48. “Onlara gösterdiğimiz her mûcize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.” “Onlar, akılları başlarına gelsin de hakkı anlasınlar diye, peygamberi ve misyonunu, peygamberi ve onun kendilerine getirdiği mesajı kabullensinler ve bize kulluk etsinler diye onlara her biri diğerinden daha büyük mûcizeler gösterdik,” diyor Rabbimiz. Buradaki büyüklük-küçüklük Allah’ın zatı açısından değil, insanların o âyetler karşısında etkilenmeleri açısındandır. Değilse, Allah için büyük-küçük diye bir şey söz konusu değildir. En büyüklerini de, en küçüklerini de Rabbimiz “ol” dedi mi, oluverir. Bundan şüphemiz yoktur. Bu âyetlerden bir sonrakinin bir öncekisine göre büyüklüğü, her sonrakinin bir öncekine nazaran onlar üzerinde daha etkili olması demektir. Çünkü bir sonra gelen mûcize, aynı zamanda bir öncekinin tesirini de üzerlerinde taşıdıkları için daha etkili olmalıydı. Meselâ bir âsâ mûcizesi, bir yed-i beyzâ âyeti, sarayda belli sayıda bulunanları etkilerken, bir tufan mûcizesi, tüm ülke insanını etkilemiştir. İnsanlar uyansınlar diye, biri etkili olmazsa ötekisi etkili olsun diye peş peşe âyetler gönderdi Allah. Kurbağa, çekirge, tahıl biti ve kan gibi âyetleri peş peşe gönderdi Rabbimiz. Sebep, onların Rablerinin gücünü, kudretini tanıyıp O’na ve elçisine iman etmelerini sağlamaktı. Yani onlara dünyada kurtuluşu ve cennet yolunu göstermek içindi. Şu anda bizlere de Rabbimizin bu tür uyarıları peş peşe gelmektedir. Bizi adam etmek için de Rabbimiz sürekli uyarılarda bulunmaktadır. Allah’ın yaptığı her işte bir hikmet vardır. “Belki dönerler diye bunu yaptık,” diyor. Yâni Rabbimiz bizi hep kullukta tutmak istiyor, bizi hep cennet yolunda tutmak, kötü yollardan, cehennem yolundan döndürmek istiyor. Bakın onlara her bir âyet geldikçe: