Zuhruf Suresine Dön

Zuhrufالزخرف

20. Ayet

20Zuhruf Suresi

وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ

Dediler ki: “Şayet Rahmân dileseydi (putlara) ibadet etmezdik.” Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna dayalı tahminlerde bulunuyorlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

20. “Eğer Rahmân dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik” derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.” Görüyor musunuz? İşledikleri günâhları kadere bağlayıp işin içinden sıyrılmak istiyorlar. Hatalarının vebalini, günâhlarının ve işledikleri suçların sorumluluğunu Allah’a yüklemeye çalışıyorlar. Yaptıkları pislikler konusunda Allah’ı suçluyorlar. Gaybı taşlıyorlar ve, “eğer Allah müsaade etmeseydi, bizler bu meleklere tapınma işini, bu putlara tapınma işini beceremezdik. Allah izin vermeseydi biz bunları nasıl yapabilirdik”? Alçaklar, hayatlarına program çiziyor, hayatlarına haramlar, helaller koyuyor, yasalar belirliyor sonra da, “Allah böyle istediği için biz böyle yapıyoruz, Allah izin verdiği için bu yaptıklarımızı ya-pıyoruz, Allah müsaade ettiği için bu taptıklarımıza tapabiliyoruz. Bu yaptıklarımıza rızası olmasaydı, o zaman Allah bize imkân vermez ve bizi helâk ederdi. Uzun zamandır hem atalarımız, hem bizler bu işleri yürüttüğümüze, Allah bizi helâk etmediğine göre, demek ki Allah böyle istiyor,” diyorlar. Halbuki imtihan gereği, Allah dünyada kullarına dokunmuyor. İyilik yapana da, kötülük yapana da dokunmuyor. Allah’ın imtihanı gereği, dünyada insana dalâleti seçebilme iradesini vermiş olması dalâletten razı olması anlamına gelmemektedir. Allah’ın yeryüzünde imtihan gereği küfrü ve şirki yaratması onlardan razı olduğu anlamına gelmemektedir. Kâfirler böylece kendi küfürlerine kılıf aramaya bulmaya çalışıyorlar. Allah’a akıl vermeye, yol göstermeye çalışıyorlar. Alçaklar, “ey Allah! Biz bunu münasip gördük! Herhalde bizim uygun gördüğümüzü sen de uygun görürsün!” demeye çalışıyorlar. A’râf sûresinde de aynı konu şöyle anlatılıyordu: “Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, “Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti,” derler. De ki: “Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?” (A’râf 28) Bu kâfirler bir kötülük, bir fahşa işledikleri zaman, “atalarımızdan böyle gördük. Eğer bu yaptığımız kötü bir şey olsaydı, atalarımız bunu yapmazdı,” derler. Bir de derler ki, “Allah da bunu emretmektedir. Allah da böyle yapmamızı istemektedir.” Bu düpedüz Allah’a iftiradır. Eğer Allah böyle bir şey isteseydi, kitabında onu bizzat emrederdi. Buna Allah’ın kitabından delil gerekir. Çünkü vahiy, kitapla bilinir. Allah’ın neleri emrettiği, neleri yasakladığı kitapla bilinir. Allah, arzularını kitapla bildirmiştir. Allah’ın emir ve yasakları konusunda kitap, temel kriterdir. Kitabında Allah’ın emretmediği bir şeyi, Allah da böyle ister diyerek Allah’a yol göstermeye çalışmak, Allah’ın emretmediklerini, Allah emrediyormuş pozisyonunda yapmak veya insanlara tavsiye etmek, iftiraların en büyüğüdür. Zira Allah, fahşayı asla emretmez.