53. “Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?” Sözü dinlenecek kişinin altınları, gümüşleri olan bir zengin yada orduları, aveneleri olan güçlü birisi olması gerekmez mi? Hani bu adamın ne altınları, ne bilezikleri, ne arabası, ne hanı, hamamı, ne de yanında, kapısında bağlı askerleri var. Malı yok, mülkü yok ve de rütbesi yok diyordu. Yâni bu gerçekten sözü dinlenecek birisi olsaydı, yanında ona hizmet eden melekleri, ordusu, avenesi olmalı değil miydi? İşte Firavun’un ve Firavun sisteminin, imam olacak, lider olacak, sözü dinlenecek kimselerde aradıkları özellikler bunlardır. Onun malı yok, mülkü yok, sadece sade bir kul. Yâni o kendileri gibi halkın malını sömürüp elbise diye sırtına giymemiş, halkın servetini sömürüp, köşklerine yatırmamış bir elçiydi. Halbuki insan bunlarla insan değildi. Parayla, pulla, makamla, altınla, gümüşle insan insan değildi. İnsan kalbinde taşıdığı yüce değerlerle insandı. İnsan, imanıyla, kulluğuyla, Rabbine teslimiyetiyle ve takvasıyla insandı. Allah katında insan budur ve değerli olan da budur. Elinde bu açıdan hiçbir değeri olmayan birisi, yâni bu sayılanlara sahip olmayan birisi, tüm şehirler onun olsa bile, en yüce makamlara gelmiş olsa bile hiçbir değer ifade etmeyecektir. Hani, “ciğeri beş para etmez” derler ya, işte böyle birisinin ciğeri beş para etmeyecektir. Ama Firavunlar bunlara sahip olmadıkları için, bu değer yargılarını değiştirip bu değerlere sahip olanları küçük, kendilerini de büyük görmeye çalışmaktadırlar.