71. “Ey Muhammed! Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, “Ey Milletim! Eğer durumum, Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin” demişti.” Ey peygamberim! Onlara Nuh’un haberini de anlat. Onun ha-berini de oku, onun durumunu da anlat insanlara. Oku emri Rasulul-lah’a vahyen gelen Kur’an’ın, peygamber tarafından tebliğini emreden bir ifadedir. Rasulullah’a emredilen bu husun aynı zamanda onun şahsında bizim için de bir emirdir. Öyleyse peygamber tarafından bize nakil edilen bu kitabın âyetlerini biz de hem kendimize hem de çevremize okumakla, duyurmakla mükellefiz. Hele hele şu anda haber peşinde koşan haber meraklılarına daha çok duyurmak zorundayız. Nuh (a.s)’ın haberini önce Rasulullah efendimiz bize okuyacak, bize duyuracak, biz ondan dinleyeceğiz ve hemen arkasından duyduğumuz, öğrendiğimiz bu haberi kendi ailemize, kendi milletimize, kendi kavim kabilemize götürecek, onlara bu haberle gideceğiz. Tüm haber programlarının en başına yerleşecek ve asla dönemi bitmeyecek, önemi kaybolmayacak, ilgi alanlarından düşmeyecek bir haber olacak Allah’ın bu haberi. İnsanların haber alma merakı vardır. Haberdar olma merakı vardır insanlarda. Bakıyoruz hep haber peşinde koşuyorlar. Kim ölmüş? Nasıl öldürmüş? Neyle öldürmüş? Kim nereye gitmiş? Kim ne-reden gelmiş? Kim seçmiş? Kim seçilmiş? Kim kazanmış? Kim kaybetmiş? Vs, vs. İnsanlar bir ömür boyu haber peşinde koşarlar. Belki de hakları vardır. Çünkü Allah onlara beş duyu vermiştir. Koklamak, tatmak, dokunmak, duymak isterler, haberdar olmak isterler. Tamam iyi de acaba şu ana kadar Allah’ın haberlerinden haberdar olabildik mi? Meselâ şu ana kadar size Nuh (a.s)’ın haberi geldi mi? Siz Nuh (a.s)’ın haberine muttali olabildiniz mi? Nuh’un haberini okudunuz mu? İbrahim (a.s)’ın haberini, Lût (a.s)’ın haberini, kıyâmetin haberini, ölüm ötesi hayatın haberini okudunuz mu? Bakın Rabbimiz yarattığı bu insanın yaratılış özelliklerini göz ardı etmeden onun haberdar olma ihtiyacını gidermek için haberler göndermiş kitabında. Bu mânâda Kur’an’ın tümüne haberler de diyebiliriz. Sâd sûresinde Cenab-ı Hakkın Kur’an için bu ifadeyi kullandığını biliyoruz. “Deki o azim bir haberdir” (Sad 67) Evet bu Kur’an azîm bir haberdir. Kur’an en büyük haberdir. Önünde saygıyla eğilinmesi gereken, durup dinlenilmesi gereken, insanların tümünü ilgilendiren, zamanın tümünü ilgilendiren, mekânın tümünü ilgilendiren bir haberdir Kur’an. Bizi ilgilendiren, hem bugünümüzü, hem yarınımızı, hem dünyamızı hem de âhiretimizi ilgilendiren Kur’an’dan başka bir haber yoktur. Söyleyin Allah aşkına, kıyâmetten daha büyük, daha önemli bir haber olabilir mi? Olmaz değil mi? Yâni en büyük haber, Azamet sahibi, önünde saygıyla eğilinmesi gereken, dehşeti, büyüklüğü kabul edilmesi gereken bir haber ancak Kur’andır, Kur’an haberleridir. Bugün her hangi bir haber programı değil, dünyanın bütün haber şebekelerini meşgul edecek bir haber yayınlansa kaç gün sürer? Ya da kaç kişiyi ciddi ilgilendirir bu haber? Kaç gün? Kaç ay? Kaç yıl ilgilendirir insanları? Bir yıl, elli yıl, yüz yıl. Öyle de olmuş; ni-tekim sonunda unutulup gitmiş. Ama bakıyoruz, Kur’an kıyâmete kadar bütün insanları, bütün zamanları, bütün mekânları kapsayacak gerçekten azamet sahibi bir haber. Kur’an’ın bize verdiği haberler öyle azîm, öyle büyük ve önemli haberlerdir ki tüm insanları, tüm zamanları ilgilendiren haberlerdir. Keşke insanlar kendilerine lâzım olmayan haberler peşinde koşa-caklarına gerçekten kendilerine lâzım olan haberlere yönelebilselerdi. İnsanlar keşke şu şeytan vahiyleriyle, şeytan vahiylerinin haber programlarıyla ilgilendikleri kadar Rab’lerinin haberleriyle ilgilenebilselerdi. Herkesin evinde şeytan vahiylerini alma aygıtları vardır. Ama şunu söyleyeyim: Kur’an’ın dışındaki haberlere ne kadar zaman ayırırsanız ayırın. Ama mutlaka Kur’an’a zaman ayırın! Beş saat televizyon okumak, üç saat gazete okumak, bir saat tabelâları, levhâlârı, dükkan reklamlarını okuyoruz da Allah için biraz da Kur’an levhâlârını, Kur’an tabelâlarını okumalı değil miyiz? Bakın işte bir Kur’an haberi. Nuh (a.s)’ın haberini sunuyor Rabbimiz. Allah’ın elçisi iyice yaşlanmış kavminin karşısında ve tüm uğraşlarına rağmen yine de kavmi adam olmaya yanaşmıyor. Kavminin adam olmayışı karşısında Nuh (a.s) üzülüyor ama yine de izzet ve şerefin zirvesinde, Allah’la birlikte olmanın, Allah safında olmanın üstünlüğü içinde kavmine şöyle diyor: Ey Milletim! Eğer benim durumum, Allah’ın âyetlerini size hatırlatmam, sizleri Allah’ın âyetleriyle uyarmam, içinde bulunduğum şu makamım, şu konumum, şu peygamberlik misyonum eğer size ağır geliyor, hoşunuza gitmiyorsa ki ben sadece Allah’a güvenip dayanmışımdır, bu görevimi Rabbimden almışımdır, Rabbime tevekkül etmişimdir, şu ana kadar Rabbim adına hareket etmişimdir; eğer benim risâletim, benim durumum hoşunuza gitmiyorsa o zaman haydi siz ve koştuğunuz ortaklar, şerikleriniz, putlarınız, tanrılarınız elbirliği edin de ne yapabilecekseniz yapın bakalım. Bana karşı yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Haydi elinizden ne geliyorsa onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin. Evet yıllarca kavmiyle mücâdele vermiş, gece dememiş, gündüz dememiş, kış dememiş, yaz dememiş bir ömür boyu hem de bizim ömürlerimizden çok daha fazla bir ömür boyu kavgadan, mücâdeleden usanmayan bir peygamberin savaşının, kavgasının son dönemlerinde söylediği sözlerdi bunlar. Kavmiyle arasındaki yorucu savaşın son dönemlerinin sözleriydi bunlar. Haydi ey adam olmayan kavmim, tüm işlerinizi, tüm planlarınızı, tüm güçlerinizi, tüm putlarınızı, tüm imkânlarınızı, tüm silah güçlerinizi, tüm askeri güçlerinizi, tüm ekonomik güçlerinizi, tüm bilim adamlarınızı, tüm filozoflarınızı toplayıp getirin de bana ne yapabilecekseniz yapın bakalım. Allah’ın elçisi belki hayatının son dönemlerinde, yaşlılık dönemlerinde tüm kavmine, tüm insanlığa meydan okuyor. Allah desteğinde bir peygamber olarak, güç kaynağının şuurunda bir mü’min olarak tüm dünyaya meydan okuyor. Azîz olan Allah’ın elçisi olarak izzet ve şerefin zirve noktasında tüm dünyaya meydan okuyor. Haydi toparlanın da bana ne yapabilecekseniz yapın, sonra sizin işiniz sizin üzerinize bir keder sebebi olmasın. Şimdi, hemen şimdi benim hakkımda ne yapacaksanız hük-münüzü verin ve bana bir mühlet, bir fırsat da tanımayın. Acımayın bana. Öldürecek misiniz? Hapse mi atacaksınız? Kodese mi tıkacaksınız? İşkence mi edeceksiniz? Susturacak mısınız? Ne yapacaksanız haydi buyurun dedi ve sonra Nuh sûresinde anlatıldığı gibi Rab-bine dua etti. Ya Rabbi bunlar adam olmuyorlar, bunlar imana gel-miyorlar bunların işini bitir. Sonra dedi ki: