Zâriyât Suresine Dön

Zâriyâtالذاريات

19. Ayet

19Zâriyât Suresi

وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ

Onların mallarında dilencilerin ve mahrum kalmışların hakkı vardı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

19. “Onların mallarında isteyen ve isteyemeyenler için bir hak vardı, onu hak sahiplerine verirlerdi.” “Yine o muttakîler öyle kimseler ki, onların mallarında isteyen ve edebinden, hayâsından, iffetinden isteyemeyen fakirler için bir hak vardır. Onlar kendi mallarında sâil ve mahrum için hak bulunduğunu kabullenen ve bu kabulün gereğini yerine getiren insanlardı,” diyor Rabbimiz. Anladınız değil mi? Yani isteyen ve isteyemeyecek durumda olanlar için mallarında hak bulunanlar, bu hakkın bulunduğuna iman edenlerdi onlar. Dilenebilen, dilenemeyen, isteyebilen, isteyemeyen, soran, soramayacak olan insanların kendi malında belli bir hakkının olduğuna inanan kimseydi onlar. Cebindeki, kasasındaki, kesesindeki, dükkanındakilerin tamamının kendisine ait olmadığına, Allah’ın bunları sadece kendisi için harcanmak üzere vermediğine, onlarda kendisinden başka kimselerin de hakkı olduğuna inanıyor ve Allah kullarına harcamada bulunuyorlardı. Dikkat ederseniz bundan önceki sayılan iki özellik bireysel, ferdî bir hareketti. Gece az uyumak, kalkıp Allah’ı zikretmek ve istiğfarda bulunmak muttakîlerin bireysel bir hareketiydi. Yani mü’minler gece yalnız da olsalar kalkacaklar Rabblerine istiğfarda bulunacaklardı. Bunu tek başımıza da yapabileceğiz, ama bakın burada istenen üçüncü özellik birileriyle birlikte olmamızı gerektirecek. Önceki bireysel bir kulluk iken, bu toplumsal bir kulluğu anlatır. Yani gece uykusunu bölerek kalkıp Allah’ı zikretmek için kitabıyla birlikte olan bir Müslüman, elbette gündüz o okuduklarını uygulama sahası arayacaktır. İşte gece okuyup bilincine erdiği âyetleri uygulama sahası ararken de mü’minin karşısına isteyenler-istemeyenler, fakirler, yetimler, kadınlar-erkekler çıkacak. İşte Müslüman, gece Allah’tan aldığı vahiyleri, Allah’tan aldığı bilgileri onlarla paylaşma, onlara duyurma kavgası vererek Allah için bir fedâkârlık örneği sergileyecektir. Öyle değil mi? Onun gece vahiy alıcı olarak diğer insanlardan farkı olmayacak mı? Elbette gece Rabbi ile beraber olan, Rabbinin kitabıyla, Rabbinin âyetleriyle birlikte olan Müslüman vahiyden uzak kalıp şeytan vahiyleriyle beraber olan insanlardan farklı olarak, tek dert olarak para kazanmayı düşünmeyecektir. O Müslüman gündüz vakti daha önce kazandığı paralarını Allah yolunda Allah kullarına harcayarak cennete gidişin hesabını yapacaktır. Elbette vahiyle beraber olan, hareketlerini vahiyle belirleyen bir Müslüman, kendisini çevresindeki vesvesecilerin kendisine ilka ettiği bir düşünceyle, “bu para bana yetmez, üç günlük ömre altı günlük rızık lazımdır, daha fazla, daha fazla kazanmalıyım, daha fazla kazanıp Rabbimin rızasına ve cennetine ulaşmanın imkânını elde edeyim” diye bir düşünceye kapılmayacaktır. Şeytan vahiylerinin etkisi altında kalmayacaktır. O şunun derdinde olacaktır: ”Elimdeki mallarımı, birikimlerimi Allah yolunda nasıl harcayabilirim?” Eğer bizler de böyle yaşarsak kesinlikle bilelim ki bizler de muttakîlerden olacak ve Rabbimizin cennetine gitme imkânı bulabileceğiz.