Zuhruf Suresine Dön

Zuhrufالزخرف

49. Ayet

49Zuhruf Suresi

وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ

Dediler ki: “Ey büyücü! Rabbinin senin yanındaki (duanı kabul edeceğine dair) ahdiyle bizim için dua et. (Azabı giderirse) hiç şüphesiz biz, hidayet ehli oluruz.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

49. “Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim” dediler.” Allah o topluma akılları başlarına gelsin diye tufan gönderdi. Mahvoldular, kahroldular ve Allah’ın elçisi Hz. Musâ’ya gelip: “Ey Musâ! Allah’la aranızdaki ahid hatırına, ya da seninle bizim aramızdaki ilişki hatırına Rabbine bir dua ediver de, Rabbin şu belâyı üzerimizden kaldırsın, biz de o zaman senin getirdiğin hidâyet hediyesini kabul edelim. Biz de Müslüman olalım,” dediler. Dikkat ederseniz, “Allah’la aranızdaki ahit hatırına bir dua ediver,” diyorlar. Yâni bu adamlar Hz. Musâ (a.s) ile Allah arasında bir ri-salet ahdi olduğunu, Allah’ın elçisi Hz. Musâ’nın (a.s) Allah katında mümtaz bir yerinin bir değerinin olduğunu biliyorlardı. Allah’la elçileri arasında bir misak, bir ahid vardı. Bu adamlar aslında Allah fikrine ve peygamber düşüncesine yabancı değillerdi. Allah’ın ne olduğunu, peygamberin kim olduğunu, ne için geldiğini, kim tarafından görevlendirildiğini biliyorlardı. Allah’la elçileri arasında bambaşka bir bağ ol-duğunu bilen bu insanlar, ondan bu bağ hatırına dua etmesini istiyorlardı. Anlıyoruz ki, bu insanlar Allah’ın gücünü de, kudretini de biliyorlar. Başlarına gelen bu belâların O’ndan geldiğini ve sadece yine O’nun kaldırabileceğini de biliyorlar. Bu konuda dua edilecek makamı, duası istenecek makamı da biliyorlar. Allah’a gerçek kulluk yapan birisinden dua etmesini istiyorlar. Yâni her şeyi biliyorlar. Allah’ın elçisinin yanına geliyor ve diyorlar ki: “Ey sihirbaz! Bizim için Rabbine bir dua ediver de, şu belâyı bizim başımızdan kaldırsın. Biz de sana ve senin Rabbine iman edelim ve hidâyette olalım.” Hz. Musâ Cenâb-ı Hakk’a dua eder, Allah onların üzerinden bu belâyı kaldırır ama onlar verdikleri sözü unutup yan çiziverirler. İnsanların genel karakteridir bu. Başlarına bir belâ gelince, bir sıkıntı içine düşünce, “aman aman” derler ama bu belâyı Allah savuşturunca, hemen yan çiziverirler. Bakıyoruz, insanlar bugün de böyle yapıyorlar. Başları dara gelince bugünküler de hemen Allah’la arası iyi olan hocalara hacılara koşuyorlar. Siz nerdesiniz yahu! Siz kendiniz nerdesiniz! Bu dinin öteki bölümleri sizi ilgilendirmiyor mu? Firavun durumuna düşünce mi Allah’ı hatırlıyorsunuz? Başınız daralınca mı Allah’ı hatırlıyorsunuz? Hz. Musâ Allah’a dua etti ve Allah onların başından bu belâyı kaldırdı ama bu adamlar Allah’a ve Musâ’ya (a.s) verdikleri sözü unutuverdiler. Yine eski küflerine, eski şirklerine devam ettiler. Sonra Allah onların üzerine kurbağa yağdırır. Evlerinin içi, yiyecekleri ve tüm hayatları kurbağa ile dolup da perişan bir hale gelince, yine gelip Hz. Musâ’dan Rabbine dua etmesini isterler. Hz. Musâ dua eder, Allah bu belâyı da kaldırır ama onlar yine iman etmezler, yine yola gelmezler. Sonra Rabbimiz onların üzerlerine çekirgeler sürüsünü gönderir. Tarlalarındaki mahsulleri çekirgeler sürüsünün istilasına uğrayınca, yine Hz. Musâ’nın dua etmesini isterler. Hz. Musâ du-a eder ve Allah onu da kaldırır. “Eh, zaten eskiden de bu tür şeyler ol-muştur, olağan şeylerdir bunlar,” diyerek yine yan çizerler. Musâ’nın (a.s) duasının sonunda tarlalarından kaldırdıkları ürünleri ambarlarına doldururlar. “Tamam, artık ürünlerimizi garantiye aldık,” diye sevinip dururlarken, Rabbimiz onlara bit gönderir. Öyle ki, tüm vücutları, tüm yatak ve yorganları, tüm ambarları ürünün defterini düren bitlerle doluverir. Musâ (a.s) yine dua eder ve Allah onu da kaldırır. Arkasından onlara kan gönderir Rabbimiz. Her şeyleri kan olur. Ekmeğe el atarlar kan, suya el atarlar kan, tüm yiyecek ve içecekleri kan haline geliverir. Fakat işin garibi, bütün bu gelenler Mısır’da yaşayan Firavun oğullarına geliyordu. Aynı şehirde yaşayan İsrâil oğullarına hiçbir şey olmuyordu. İsrâil oğulları bunların hiçbirisinden et-kilenmiyordu. Hattâ rivâyetlere göre, Firavun oğullarından olan birileri suyu ağzına götürüyor, kan olduğunu görüyordu. Sonra yanındaki İsrâil-oğullu kölesine veriyor, su oluyordu. Kölesinin ağzından emmeye çalışıyor, onun ağzından berikisinin ağzına dökülürken yine kan haline geliyordu. İşte Rabbimiz adam olsunlar diye peş peşe biri öncekinden daha etkili mûcizeler gönderdi ama bu adamlar yine adam olmayınca, bütün bu imtihanlar yine de onların akıllarını başlarına getirmeyince, sonunda helâki hak etmiş oldular. Allah bize de bazen böyle bir şeyler gönderir ama yine de Allah’ın istediğine gelmemeye diretirsek, bilelim ki bizim defterimizi de dürüverir. Bütün bunlar geldikçe: