler mi? Karanlık ve sömürgeci güçlerin egemenliğinden kurtarabilecekler mi sizi? Hani yıllardır Allah’ın hidâyetinden, Allah’ın vahyinden, Allah’ın yol gösterisinden kaçan ve kendi yasalarıyla sizi kurtarma iddiasında olanlar bugüne kadar ne yapabildiler? Sizi karanlık ve egemen güçlere satmanın dışında, biraz daha onlara borçlandırarak sırtınıza ipotekler koymanın ve onların kucağına itmenin dışında, sizi onlara peşkeş çekmenin dışında ne yaptılar? Söyleyin ne yaptılar bu Kur’an düşmanları? Bu hidâyet kaçkınları. Bizim Allah’ın hidâyetine ihtiyacımız yoktur, bizim Kur’an’a ihtiyacımız yoktur! Bizim böyle bir kitaba ihtiyacımız yoktur, biz toplumun problemlerini kendi gücümüzle, kendi bilgilerimizle çözeriz! Biz bu problemleri A.B.D ile, A.T ile çözeriz! diyerek Kur’an’dan kaçan, Allah’ın çözüm önerilerini beğenmeyen, Allah’ın gönderdiği basîretlerle ilgilenmeyen bu körlere daha ne zamana kadar bel bağlayacak ve bunları Allah’a tercih edecek bu toplum bil-miyorum! De ki peygamberim hakka hidâyet eden, doğruya ve çözüme ulaştıran sadece Allah’tır. O zaman söylesenize, doğruya ulaştıran mı daha hayırlıdır? Yoksa Allah kendisine yol göstermedikçe doğruyu göremeyen mi daha hayırlıdır? Hangisi uyulmaya daha lâyıktır? Nasıl hükmediyorsunuz siz böyle? Nasıl da düşüncesiz hükmediyorsunuz böyle? Evet hiç düşünmüyor musunuz? diyor Rabbimiz. Kendisine hidâyet olunmadan, yol gösterilmeden yol bulamayan, kendisi bizzat Allah’ın hidâyetine, yol gösterisine muhtaç olan âciz bir kimse mi kendisine uyulmaya daha lâyıktır, yoksa onun da sahibi ve yol göstericisi olan Allah mı? Allah’ın sözleriyle, Allah’ın yasalarıyla bir dünya yaşamak mı daha hayırlı, yoksa insanların yasalarıyla bir hayat yaşamak mı? Halbuki o insanlara Allah hidâyet edip yol göstermeseydi, onlara görme ve işitme özelliği vermeseydi, Allah onlara akıl, güç, kuvvet vermeseydi ne yapabileceklerdi onlar? Nasıl yol bulabileceklerdi? Bu âcizlerin yollarına, onların çözüm önerilerine sahip çıkmanız, onların istedikleri gibi bir hayat yaşamaya çalışmanız ne kadar da yanlış bir şey değil mi? Ne oluyor size? Nasıl da böyle akılsızca hüküm veriyorsunuz? Bizim işlerimize Allah karışmaz, bizim hayatımıza karışacak başka tanrılarımız var, bu tanrılarımız bizim hayatımızın problemlerini Allah’tan daha iyi bilir, ya da kendi hayatımızı biz kendimiz düzenleriz derken hiç yakışıyor mu size? Akıllı bir insanın söyleyebileceği şey midir bu? Halbuki sizin bunu diyebildiğiniz dillerinizi Allah vermedi mi ? Aklınızı, fikrinizi, bilginizi, basîretinizi, gözünüzü, kulağınızı, rızkınızı, hayatınızı Allah vermedi mi? Nasıl diyebiliyorsunuz bunu Allah’a? Nasıl diyebiliyorsunuz Allah bizim hayatımıza karışamaz, o orta çağda kaldı, o eskilerin masalıdır diye? Gücünü, kuvvetini, attığın adımlarını bile kendisine borçlu olduğun Rabbine karşı nasıl diyebiliyorsun bunu? İsyan ederken bile bu imkânı kendisinden aldığın Allah’ı nasıl diskalifiye edebiliyorsun hayatında? Peki nasıl olacak? Hem bizim ha-yatımıza karışamaz Allah diyorsun, Allah’la çatışmaya giriyorsun hem de bir türlü çıkış yolu da bulamıyorsun. Bocalayıp duruyorsun. Ne kendini, ne aileni ne de insanları mutlu edemedin. Yok yok, boşuna uğraşmayın. Yol Allah’ın yoludur, hidâyet Allah’ın hidâyetidir ve insanların Allah’tan başka dostları, velîleri, yol göstericileri de yoktur. İnsanların ellerinden tutacak, kendilerine yardım edecek, isteklerini yerine getirecek, problemlerini çözümleyecek, başları daraldığı zaman korktuklarından onları kurtaracak, onlar adına aldığı kanunlar yasalar ve kararlarla onları sahil-i selâmete çıkaracak, dünyada da ukbada da onları mutlu ve mesud edecek, dünyada da ukbada da onların işlerini kolaylaştırıp yollarını açacak hiç bir velîleri de yoktur onların. Ve işte böyleleri apaçık bir sapıklık içindedirler. Evet işte böyle Allah’ı velî kabul etmeyen, Allah’ın velâyeti ve koruması altına girmeyen, Allah’ın hidâyetine tâbi olmayan, Allah’ın kendileri adına aldığı kulluk maddeleriyle ilgilenmeyen, kitap ve peygamberle diyalog kurmayan kendisine şeytanları, tâğutları, kâfirleri, nefsini, hevâ ve heveslerini velî edinen, onların istediği biçimde bir hayat yaşayan, onların hayat programlarını uygulamaya çalışan bir adam elbette çok açık bir sapıklık içinde kıvranan kişidir. Böyle bir adamın tüm hayatı bozuktur. Allah’tan ve Allah’ın kitabından ve elçisinin hayat programından habersiz yaşayan bir adamın tüm hayatı bâtıllarla doludur. Aile hayatı bozuktur, ticari hayatı bozuktur, sosyal hayatı bozuktur, ekonomik hayatı bozuktur, insanlarla ilişkileri, çevresiyle münâsebetleri bozuktur hâsılı tüm hayatı bozuk ve bâtıllarla doludur bu adamın. Bunlar dalâlette kalmış, çölün ortasında yolsuz, yordamsız kal-mış yollarını şaşırmış ve ne yapacaklarını bilemeyecek bir vaziyette bocalayan çırpınan insanlardır. Binlerce yol vardır karşılarında ama bu yollardan hangisinin kendilerini sahil-i selâmete çıkaracağını bilememektedirler. Binlerce alternatif vardır hayatlarında ama hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bilememektedirler. Bir yasa yaparlar, onunla problemlerini çözeceklerini zannederler, ama üç gün geçmeden değiştirmek zorunda kalırlar. Yaptıkları yasalar üç gün bile gitmiyor. Yaptıklarının hiç birisi sadırlarına şifa olmuyor. Yaptıklarının hiç birisi problemlerini çözmesi ve hayatlarına huzur getirmesi şöyle dursun her yaptıkları yasa başka huzursuzluklara, başka sıkıntılara dâvetiye çıkarıyor. Sıkıntılara giriftar olunca da yalvarıp yakarmaya başlıyorlar.