42. “Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?” Peygamberim o seni ve senin amelini, senin inancını, senin hayat programını reddeden insanlardan seni dinleyenler de var, ama onlar dinlemekle beraber sana inanmaya yanaşmıyorlar. Unutma ki peygamberim sen sağırlara işittirecek değilsin. Akılları almayan, akıl etmeyen, akıllarını kullanmayan bu sağırlara sen mi işittireceksin? Adamlar hem sağırlar, hem de üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa asla seni dinlemeyecekler ve adam olma yoluna girmeyeceklerdir. Ama akıllarını, duyularını kendi kurtuluşları adına kullananlar kazanacaklar, dünyalarını da âhiretlerini de güzelleştireceklerdir. Evet din-leyenler, dinlediklerini düşünüp akıl edenler, görenler, gördüklerini akıl süzgecinden geçirip değerlendirmeye alanlar müslümanlardır, ama körler, görmeyenler, dinlemeyenler, sağırlar ve akıllarını kullanmayanlar da kâfirlerdir. Evet onlardan kimileri de vardır ki seni dinlerler. Dinlerler ama itaate yanaşma görülmez hayatlarında. Dinlerler ama uygulamaya yanaşmazlar. Çünkü bu adamların kalplerine hakkı duymalarına, hakkı anlamalarına engeller, kılıflar vardır. Kulaklarına da sanki ısıdan izole etme veya elektrikten yalıtma anlamına bir izole, bir tecrit bölgesi yerleştirilmiştir. Kulaklarına kurşun dinlerler ama anlamazlar anlayamazlar. Onlara bir şeyler anlatmak, nasihat etmek sığıra nasihat etmek gibidir. Çünkü bunlar söyleyenin sözünü anlamak için akıllarını, kalplerini, gözlerini, kulaklarını kullanmak istemezler. Kör bir taklitten yanadır adamlar. Denilenin sebebini, hikmetini anlamaya yanaşmaz-lar. Nitekim bir gün Resûlü Ekremin okuduğu Kur’an’ı dinlemek üzere gelen Ebu Cehil kendisiyle birlikte onu dinleyen Nadir bin Harise: Ey Nadir, Muhammed ne diyor? Onun okuduklarından bir şey an-ladın mı? diye sorar. Resûlü Ekremin okuduğu Kur’an’ı uzun bir süre dinleyen Nadir derki: Kâbe’yi inşa edene yemin ederim ki ne diyor bilmem, görüyorum ki o sadece dilini oynatıyor, ama ne dediğini an-lamıyorum. Evet anlamıyorlar, anlayamıyorlardı, çünkü onlar Allah’ın kendilerine verdiği zikri geçen organlarını kullanmak istemiyorlardı. Ölümle tüm bu organlar nasıl misyonunu kaybediyorsa, ölen kişi nasıl duymaz duygulanmaz ve anlamaz hale geliyorsa işte aynen onun gibi kabiliyetlerini söndürmüş, duymamayı, anlamamayı tercih etmiş bu insanların bu organlarını Allah iptal edivermiş manevî bir ölümle. İşte Rabbimiz peygamberine ve onun şahsında bizlere buyuruyor ki ey kullarım: Fıtratları bozulmuş olanlar, yaratılış melekelerini kaybetmiş, duymaz, işitmez, akıl etmez hale gelmiş, doğruya yönelme istidatlarını kaybetmiş bu ölüleri siz diriltecek değilsiniz onları an-cak Allah diriltecektir. Bu duruma gelmiş insanlar için ne peygamberlerin ne de başka birilerinin yapabilecekleri bir şey yoktur. Zira Allah’ın duyurmadığına kimse bir şey duyuramaz. Allah’ın söyletmediğine kimse bir şey söyletemez. Allah’ın göstermediğine kimse bir şey gös-teremez. Allah’ın şaşırttığını kimse yola getiremez. Bunlar kabirdekiler gibi değillerdir. Bunlar vahye karşı kapılarını pencerelerini kapamış, duymayan duygulanmayan, düşünmeyen, idrak etmeyen hayattayken ölmüş insanlardır. Bunlar ölülerdir ve bunları Allah’tan başka diriltecek de yoktur. Allah bunlarda ya bir dirilme emaresi, bir canlılık belirtisi görürse, dilerse Rabbimiz dünyada diriltecektir bunları. Dilemezse de âhirette huzuruna gelinceye kadar dünyada ölü bırakacak o zaman diriltecektir.