15-16. “Doğrusu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rabblerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce iyi davrananlardı.” Muttakîler, Allah’la yol bulanlar, Allah’ın âyetleriyle hareket edenler, Allah bilgisiyle bilgilenenler, hayatlarını Allah için yaşayanlar onlardan farklıdırlar o gün. Onlar Allah’ın kendileri için hazırladığı ağırlama cennetlerinde, pınar başlarında, pınarların arasındadırlar. Ötekiler için ebedî, ölümsüz olan cehenneme, cehennem azabına karşılık ölümsüz bir cennet de bunlar içindir. İnkar edenlerin, yalanlayanların, alay edenlerin, yok farz ederek yaşayanların karşısında kabul edenlerin, tasdik edenlerin, bekleyenlerin, hazırlık yapanlarındır bu cennet. Dünya hayatını o dünyanın, o hayatın sahibinin vahyiyle, bilgileriyle yorumlayan, o dünyanın sahibine kulluk eden, O’nun elçisinin pratikte gösterdiği örnek hayatı yaşayan, cennet ve cehennem bilinciyle yaşayan, cenneti kazanmak ve cehennemden kurtulmak he-yecanıyla, imanıyla bir hayat yaşayanlara işte cennet, işte pınarlar ve işte ölümsüz bir hayat… İşte dünyanın, hayatın sahibinin kendi bilgisiyle bir dünya yaşayanlara gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, akıl ve hayallerin bile ihata edemeyeceği bir ölümsüzlük yurdu… Rablerinin kendilerine verdiklerini alanlardır onlar. Rableri ken-dilerine ne vermişse alırlar. Hiçbir şey eksik edilmez onlar için. Akıllarına, hayallerine gelmedik nîmetler var onlar için. Bildikleri, bilmedikleri her tür nîmetler onlar içindir. Memnuniyetle alacaklar bu nîmetleri, seve seve, büyük bir iştah ve arzuyla kabullenecekler. Dünyada Rab-blerini razı edenler, Rabblerinden, Rabblerinin âyetlerinden, Rable-rinin hayat programından, Rabblerine kulluktan razı olarak, Rableri-nin istediği hayattan razı olarak Rabblerini razı edenler, o gün orada Rabbleri tarafından razı edilecekler. Çünkü: “Zaten onlar daha önce de muhsindiler.” Bunlar daha önce dünyadayken de muhsindiler. Dünyadayken de Rabblerini görürcesine O’na kulluk ediyorlardı. Onlar dünyada Rabblerini görmedikleri halde bir ömür boyunca sürekli Rabblerinin kendilerini gördüğünün, Rabblerinin murâkabesi altında olduklarının şuuruyla, imanıyla, bilinciyle, titizliğiyle O’na kulluk ediyorlardı. Rabblerinin iyi dediği, Rab-lerinin razı olduğu, Rabblerinin istediği bir hayatı yaşıyorlardı. Muhsin davranıyorlardı. Analarına, babalarına, akrabalarına, yetimlere, öksüzlere, miskinlere, Müslüman kardeşlerine karşı Rablerinin istediği gibi davranıyorlardı. Kâfirlere, Allah düşmanlarına bile muhsin davranıp onları cennete kazandırmanın kavgası içine giriyorlardı. Onların cehenneme gidişlerine engel olabilmek için gerekirse canlarını bile fedâ ediyorlardı. Allah için hem kendilerini hem de başkalarını düşünüyorlardı.