29. “Hayır; Ben bunları ve babalarını kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geciktirdim.” Diyor ki Rabbimiz, “Ben onları da, onların atalarını da geçindirdim, rızık verdim onlara. Nihâyet kendilerine vahiy geldi. Kendilerine Allah’ın vahyini getiren apaçık peygamber geldi.” Peygamber gün kadar açık ve aydınlıktır. Allah’ın elçilerinin tamamı böyledir. Hiç kimse ben onun elçi olduğunu anlayamadım, onda bir açıklık, netlik göre-medim deme hakkına sahip değildir. Peygamberin, peygamberlik öncesi ve sonrası hayatı bellidir. Tüm hayatı mübîndir onun. Yaşadığı hayat, risaletine en büyük delildir. Sonra ümmî olduğu halde, mektep medrese görmediği halde, böyle insanlığı aciz bırakacak mucize bir vahiyle gelen bir peygamber... Bütün bunlar, onun peygamberliğinin delilleridir ama yine de inanmak istemeyenler, inanmazlar. Meselâ ehl-i kitap, onu oğullarından, avuçlarının içinden daha yakın biliyorlardı ama yine de inanmıyorlardı. Velîd Bin Muğîre onu dinliyor, onun okuduklarının kesinlikle bir şair, bir sâhir sözü olmadığını anlıyor ama yine de inanmamaya bir sebep bulabiliyordu. Mekke müşrikleri biliyor, anlıyor, ama statülerinin ellerinden gideceği endişesiyle yine onu inkâra bir yol bulabiliyorlardı. Ebu Cehiller, Firavunlar, Nemrutlar da onların Allah’ın gerçek nebîleri olduğunu biliyorlardı ama yine de inanmıyorlardı.