44. “Doğrusu bu Kur’an sana ve ümmetine bir zikirdir, ondan sorumlu tutulacaksınız.” Şüphesiz ki bu Kur’an, senin için de, kavmin için de bir zikirdir. Bu Kur’an, senin için de, kavmin için de bir şereftir. Kur’an, en büyük şeref kaynağıdır. İnsanlar da bu kitaptan haberdar oldukları ölçüde şan ve şeref sahibidirler. Kur’an’dan bir sûre bilen kişi, bir sûrelik şeref sahibi, on sûre bilen de on sûrelik şeref sahibidir. Allah’ın yeryüzünde kullarından birini elçi seçip kullarının hayatına karışması konusunda, yeryüzündeki kullarına vahiy ulaştırması konusunda onu odak nokta yapması, onunla konuşması şereflerin en büyüğüdür. Peygamber adına bunun en büyük şeref olması yanında, aynı zamanda o peygamberin toplumu için de en büyük şereftir. O toplumun içinden bir peygamber seçiliyor ve o toplumun diliyle onlara hitap ediliyor. İşte bu, hem o peygamber, hem de o peygamberin toplumu için en büyük şereftir. Aynı zamanda kıyamete kadar o kitapla meşgul olan, o kitaptan haberdar olan herkes için en büyük şereftir. Enbiyâ sûresi bunu şöyle anlatır: “Andolsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitab indirdik; akletmiyor musunuz?” Kitap, peygamber için de, kavmi için de şereftir, peygamber için de, ümmeti için de zikirdir. Dikkat ederseniz, Rabbimiz peygamberle ümmetini bir tutuyor. Yâni Peygamber için tavsiye edilen şey, ümmeti için de geçerlidir. Peygamberi cennete ulaştıracak olan, peygamberi cehennemden kurtaracak olan şey, aynı zamanda ümmeti için de geçerlidir. Peygamberimiz, bu kitabı bir zikir kabul etmiş ve kendisine vahy olunan bu kitabın tamamına iman edip yaşamıştır. Öy-leyse, biz de onun gibi olmalıyız. Biz de, bizim için zikir olan bu kitabın tümüne iman edip, tümünü yaşamanın kavgasını vermek zorundayız. Peygamber’in (a.s) özel olarak Kur’an’da istisna edildiği hususlar çok azdır. Dörtten fazla kadınla evlenmesi gibi... Ama şunu da unutmayalım ki, onun bizden farklı istisnaî görevleri de vardır. Yâni Rabbimizin ona özgü yüklediği yükler de vardır. Meselâ bize farz olmadığı halde, gece kalkıp ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılıyor ve Kur’an okuyordu. Yine Rasûlullah’ın savm-ı visal orucu gibi, hiç iftar etmeden sürekli oruç tuttuğu oluyordu. Bu Kur’an, hem Peygamber (a.s) için, hem de bizim için zikirdir, zikradır, tezkiradır. Yâni kulaklara küpe olması gereken, akılların en üst köşesine yazılıp hiç unutulmaması ve sürekli hafızalarda canlı tutulması, hayatın kendisiyle düzenlenmesi gereken bir tezkiradır. Âyetin sonunda Rabbimiz buyurur ki: ”Ey peygamberim, muhakkak ki sen de, ümmetin de bu kitaptan sorulacaksınız. Sorgunuz bu kitaptan, hesabınız bu kitaptan olacaktır. Bu kitabı zikir ve zikra kabul edip etmediğinizden, bu kitabı hayat kitabı kabul edip etmediğinizden, hayatınızı bu kitapla düzenleyip düzenlemediğinizden, hayat programınızı bu kitaptan alıp almadığınızdan, bu kitaba göre yaşayıp yaşamadığınızdan sorulacaksınız. İ-manlarınızı, amellerinizi, kavillerinizi, düşüncelerinizi, sevgilerinizi nefretlerinizi, hukukunuzu, eğitiminizi bu kitaba dayandırıp dayandırmadığınızdan sorulacaksınız.” Peygamber de bu kitaptan hesaba çekilecek, bizler de. Peygamber de bu kitabı yaşadığı için cennete gidecek, bizler de bu kitapla beraber olduğumuz ve onun istediği hayatı yaşadığımız için cennete gideceğiz. Bunun başka bir yolu da yoktur. Kitabı, sünneti tanımadan, kitabın ve peygamberin gösterdiği yoldan gitmeden cennetin bulunması kesinlikle mümkün değildir.