9. “İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rab’leri doğru yola eriştirir; nîmet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.” İman edenler Allah’a, Allah’ın istediği biçimde, iman edenler, Allah’tan gelenlere Allah’ın gönderdiği biçimde iman edenler, peygambere Allah’ın gönderdiği örnekliliği içinde iman edenler, kitaba Allah’ın istediği biçimde iman edenler. Evet inanılması gerekenlere Allah’ın istediği biçimde iman eden ve bu imanlarını sadece söz planında, iddia planında bırakmayarak hayatlarında görüntüleyenler, imanlarının pratiğini gerçekleştirip amele dönüştürenler, imanlarının nasıl pratize edileceği konusunda peygamberlerini adım adım takıp edenler. Allah’a iman, Allah’ın istediği hayatı yaşamaya imandır. Kitaba iman, hayatı onunla düzenlemeye ve amellerini kitap kaynaklı yapmaya imandır. Peygambere iman, da onun hayatta örnekliliğine imandır. Evet işte böyle iman edenler ve imanlarını amele dönüştürüp hayatlarında görüntüleyenler var ya işte bunlara imanları ve teslimiyetleri sebebiyle Rab’leri hidâyet edecek onlara dosdoğru yolunu gösterecektir. Demek ki bir insan imanından da, küfründen de bizzat kendisi sorumludur. Yâni Rabbimiz insanları kendi iradeleriyle baş başa bırakmaktadır. İnsanlara iman ya da küfürden her hangi birisini tercih imkânı vermekte ve hür iradesiyle yapacağı bu tercihine göre onu sorumlu tutmaktadır. Rabbimiz hiç kimseyi kendisine özgür bir irade vermedikçe sorumlu kılmıyor. Rabbimiz kullarına akıl vermiş, hayrı şerri birbirinden ayırt edecek temyiz vermiş, yâni hayır ve şer yollarını da göstermiş, peygamberler göndermiş, o peygamberleri vasıtasıyla yol gösterecek âyetler indirmiş sonra da insanlara şöyle buyurmuştur: Kullarım, ben size hayrı da şerri de, hakkı da bâtılı da, cenneti de cennet yolunu da cehennemi de cehenneme götürü yolları da gösterdim. Size bu ikisinden birisini tercih imkânı ve iradesi de verdim. Haydi buyurun bu özelliklerinizle ya kabul edin ya da reddedin. Artık bundan sonra hiç birinizin her hangi bir mâzeret ileri sürmeye hakkınız kalmamıştır. Kâfirliği seçen, seçimini kâfirlikten yana kullanan insanın suçlusu başkası değil bizzat kendisidir. Hür iradesiyle de İslâm’ı seçen, seçimini Allah’a kulluktan yana kullanan kimsenin bu güzel sorumluluğu da kendisine aittir. Çünkü onu bizzat seçen kendisidir. Çünkü bir kimse hür iradesiyle İslâm’ı seçmedikçe, iradesini o istikâmette kullanıp gereğini yerine getirmedikçe Allah zorla onun İslâm’ını da onay-lamıyor. Allah zorla hiç kimseyi müslüman yapmıyor. Zorla hiç kimseyi kâfir yapmadığı gibi müslüman da yapmıyor. Bir adam kendi gönlüyle kendi iradesiyle kâfirliği tercih edecek, Allah onun tercihini onaylayacak ve bu tercihine göre bir hayat yaşayacak ve sonunda bu tercihinin âkıbetine katlanacak. Veya adam kendi hür iradesiyle müslüman-lığı tercih edecek, Allah onun tercihini onaylayacak ve hayatını bu imana bina edecek ve sonunda bu tercihinin karşılığını görecektir ve kurtulacaktır. Durum böyle olunca da ne kâfirlerin ne de müslümanların bugün kaderci bir anlayışa kapılarak benim bu tercihim ve bu tercihe bağlı olarak yaşadığım hayatımın suçlusu ben değilim bunun suçlusu kaderimdir, suçlusu Allah’tır diyerek tüm günâhlarından sıyrılması mümkün değildir. Bu felsefeye kapılarak insanların tüm pisliklerin-den, tüm rezaletlerinden sıyrılarak kendilerini temize çıkarma gayretleri Allah’tan ve Allah’ın âyetlerinden gafil bir şekilde kendi şeytani felsefelerinin ardına düşmelerinden, bilgisizce, mesnetsizce kendi hevâ ve heveslerini putlaştırmalarından kaynaklanmaktadır. İşte Allah’ın kitabında haber verdiğine göre Allah hiç kimsenin tercihinden, hareketlerinden sorumlu değildir. Allah hiç bir kimseyi hiç bir tercihe zorlamamaktadır. Hiç bir kimseyi hiç bir harekete zorlamamaktadır. Aksine insanlar hür iradeleriyle iman ya da küfürden birini kendileri seçmektedirler. Binaenaleyh kendi hür iradesiyle küfrü tercih eden kâfirin cehenneme kadar yolu var diyoruz. Ama imanı, teslimiyeti ve cenneti tercih eden kullarına da Rabbim bu tercihlerine göre hidâyet etmektedir. Onlar, o mü’minler bu tercihlerinden ve bu tercihlerine uygun olarak yaşadıkları müslümanca bir hayatlarından ötürü altlarından ırmaklar akan Naim cennetlerindedirler. Evet bu müslümanlar tercih ettikleri imanları sebebiyle ve bu imanlarından kaynaklanan yaşadıkları hayatları sebebiyle Naim cennetlerindedirler. Kâfirler küfre kullandıkları tercihleri sebebiyle cehennemde azabın içinde perişan olurlarken mü’minler de Naim cennetlerinde nîmetlerin içindedirler. Böyle bir sonuca müracaat için zaman geç değildir. Her an buna müracaat edip sözleşme imzalayabilirsiniz. Gece veya gündüz ne zaman isterseniz. Siz tercihinizi bundan yana kullanmaya karar verdiğiniz anda bilesiniz ki Allah’ı yanı başınızda hazır bulacaksınız. Rabbiniz hemen sizi böyle bir anlaşmada taraf kabul edecek, sizin bir adım atmanıza o koşarak gelecek ve sizinle böyle bir akdi imzalayacak ve sonunda sizin için cennetinden razı olacaktır. Cennetini sizin için ayakkabınızın tokasından daha yakın kılacaktır. Öyle bir cennet ki altlarından ırmaklar akmaktadır. Bal ırmak-ları, süt ırmakları, şarap ırmakları ve su ırmakları. Öyle bir cennet ki aradığınız her şey var. Öyle bir cennet ki sahibinin şanına lâyıktır, başka bir şey demeye gerek yoktur.