54. “Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.” Allah’ın elçisine karşı takındığı bu tavırlarıyla, Firavun, kavmini, toplumunu, çevresindekileri küçümsedi ve onların düşüncelerine inanışlarına ve değer yargılarına ipotek koydu. “Siz de böyle inanacaksınız! Siz de böyle benim gibi düşüneceksiniz!” diyerek onları ken-disi gibi düşünmeye, kendisi gibi inanmaya zorlayarak, kendi anlayışını zorla onlara empoze ederek onları küçümsedi. “Sizler beni dinlemek zorundasınız. Benim dediklerimin dışına çıkmamak zorundasınız. Sizin nasıl düşüneceğinizi, nasıl inanacağınızı ben bilirim! Nasıl giyineceğinizi ben belirlerim! Nasıl yaşayacağınızı ben bilirim! Siz bilmezsiniz! Siz anlamazsınız!” diyerek kavmini küçümsedi, onları aptal yerine koydu. Onlar da kendilerini küçümseyen bu zorbaya itaat ettiler de kendilerine değer vermek için gelmiş Allah elçisine değer vermediler. Şimdi de öyle değil mi? “Sizler anlamazsınız! Sizler bilmezsiniz! Sizler bizi dinlemek zorundasınız! Eğer okulu bitirmek, diploma almak, dükkan açmak, bakan, dekan, müdür, doçent, sanayici olmak istiyorsanız, benim dediğimi yapacak ve benim sözümden çıkmayacaksınız. Şöyle şöyle davranmadan, şunları şunları yapmadan, bunları yapamazsınız,” diyerek şu anda bu Müslümanlarla alay eden, tüm vatandaşlarla alay edenler, onların her tür özgürlüklerine ipotekler koyanlar da aynı şeyi yapmıyorlar mı? Veya sizler bizim istediğimiz şekilde inanmak, bizim istediğimiz gibi giyinmek, bizim istediğimiz gibi yaşamak zorundasınız diye insanların inanç özgürlüklerine ipotek koyanlar, tek tip ama kendi istedikleri tip insan yetiştirmeye soyunanlar da insanları küçümsemiyor-lar mı bugün? Ama Allah diyor ki: “Onlar, o Firavun’un kavmi, onun çevresindekiler buna rağmen o Firavun’a itaat ettiler, ses çıkarmadılar, ona boyun köstüler de fâsıklardan oldular.” Ya da onlar aslında fâsıktılar da, Firavun’a itaat ederek fâsıklıklarını ortaya koydular. Gönüllü teslim oldular ona. Zaten zalimin yanı başında ona koltuk değnekliği yapan mazlum olmasa, zalim asla ayakta duramaz. Zalimin varlığı, mazlumun varlığına bağlıdır. Zalimin hayatını sürdüren, mazlumun varlığıdır. Mazlum, mazlum olarak var olmasa, mazlum olarak yaşamaya son verse, tüm Firavunlar ve zalimlerin işi bitecektir. Evet ey Müslümanlar! Bilesiniz ki bugün sizleri de tahkir edecekler. Sizleri de küçük görecekler. Makamınız, mevkiiniz, paranız, pulunuz yok diye, dünyanın kulu-kölesi olmadınız diye sizi de aşağılayacaklar. Kendi değer yargılarıyla, makamlarıyla, mevkileriyle, paraları ve pullarıyla sizin üzerinizde de saltanat kurmak isteyenler olacak. Sakın ola ki bu adamların bu tavırlarına boyun bükmeyin. Mü’min iseniz, en üstün sizsiniz, bunu asla unutmayın. İzzet ve şeref bu dünyalık şeylerde değil, imandadır. İzzet ve şeref, iman edip salih ameller işleyenlerdedir. Bakın Beyyine sûresi bunu çok hoş anlatır: “Fakat, inanıp salih ameller işleyenler, işte onlar da, yaratıkların en iyileridirler.” (Beyyine 7) İman edip salih amel işleyenlerin, varlıkların en hayırlısı olduğunu anlatan Rabbimiz, iman ve salih amelden yoksun olanların da yaratıkların en şerlileri olduğunu anlatır. Allah’a inanmayanlar salih ameller işlemeyenler ne kadar da ekonomik güçleri olursa olsun, mahlukâtın en şerlileridir. Bunu asla hatırınızdan çıkarmayın. İtibarın, Allah’a teslimiyet olduğunu unutmayın. Eğer sizler de onların değer yargılarını kabullenir, onların üstün, şerefli olduklarını kabul eder ve onlara boyun bükerseniz, siz de fâsıklardan olursunuz. O zaman da onlar sizin üzerinizde büyürler, sizin üzerinizde Rableşirler. Siz fâ-sıklaşır ve onları Kahhâr makamında görmeye başlarsanız, onlar da sizin üzerinizde kahr-u galebelerini artırırlar. Bakın ifade aynen öyledir: Onlar fâsıktılar, onlar bozuktular. Buna göre diyoruz ki, eğer bizde bir takım fısk özellikleri, bir takım bozulmalar gerçekleşirse, o zaman Firavunların bu gövde gösterileri bizim üzerimizde de etkili olmaya başlayacaktır. O zaman biz de onlara itaat etmek ve boyun bükmek zorunda kalacağız. O zaman tıpkı Firavun’un toplumu gibi hayatımızda Allah’a yer vermekle beraber onlara da yer vererek müşrik duruma düşmek zorunda kalacağız. Ama biz, bizdeki bozuklukları, bizdeki fıskları ortadan kaldırma çabası içine girersek, Rabbimiz bize hidâyet edecek ve bizi Firavunlara kul köle olmaktan kurtaracaktır. Allah yardımcımız olsun...