65. “Ama, aralarında gruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacakların vay haline!” Sonradan zuhur eden Hristiyan gruplar, hizipler aralarında ihtilâf ettiler. Hristiyan ve Yahudi hizipler, kendi aralarında Îsâ (a.s) hakkında ihtilâfa düştüler. Hıristiyan gruplardan bir kısmı onun Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna, bir kısmı onun Allah’ın oğlu olduğuna inanmakta, bir kısmı da onun Allah olduğuna ve kendisine kulluk yapılması gerektiğine inanmaktadır. Bazıları da onun Allah’la insan karışımı bir varlık, yarı Allah yarı insan bir varlık olduğunu iddia etmektedirler. Ya da Hz. Îsâ konusunda Yahudiler başka söylediler Hristiyan-lar da başka şeyler söylediler. Yahudiler onun sebebiyle kendi kitaplarının ve peygamberlerinin hükmü kaldırıldı diye ondan intikam almak için onun veled-i zina olduğunu iddia ettiler. Hristiyanlar da onların gö-zünde Hz. Îsâ’yı temize çıkarabilmek için, o kadar büyüttüler, o kadar yücelttiler ki, onu Allah yerine oturtuverdiler. Kimisi ileri giderek, kimisi geri kalarak bu konuda kendilerine zulmettiler. Evet, onlar Allah’a, Allah’ın tertemiz elçisine zulmettiler. Allah ın hakkını vermeyerek zulmettiler, peygamberin hakkını vermeyerek ona ve kendilerine zulmettiler. Peygambere karşı böyle aşırı davranmak da zulümdür, ona karşı ilgisiz kalarak geri durmak da zulümdür. Yâni biri ona karşı gelerek pozitif bir zulüm, ötekisi de ilgisiz kalarak negatif bir zulümdür. Anlaşılmadı mı? Peygambere karşı yapılacak zulmü iki şekilde anlıyoruz. Bunlardan birisi, peygambere, onun dinine, onun mesajına karşı alternatif programlar geliştirenler de zalimdir, onun getirdiği mesaja değer vermeyenler, öğrenmeye ve yaşamaya çalışmayanlar da zalimdirler. Onu ve getirdiği mesajı reddetmek, inkâr etmek, aksini savunmak da, diliyle onu kabul ettiğini söyleyip ona ilgisiz kalmak da zulümdür. Rabbim bizleri her iki tür zulümden de korusun. İşte şu anda onu ve mesajını reddedip düşman kesilerek ona zulmedenleri de, onun getirdiği mesajı tanımaya yanaşmayarak zulmedenleri de görüyoruz. Bakın Nisâ sûresinde de bu konuyu Rabbimiz şöyle anlatır: “Ey Kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin, Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu Îsâ Mesih, Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın, “Üçtür” demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrıdır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisâ 171) Hristiyanlar Allah’ın kulu ve elçisi olan Hz. Îsâ’yı İlâh edinmekle en büyük suçu işlemişlerdir. Bu, onların Hz. Îsâ’yı Allah’la insan karışımı bir varlık sayma yanılgılarından, vücutta vahdet denen Allah’la insanın birleşimi teorisinden kaynaklanmıştır. Bu yanılgı, yıllarca tartışmalarına rağmen meseleyi işin içinden çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Bu karmaşık şahsiyetin, yâni Allah’la insan karışımı kabul ettikleri şahsiyetin insanî yönünün ağır bastığı kanısına varanlar, onun Allah’ın oğlu olduğu düşüncesine kapılırken, onun İlâhlığa yakınlığını düşünenler de, onun insanlaşmış bir Allah ya da Allahlaşmış bir insan olduğu inancına düştüler.