Zuhruf Suresine Dön

Zuhrufالزخرف

39. Ayet

39Zuhruf Suresi

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Bugün (hiçbir şey) size fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hiç kuşkusuz, azapta da ortaksınız.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

38,39. “Sonunda Bize gelince arkadaşına: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!” der; pişmanlığın bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azapta birleşiniz!” Sonunda o kişi kıyamet kopup da hesap kitap için Allah’ın huzuruna gelince, ayılırlar, akılları başlarına gelir. Ama bir sarhoşun ayılmasından farksızdır bu ayılma. Allah huzurunda ayılır ayılmaz derler ki: “Ah! Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arası kadar bir mesafe olsaydı! Meğer sen ne kötü bir arkadaşmışsın! Keşke hiç buluşmamış olsaydık! Keşke hiç tanışmamış, karşılaşmamış olsaydık! Sen ne bedbaht arkadaşmışsın! Keşke seninle benim aramızda doğu ile batı arasındaki mesafe kadar bir mesafe olsaydı!” Dikkat ederseniz âyet-i kerîmede iki doğu ifadesi var. Arapça-da buna “tağlîb üslûbu” denir. Bakıyoruz, Kur’an-ı Kerîmde güneşle aya ikisine birden "kamerân", babayla ananın ikisine birden "ebevân" yahut “ebeveyn” denmektedir. Öyleyse buradaki iki doğu değil, doğu ile batı demektir. Yâni doğu ile batı nasıl asla birleşmez, bir araya gel-mezse, burada onlar da diyorlar ki, “keşke seninle benim aram da asla birleşmeseydi, birleşmez bir mesafede olsaydı.” Bu hayatta yollarımız hiç kesişmemiş olsaydı diyorlar. Cehennemlik kişi kabrinden kalkar kalkmaz, dünyada sürekli kendisiyle beraber olduğu, sürekli kendisini isyana teşvik eden, yaptıklarını sürekli kendisine süslü gösteren ve daha çok sapmasını sağlayan şeytanı hemen yanı başında bulacak. Dünyadaki bu arkadaşı kabrinden kalkar kalmaz onun elinden tutacak ve Cenâb-ı Hakk’ın her ikisini de cehenneme sevk edeceği zamana kadar onun elini bırakmayacak. İşte kendisini cehenneme kadar bırakmayan bu arkadaşına, bu şeytana diyecek ki, “keşke seninle hiç tanışmamış olsaydım!” Dünyada iken Rahmân’ın vahyini kapatıp Kur’an’la diyaloglarını kesip, gerek şeytanın, gerekse iki ayaklı şeytanların peşine takılıp gidenler, ne büyük bir yanılgı içine düştüklerini kıyamet günü Allah’ın huzuruna varınca anlayacaklar. Ama bu anlamaları onlara hiçbir fayda sağlamayacak. “Size pişmanlığınız hiç bir fayda sağlamayacak çünkü siz zalimdiniz.! Siz haksızlık yaptınız, Rahmân’ın hakkını vermediniz! Kitabın hakkını, peygamberin hakkını vermediniz! Siz, olmamanız gereken yerde oldunuz! Bulunmamanız gereken konumda bulundunuz! Kendinizi kulluk makamından uzaklaştırdınız! Küfür, şirk ortamında tutarak kendi kendinize zulmettiniz! Dinlenmesi gereken makamı dinlemeyip, dinlenmemesi gereken makamı dinlediniz! Rahmân’ın zikrine karşı kör ve sağır kesildiniz! Vahiyle beraber olmadınız, hayat programınızı vahiyden almadınız! Rahmân’ın sizin için, sizin cennetiniz, sizin kurtuluşunuz için açtığı rahmet kapısını kapattınız! Şimdi sizi saptıranlarla beraber tadın Allah’ın azabını! Şunu da bilin ki, azabı bu arkadaşınızla birlikte tatmış olmanız, yâni azabı onunla paylaşmanız, aynı azabın içinde olmanız, size hiç bir fayda vermeyecektir!” "El ile gelen düğün bayram" diye bir söz vardır. Yâni dünyada bir adamın başına gelen bir musîbetin aynısının aynı zamanda başkalarının da başına gelmiş olması, onları da aynı durumda görmesi o kişi için belki bir teselli kaynağı olabilir. Zira dünyada musîbetin yaygınlaşması, onun tesirini azaltabilir. Ama öbür tarafta bu hiç de böyle olmayacaktır. Her birinin azabı diğerinin azabını hafifletmeyecektir. Onlara denecek ki, “siz zaten dünyada da şeytanla ortaklık ediyordunuz. Peygamberlerle, onun yolunun yolcularıyla değil de, şeytan ve taraftarlarıyla ortaklık içindeydiniz. Aynı sınıfın üyesi olmaya çalışıyordunuz. Haydi, buyurun ortaklığınızı cehennemde de sürdürün!”