62. “İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” Evet dikkat edin, Allah’ın dostları, Allah’ın evliyası için korku yoktur. Onlar için her hangi bir keder, her hangi bir sıkıntı, üzüntü de yoktur diyor Rabbimiz. Onlar için ne cehenneme gitme korkusu ne de cenneti kaybetme üzüntüsü yoktur. A’râf sûresindeki âyetle bunu anlayacak olursak böyle demek zorunda kalacağız. Orada deniyor ki bakın: "Girin cennete sizin üzerinize korkuda yoktur mahzun olma da." (A’râf: 49) Buna göre kesinlikle cennete gireceklerdir diyoruz. Ama insanlar bunu şöyle anlamamalılar: Efendim dünyada mü'min olunca, Allah’ın dostlarından olunca, Kur’an’la sünnetle tanışınca yine de korkuyoruz, yine de mahzun oluyoruz, neden böyle oluyor öyleyse? Neden tüm korkulardan ve hüzünlerden kurtulmuyoruz filan demesinler. Çünkü dünyada olabilecektir bunlar. Dünyada korku da üzüntü de olacaktır. Üzüntüsüz, gamsız, tasasız, korkusuz bir hayat ancak cennette olabilecektir, bunu unutmayalım hiç bir zaman. Ya da bunun bir başka mânâsı da, onun için gelecek konusunda korku yoktur, ama geçmişi konusunda da üzüntü yoktur olacaktır. Yâni geçmişte yaptığı şeyler konusunda mağfiret, gelecek için de ecir ve sevap söz konusudur onun için. Evet Allah’ın velîleri için korku ve üzüntü yoktur yarın. Peki acaba kendileri için korkunun da üzüntünün de kaldırıldığı bu Allah’ın velîleri, Allah’ın dostları kimdir? Ne gibi özellikleri varmış bunların? Buna geçmeden önce velî ile alâkalı çok kısa bir özet yapalım. Velî bir varlık adına ona danışmadan tek taraflı karar veren, karar alan ve aldığı kararlar berikisi için bağlayıcı olan varlıktır. Kuran-ı Kerîmde ilk kademede bizim velîmizin Allah olduğu ve velîmiz olarak Rabbimizin bizi karanlıklardan nûra çıkarmak üzere aldığı kararlarının tümünü uygulamak zorunda olduğumuz anlatılır. Sonra ikinci kademede mü’minlerin birbirlerinin velîsi olduğu anlatılır. Mü'min mü'minin velîsidir. Yâni mü’minler birbirleri hakkında karar alma, emretme yetkisine sahiptirler. Onların birbirleri hakkında aldıkları kararlar onlar için bağlayıcıdır. Mü’minlerden biri İslâm’dan, Allah’ın kararlarından bildiği 100 konu varsa o konuda karar verir diğerleri onu uygular. Bir diğeri de İslâm’ın bir konusunda bilgisi varsa o da onun hakkında karar alır, bu defa öbürleri de onu uygular. Meselâ ben İslâm’ın on konusunu biliyorsam o on konuda karar vereceğim, sizler o konularda benim aldığım kararlarımı uygulayacaksınız. İçinizden birisi de yirmi konuyu biliyorsa o da yirmi konuda karar alacak bu defa da o yirmi konuda biz onu dinleyecek ve onun bizim adımıza aldığı kararları uygulayacağız. Sonra üçüncü bir kademede işte bu âyet-i kerîmede olduğu gibi Allah’ın velîlerinden söz edilir. Bunlar da Allah’ın kulları adına al-dığı kararlarını Allah adına Allah kullarına duyuran kimselerdir. Allah dostlarıdır. Çünkü Allah kulları adına aldığı kararlarını bu mü'min kullarıyla yaptırır, bunlarla duyurur. Çünkü bunlar yeryüzünde Allah’ın velîleridirler. Konuşurlar Allah adına, yaptırırlar Allah adına, emrederler Allah adına, nehy ederler Allah adına, sakındırırlar Allah adına, emrederler Allah’ın emrettiklerini, sakındırırlar Allah’ın sakındırdıklarından, sevdirirler Allah’ın sevdiklerini, tebliğ ederler, duyururlar Allah’ın duyurduklarını, gösterirler, uygulattırırlar Allah’ın uygulayın buyurduklarını. Danışılır kendilerine yol gösterirler, hakkı emrederler. İşte bunlar yeryüzünde Allah adına konuşan, Allah adına emreden, Allah adına nehy eden, Allah’ın emirlerini, arzularını, âyetlerini, talimatlarını duyuran, uygulayan, uygulattıran Allah dostlarıdır. Bunlar bu müslümanlar Allah’ın dostlarıdırlar Allah da bu mü’minlerin dostudur. Bu müslümanlar Allah’ın dostları olunca elbette Allah’ın dostluğundaki öteki müslü-manlar da bunların dostlarıdırlar. Evet işte velî budur, Evliyaullah budur. Emr-i bil’ma’ruf ve nehy-i anil’münker görevini üstlenmiş her müslüman Evliyaullahtan-dır, Allah’ın velîsidir. Allah adına müslümanlara karar alabilecek kadar Allah yasalarını bilen, Kur’an ve sünneti tanıyan, Allah’ın dininin yaşanması, Allah’ın kanunlarının ve emirlerinin anlatılması adına, Allah’ın isteklerinin hakim olması adına çırpınırlar. Evin nasıl olmasını istiyor Allah? Ailenin, ticaretin, kazanmanın harcamanın, eğitimin, hu-kukun, sosyal yasaların, kardeşliğin, kulluğun nasıl olmasını istiyor Allah? Bunu bilen insanlardır bunlar. Allah’ın emirlerini yasaklarını bi-len, Allah’ın rızasının ve gazabının nerelerde olduğunu bilen insanlardır bunlar ve tüm dertleri yeryüzünde Allah’ın arzularının gerçekleşmesi, Allah’ın egemenliğinin hakim olmasıdır. Allah adına bunları isterler, bunları anlatırlar. Allah adına emr-i bil’maruf ve nehy-i anil-münker yaparlar. Allah’ın istediği tüm iyiliklerin yaygınlaştırılması ve tüm kötülüklerin kökünün kazınması adına çırpınırlar. İşte bunlar yeryüzünde Allah’ın velîleridirler. Ama şu anda bizim toplumda velîlik bazı özel kişilere hasredilmeye çalışılıyor. İşte yerde alan gökte yiyen, gaybı bilen, denizde yürüyen, kalplere hükmeden, eteğinden yapışanları cennete ulaştıran, insanlara bir bakışıyla hidâyet eden, Allah yanında yetkileri bulunan, kendisine sığınılan, dua edilen bir varlık olarak algılanmaya çalışılıyor velî. Halbuki yeryüzünde mü’min olup da velî olmayan, Allah’a dost olmayan bir tek insan yoktur. Tâbi bu mü’minler arasında imanlarına, takvalarına ve teslimiyetlerine göre Allah’ın daha çok dostu, daha az dostu olanlar olabilir. Meselâ peygamberlerin bizden üstünlükleri yasal olarak Allah tarafından bize bildirilmiştir. Ama peygamberlerin dışındaki biz müs-lümanlara gelince müslümanların kendi aralarındaki takva ve üstünlük ölçüsünü kendileri belirleme haklarına sahip değillerdir. Bu yetki Rab-bimize ait olduğu için diyoruz ki derecelerini yarın Rabbimizin açıklayacağı bütün müslümanlar evliyaullah’tandır. Hangisinin Allah’a daha yakın olduğunu Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Müslümanların dışındakilerin hepsi de evliyau’ş-şeytandır. Bakın bunların özelliklerini Rabbimiz şöyle anlatıyor: