4. “Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitapta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitaptır.” O kitap bizim katımızda ana kitaptadır. O kitap bizim katımızda Levh-i Mahfuzdadır. Levh-i Mahfuzda yahut da Allah katında, Allah ilmindedir. Bu kitap, ana kitap olan kitaptan alınıp elçilerimize gönderilmiştir. Aynı husus Vakıa sûresinde de: “Kitab-ı Meknûn” Saklı, korunmuş, muhafaza edilmiş bir kitap olarak vasfedilirken, Bürûc sûresinde ise: “Levh-i Mahfuz” Her şeyden, her türlü değişikliklerden, bozulmadan, silinmeden, kaybolmadan korunmuş bir kitap olarak anlatılmaktadır. Kur’an-ı kerîm hakkında bu “Ümmü’l kitap” ifadesinin kullanılmasını şöyle anlamaya çalışıyoruz: Rabbimiz, tarihin değişik dönemlerinde değişik toplumlara gönderdiği elçilerine kitap göndermiştir. Rabbimiz yeryüzünü hiçbir dönem vahiysiz bırakmamıştır. İşte her bir dönem insanlığına o toplumların dilleri üzerine kitaplar göndermiştir. Rabbimiz tarafından hayatlarını düzenlemek, problemlerine çözümler bulabilmek ve sadece onu hayat programı bilmeleri ve kabul etmeleri için her bir topluma gönderilen bu kitapların dilleri farklı da olsa, her birinin insanlığa sunduğu mesaj aynıdır. Tüm kitapların temel ilkeleri aynıdır ve hiç değişmemiştir. Çünkü bu kitapların tamamı aynı kaynaktan gelmektedir. Tüm semavî kitapların asıl kaynağı Lev-h-i Mahfuzdur. O bizim katımızda âlîdir, çok yüce ve hakimdir, hikmet doludur, hikmetlidir ve hayata hakim olandır. O öyle yüce bir kaynaktan, makamdandır ki, insanların onun kıymetini bilmemeleri, ona gereken değeri vermemeleri, gerektiği gibi onunla ilgilenmeyip ondan başka hayat programlarına yönelmeleri asla onun değerini düşürmez. Bu kitap, hikmet dolu, geçerli yasaları içinde barındıran, hikmetin kaynağından gelme bir kitaptır. Geçerli hayat yasalarını bulunduran bir kitaptır. Ferdî hayatınızda, aile, toplumsal hayatınızda tüm problemlerinizi çözecek, hukuk, ekonomi, siyaset, eğitim velhâsıl tüm konularda hikmet dolu bir kitaptır bu kitap. Bir de bu kitap, hikmet dolu yasalarıyla bâkî olacak bir kitaptır. Kıyamete kadar onun yerine geçebilecek, onun yasalarını iptal edebilecek bir kitap, bir yasa olmayacaktır. Kıyamete kadar yasaları hayata hakim olacak, hayatla mutabakat halinde olacak insanlığın tüm problemlerini çözebilecek bir kitaptır bu. Dileyen inansın, dileyen inanmasın. Dileyen değer versin bu kitaba, dileyen kaçsın. Ama şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, inanan da, inanmayıp küfreden de, mü’minler de, kâfirler de bu kitabın yasalarının mahkumudurlar. Herkes bu kitabın yasalarına tâbidir. Eğer bu kitabın, hayatın, varlığın ve bu yasaların sahibi olan Allah, “hepiniz Müslüman olacaksınız. Hepiniz Müslüman olmak zorundasınız,” emrini buyursaydı, bizim başka bir seçeneğimiz olmayacak, baş-ka bir alternatifimiz olmayacaktı. Şu anda kâfirler kâfirliği tercih ederlerken bile, bunu Allah yasaları istikâmetinde yapabilmektedirler. Bu da bir Allah yasasıdır. Eğer Allah izin vermeseydi, bunu yapamazlar-dı. Şimdi hal böyleyken: