83. “Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletin bir kısım gençleri dışında, kimse Musâ'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.” Firavunun kavminden, Firavun hanedanından birkaç genç hariç bunun dışında hiç kimse iman etmedi. Ama Rabbimizin ifadesinden anlıyoruz ki iman etmeyenler de zâlim Firavunun zulmünden korktukları için, kendilerine bir zarar vereceğinden çekindikleri için iman etmediler. Firavun ve sisteminin, Firavun ve adamlarının kendilerini fitneye düşürmesinden, işkence etmesinden korkuları iman etmelerine engel oldu. tâbi burada kast edilen sadece Firavun milleti değil Musâ ve Harun (a.s)’ların kendi kavimleri olan İsrâil oğullarından da çok az insan bu dâvete iman edebildi. Halbuki Musâ (a.s) kendilerini kurtarmak için gelmişti. Kendi kavmini Firavun sisteminin köleliğinden kurtarıp hürleştirmeye gelmişti. Üstelik bu insanlar bunu biliyorlardı. Hz. Musâ’nın ve kardeşi Harun’un Yakub (a.s)’ın çocuklarından olduğunu, yâni kendilerinden olduğunu biliyorlardı. Hz. Musâ’nın ataları İbrahim (a.s)’ın, Yakub (a.s)’ın, İshak (a.s)’ın ve Yusuf (a.s)’ın dini olan İslâm’la geldiğini çok iyi biliyorlardı. Ama yıllar yılı Firavun oğullarının zulüm ve işkence sisteminin altında öylesine sindirilmişler, öylesine asimile edilmişler, öylesine köleleştirilmişlerdi ki korkularından kendilerini kurtarmaya gelen tanıdıkları elçiye iman edip onun safında yer aldıklarını ortaya koyamadılar. Çünkü: Gerçekten Firavun yeryüzünde, Mısır arzında büyüklenen, büyüklük taslayan bir zâlimdi. Karunlarıyla, Hâmânlarıyla, Bel’amla-rıyla kendisini güçlü gösteriyor, zulmediyor, haddi aşıyor ve bozgun-culuk yapıyordu. İsraf ediyor müsriflik yapıyordu. Yâni kendi kendisini yaratıcısına kulluk makamından indirip boşa harcıyordu. Allah tarafından yaratıldığı halde, sahip olduklarının tamamı kendisine Allah tarafından verildiği halde Rabbine kafa tutarak tanrılığını iddia ederken aslında kendi kendisine yazık ediyordu. Kendi kendisine zulmediyordu. Kendisini kendi elleriyle Allah’ın istemediği bir hayata mahkum ederken hayatını israf ediyordu. Kendi kendini ısrarla Cehennem yolunda tutarken ateşe doğru sürüklerken kendi kendinin zâlimi oluyordu. Elbette kendisini düşünmeyen, kendi kendine zulmeden, kendisine hayrı olmayan bir zâlimin diğer insanlar için hayır düşünmesi de mümkün olmayacaktı. Kendi kendini mahvettiği gibi diğer insanların hayatını da mahvediyordu. Kendi dünyasını yıktığı gibi, toplumunun dünyasını da yıkıp boşa harcayan bir israfçıydı.