Zâriyât Suresine Dön

Zâriyâtالذاريات

11. Ayet

11Zâriyât Suresi

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ

Onlar ki cehalet ve körlük içinde, gafillerdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10-11. “Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!” “Yok olsun o yalancılar. Kahrolsun o Allah bilgisini, Allah hidâyetini bir kenara bırakarak kendi tahminlerini, kendi hevâ ve heveslerini ileri sürenler…” Tercihlerini. Allah kitabından yana kullanmayarak, kitabın hidâyetinden mahrum bırakılan nasipsizleri Allah kahretsin. Zaten kahrolmaya lâyık olanlar onlardır. Çünkü Allah bilgisini, peygamber bilgisini diskalifiye ederek kendi tahminleriyle, kendi ümniye-leriyle bilgisizce bir hayatı yaşayarak hem dünyalarını hem de âhiret-lerini mahvetmişlerdir. Vahye müracaat etmedikleri, kitaba ve peygambere kulak vermedikleri için çeşit çeşit fikirlerin peşinde kendi hevâlarını putlaştırmış ve haktan çevrilmişlerdir. Kesin bilgiden mahrum oldukları için hayatları, dünyaları hep şüphe ve tereddütlere bina edilmiştir. Şüphecidirler, zancıdırlar. Amelleri, bilgileri kitabî değildir, kitaba dayanmaz. “Zannediyorum bu böyledir!” der ve böylece zan üzerine yürürler. Zanla amel ederler. İşleri sadece boş bir zandır bunların. Onlar bilgisizlik içinde, karanlıklar, yanılgılar içinde sarhoşça bir hayat süren kimselerdir. Dünyayı, hayatı, âhireti, gökleri, yerleri, ölümü, kıyameti, haşri, hesabı, cenneti, cehennemi, Allah’ı, kitabı, peygamberi bilmezler. Allah bilgisinden mahrum oldukları için hiçbir şey bilmezler. Bu dünyada bilgisizlik, cehalet onların tek vasfıdır. Allah’tan habersiz yaşadıkları bu dünya hayatı onları sarhoş etmiştir. Ne yaptıklarını, ne ettiklerini bilmez bir şekilde yaşarlar. Halbuki bu dünyanın sahibi, bu hayatın sahibi olan Allah, yarattığı kullarını bilgiyle karşı karşıya getirmiştir. İnsanı gözü kör, kalbi kör, kulağı sağır yaratmamıştır; ona gören göz, hisseden kalp, duyan kulak vermiş, hem kendisine sunduğu âyetlerine, bilgilerine mutabakat edebilecek bir özellikte yaratmış, hem de kendisine mutlak doğru bilgisini sunmuştur. İşte bu yaratılış özelliğini kullanarak Rabblerinin apaçık bilgilerine müracaat eden mü’minler aydınlık bir dünyanın insanları olurlarken, hayatı bu Allah bilgisiyle yorumlayıp değerlendirirlerken, beri tarafta vahyi yalanlayanlar, Allah bilgisine değer vermeyenler böyle değillerdir. Bu kâfirler kendi kendilerine oluşturdukları bilgilerle, kendi hevâ ve heveslerinden kaynaklanan vahye karşı bağlandıkları düşüncelerle, peygambere karşı savundukları hayat programlarıyla, Allah’a karşı tapındıkları sistemleriyle sarhoş olmuş, fıtratları bozulmuştur. Halbuki Allah’ın yarattığı fıtrat vahiyle özdeşti. Allah’ın yoğurduğu fıt-rat, peygamber, kitap gerçeğiyle uyuşacaktı. Ama onlar bunu reddet-miş, fıtratlarıyla çatışma içine girmişlerdir. Varlıklarının kabul etmediği, fıtratlarının uyuşmadığı, bedenlerinin, organlarının kabullenip haz-metmediği içkilerden çok daha tesirli olan bu bilgilerle sarhoş bir hayat yaşıyorlar.