Zâriyât Suresine Dön

Zâriyâtالذاريات

14. Ayet

14Zâriyât Suresi

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ

(Onlara denir ki:) “Tadın fitneniz (olan azabı). Bu, (dünyadayken ‘Nerede bu azap?’ diye) acele ettiğiniz şeydir.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

14. “Onlara: “Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi” denir.” O gün onlara, “haydi tadın azabı,” denir. “Tadın imtihanınızı, tadın fitnenizi, tadın yalanlamanızın karşılığını, tadın vahiyden uzak hayatınızın bedelini, tadın Allah bilgisine sırt dönerek kendi kendinize oluşturduğunuz bilgilerinizin, düşüncelerinizin yanılgısını. İmanınızın hatasını tadın. Tadın dünyada dünyanın sahibinin hayat programına alternatif geliştirdiğiniz hayat programınızın faturasını. Tadın vahyin bugünle alâkalı uyarılarına kulak vermeyerek dünyada güvenlik içinde bulunuşunuzun sonucunu. Fitnenizi tadın bakalım. Bakın bakalım na-sılmış bu azap? Bakın bakalım kurtuluş var mıymış bu azaptan? Çıkış var mıymış alaya aldığınız bu cehennemden? Dünyadayken hiç inan-mıyordunuz. “Zannediyoruz ki böyle bir şey olmaz” diyordunuz. Hiç ummuyor, hiç beklemiyordunuz bu sonucu. Haydi bakın bakalım kurtulabilecek misiniz? Yoksa hiç çıkmamacasına bu ateş azabının içinde mi kalacaksınız?” İşte o dünyadayken acele edip durduğunuz buydu. “Hani nerde kaldı bu kıyamet? Nerde kaldı bu hesap-kitap?” diye acele istediğiniz buydu. Acele ediyordunuz, “haydi ne gelecekse gelsin de görelim” diyordunuz. “Hani o din günü? Hani o diriliş günü? Hani o ateş? Hani o cennet? Hani o cehennem?” diyordunuz. Aslında bunu dillerinizle söylüyordunuz. Aslında iman etmek, hayatı bu imanla düzenlemek ve o günü kazanmak üzere bir aceleden yana değildiniz. Dünyada Rabbinizin âyetlerinden gafil olarak ölümün, âhiretin, hesabın, ki-tabın değil de başka şeylerin acelecisiydiniz. Paranın, pulun, makamın acelecisi olarak, günâhlara batmış kimseler olarak yaşadığınız hayatın karşılığı olarak kendinizi bekleyen azabın, ateşin acelecisiydiniz. Yaşadığınız hayatla sanki, “gelsin bakalım, ne gelecekse gelsin de görelim” diyordunuz. “Ey peygamber ve ey peygamber yolunun yolcuları! Hani şu bahsettiğiniz, azap nerde kaldı? Hani nerede o?” diyerek alaylı bir biçimde azabınıza acele istiyordunuz. İşte buyurun o acele isteyip durduğunuz azap gözünüzün önündedir. Şu anda bizzat o ateşin üzerindesiniz. Artık yalanlayabilirseniz yalanlayın onu. Alay edebilirseniz alaya alın.” Kıyamet gününe inanmayanlara, âhiret günü konusunda şüphe içinde olanlara, “hani nerede kaldı bu ya? Niye gelmiyor bu âhiret? Neden gelmiyor bu sözünü ettiğiniz hesap-kitap günü?” diye alay ederek onun çabucak gelmesini arzu edenlere verilebilecek en güzel cevap işte budur. Gerçekten âhireti yok farz ederek bir hayat yaşayanlara verilebilecek en acı cevap budur. Allah’ın bu âyetlerini duyduğu halde duymamış gibi davrananlara, ya da Allah’ın bu âyetlerini duymaya yanaşmayanlara ne büyük bir uyarı değil mi? Aklı başında olan bir adamın duyduğu bu Allah âyetlerine karşı dünyada vurdumduymaz davranması, ilgisiz kalması ve hayatını bir cehalet üzerine bina etmesi gerçekten çok garip. Kâfirler işte böyle dilleriyle alay ederek onu acilen istemeye çalıştıkları gibi, yaşantılarıyla, hayatlarıyla da onu acele istediklerini ortaya koyuyorlardı. İşledikleri küfürleriyle, zulümleriyle, haksızlıklarıyla, yeryüzünde işledikleri suçlarla düzeni, dengeyi, adaleti bozarak, yeryüzünde Allah’ın koyduğu yasaları ihlâl ederek fiilen kıyametin kopmasını ve bir an evvel tıraşlarının önlerine inmesini, hak ettikleri azabı boylamalarını istemekteydiler de, Allah onları bekledikleriyle karşı karşıya getiriverdi.