45. “Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor, Biz, Rahmân olan Allah’tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşrû kılmış mıyız?” ”Ey peygamberim! Ey peygamber yolunun yolcuları! Eğer Rabbinizden size gelen bu kitap konusunda, bu kitabın sizden istediği tevhid konusunda, şu anda bu kitabın pratiği olarak üzerinde yürüdüğünüz sırat-ı müstakim konusunda, Allah’ın sana ve senin şahsında ümmetine indirdiği bu vahiy ve bu vahyin sizden istediği hayat konusunda bir şüpheniz varsa, haydi senden önceki peygamberlere ve onların kitaplarına sor. Sor bakalım onlara, Allah’tan başkalarına kulluğa çağırmış hiçbir peygamber var mı onların içinde? Mesele, peygamberin bu konuda bir şüphesinin varlığı ya da bu şüphesini onlarla gidermek değildi. Mesele, bu işin, Yunus sûresi 94. âyet-i kerimesinde anlatıldığı gibi tarih içinde olmadığını anlatmak içindir. Peygamberlerin hiçbirisi Allah’tan başkalarına kulluğa çağırmamıştır. Tüm peygamberler, tevhid inancında birleşmişlerdir. Peygamberlerin hayatlarını incelediğimiz zaman, onların hayatlarında tek İlâhın Allah olduğunu, insanlığı “La İlâhe illallah” esasına çağırdıklarını görürüz. Allah’tan başka sözü dinlenecek, hatırı kazanılacak, hayata hakim olan ilâh yoktur. Allah’tan başka kendisine kulluk yapılacak, hayat programı program kabul edilecek varlık yoktur. Zaten tarih boyunca en büyük problem, işte burada çıkmıştır. Tarih boyunca en büyük problem, sadece Allah’a kulluk etmek, sadece Allah’ı dinlemek ve hayata hakim olarak sadece Allah’ı kabul etmek konusunda çıkmıştır. Değilse, Allah’a da ibadet konusunda hiç problem çıkmamıştır. Yâni ilâhlardan bir İlâh olarak Allah’a da kulluğu herkes kabul etmiştir. Öteki ilâhlar yanında Allah’a da kulluğa kimse ses çıkarmamıştır. Yâni göklerin ve yerin, göklerdekiler ve yerdekilerin yaratıcısı olarak, dağların ve denizlerin yaratıcısı olarak, rızık verici, öldüren, yaratan, yaşatan bir İlâh olarak herkes O’nu kabul etmiştir. Ama inandığınız bu Allah kendisinden başka İlâh olmayandır, bu Allah hayata karışan ve kendisinden başka hayata karışıcı olmayandır, insanların kulluk programlarını belirleyendir ve kendisinden başka kanun koyucu olmayandır. Boyunlarınızdaki kulluk ipinin ucu elinde olan ve sadece kendisinin çektiği yere gidilmesi gerekendir. Yâni, “bu Allah, kendisinden başka Rabb, Melik, İlâh olmayan-dır,” dendiği zaman, işte kavga burada başlamıştır. Göklerin ve yerin yaratıcısı, rızık vericisi olarak kabul ettikleri bu Allah’ı, insanlar hayatlarına karışıcı olarak reddetmeye çalışmışlardır. “İlâh olarak Allah’ı kabul edelim ama, tek İlâh olarak asla kabul etmeyiz,” diyorlar. “ilâh-lardan birisi olarak onu da dinleyelim, ilâhlardan birisi olarak ona da kulluk yapalım ama, tek İlâh olarak sadece O’na kulluğa hayır,” diyor-lar. “Çünkü bizim hayatımıza karışacak başka ilâhlarımız da var. Hayatımızda sözünü dinleyeceğimiz başka rabblerimiz de var. Bizim Allah’tan başka hukuk tanrılarımız, eğitim, şifa, siyaset tanrılarımız da var. Tamam, bu tanrılardan birisi olarak Allah’ı da dinleyelim, ama öteki tanrılarımızı da dinlemek zorundayız,” diyorlar. Aslında bu iddiaların altında, Allah’a kulluktan kurtulup kendi keyiflerince bildikleri gibi bir hayat yaşama arzuları yatmaktadır. Ya da şöyle ifade edelim: Bunlar, Allah’a kulluktan kurtulup kendi kendilerine, kendi hevâ ve heveslerine tapınmak istiyorlar. Keyiflerinin istediği gibi, sorumsuz ve sınırsızca bir hayat yaşamak istiyorlar. Bakıyoruz, bu adamlar, Allah’tan başka kendilerinin İlâhları olduklarını iddia ettikleri kimseleri de kendileri seçiyorlar. Seçtiklerini, istedikleri gibi yönlendirebileceklerini bildikleri için seçiyorlar. Seçtiklerine, bizi şöyle şöyle idare ederseniz sizi seçeriz, değilse sizi seçmeyiz, diyebildikleri için seçiyorlar. Bizden şunları şunları istemeyeceksiniz! Bizi şu şu sorumluluklar altına almayacaksınız! Bizden namaz, zekat, tesettür gibi ağır sorumluluklar istemeyeceksiniz! İçki, kumar, fâiz, zina gibi bizim alışık olduğumuz şeyleri bizim için yasaklamayacaksınız! Bize lüks ve müreffeh bir hayat sağlayacaksınız! Biz ne istersek, nasıl bir hayata razıysak onu sağlayacaksınız! Eğer bizim istediğimiz kanunları çıkarır, bizim istediğimiz hayatı hazırlarsanız, Rabb olarak, İlâh olarak biz de sizleri seçeriz, diyebildikleri için onları seçiyorlar. Onları yönlendirebilecekleri, şartlandırabilecekleri için onları seçiyorlar. Allah’a bunu diyemeyecekleri, Allah’ı istedikleri gibi şartlandıramayacakları için, Allah’ı Rabb kabul edemiyorlar. Her şeyi kendi arzularına ve kafalarına göre ayarlamak ve düzenlemek istedikleri için, yâni kendi kendilerine, şehvetlerine tapınmak istedikleri için, hayatlarından Allah’ı diskalifiye etmek istiyorlar. “Tamam, ilâhlardan bir İlâh olarak Allah’ı da dinleyelim. Meselâ hayatımızın ibadet bölümünde. Ama öteki bölümlerinde biraz nefes alabilmek için Allah’tan başkalarını da dinleyelim,” diyorlar. Halbuki bu şirktir. Hayatı parçalamak, hayatın bazı bölümlerinde Allah’ı, öteki bölümlerinde başkalarını dinlemek şirktir. Halbuki tevhid, kişinin hayatının tümünde Allah’a teslim olmasıdır.