23:.”Ey Muhammed! Senden önce, her hangi bir kasabaya gönderdiğimiz uyarıcıya, o kasabanın şımarık varlıklıları sadece: “Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz,” derlerdi.” Çağlar boyu yaşanıp gelen, tekrar edilip gelen bir hastalıktır bu. Allah’ın insan hayatına karışması konusunda, odak nokta seçerek arzularını kendileri aracılığıyla insanlığa sunduğu peygamberlerine ilk karşı gelenler, ilk savaş açanlar, âyetin ifade buyurduğu gibi "Mütraf"-lardır. Yâni toplumun zengin, şımarık servet sahipleri. Toplum içinde sınırsız bir hayat yaşayan, zenginliklerinin, arsızlıklarının, servetlerinin kendilerini azdırdığı kimselerdir. Servetlerinin, zevk ve eğlencelerinin, lüks içinde sınırsızca yaşadıkları hayatlarının kendilerini bırakmayıp hakkı kabullerine engel olduğu varlıklı kimseler... Bunlar her dönemde ve her toplumda, gönderilmiş hak elçilerine karşı ilk savaşı açan kimselerdir. Hemen hemen her dönemde, topluma egemen olan bu zenginler grubu, peygamberlere karşı tavır alıp, peygamberlerin yolunu kesmeye çalışıp, halkı Allah elçilerine karşı kışkırtmışlardır. Bunun sebebi de şudur: Bunlar, her toplumda mevcut statükonun devamından yana-dırlar. Yâni mevcut düzeni savunmaktadırlar. Kendilerini servet sahibi yapan, kendilerini diğer insanlara egemen kılan, garibanların kanlarını emmeye izin veren, toplumun fakir kesimi üzerinde kendilerini Rabb-leştiren, o düzenin kendisidir. Mevcut sistem sayesinde palazlanıp servet sahibi oldukları için, sistemin yıkılmasını asla istemezler. Şunu da kesinlikle bilmektedirler ki, peygamber bu düzeni değiştirmek için gelmektedir. Peygamber, toplumda ezen ve ezilenlerin, zalimlerin ve mazlumların, sahte Rabblerin rubûbiyetlerine ve köleleştirilmiş Allah kullarının kulluklarına son verip, toplumda Allah hâkimiyetini gerçekleştirmek için gelmektedir. Peygamber, adaleti tesis etmek için gelmektedir. Peygamberin mesajı gönüllerde yer edip o mesajın hayata hakim olması sonucunda, bu adamların elde ettikleri tüm gayr-ı meşrû servetler ve toplum içinde bu servetleri sayesinde sağladıkları tüm statüleri ellerinden uçup gidecektir. İşte bunu çok iyi bilen bu servet sahipleri, düzenlerinin bozulacağı korkusuyla Allah elçilerine ilk savaşı açmaktadırlar. Halkın cahil kalmasını istemekte, halkın bilinçlenmesini, halkın peygamberle tanışmasını istememektedirler. Bakın bunun için diyorlar ki: “Doğrusu bizler atalarımızı bir din üzerine bulduk. Biz de onların yollarını izlemekteyiz.” “Biz atalarımızı bir din, bir yol üzerine bulduk; biz de onların izleri üzerinde güdülüp gideceğiz. Onlar bizi nereye çekerlerse, nereye sürüklerlerse oraya doğru gideceğiz,” diyorlar. Görüyor musunuz tuzağı? Böylece, bu kör taklit anlayışının kaynağını da öğrenmiş oluyoruz. Bu sapık inancı kimlerin ortaya attıklarını, kimlerin desteklediklerini ve bu sapık anlayışın, bu putun arkasına saklanarak kimlerin ganimet devşirdiklerini daha güzel anlıyoruz. Kimlerin bu taklit düşüncesine sahip çıkıp, cahil bıraktıkları yığınlar üzerinde egemenlik kurduklarını biraz daha iyi anlıyoruz. Bu adamlar, taklit putunu yerleştirerek cahil bıraktıkları kitlelerin kendilerine itaat etmelerini istemektedirler. İstiyorlar ki insanlar kitapla tanışmasınlar, istiyorlar ki insanlar peygamber mesajına yönelmesinler, gerçekleri öğrenip uyanmasınlar… Atalarının türlü türlü anlayışlarının arasında bocalayıp kalsınlar ve bu karmaşa içinde kendilerini yargılama ve sorgulama imkânı bulamasınlar, böylece toplumda egemenlikleri sürüp gitsin. Bu insanlar, halkın gerçek hürriyetle tanış-masını istememektedirler. Böylece yığınların kendilerine kul, köle olarak egemenliklerinin devamını istemektedirler. Bir de bu toplumun servet sahipleri, içinde bulundukları refahtan dolayı peygamberle ve peygamber mesajıyla ilgilenecek vakitleri olmayan insanlardır. Refah, lüks ve eğlence, onları durup düşünmekten, tefekkürden uzaklaştırmıştır. Onların, kendilerince böyle basit meselelerle ilgilenecek vakitleri yoktur. Bunlar bu işlerle ilgilenemeyecek kadar dünya meşgalelerinin içine dalmış insanlardır. Din, Kitap, peygamber kimdir? Ne için gelmiştir? Nasıl bir mesaj getirmiştir? Bütün bunları durup düşünecek zamanları da, ihtiyaçları da yoktur. Dünyada işleri yerinde olduğu için, âhiret endişesi de taşımayan insanlardır bunlar. “Burada başaran bizler, elbette orada da bir yolunu bulacağız,” diyerek müstekbir davranmaktadırlar.