77. “Cehennemde şöyle seslenirler: “Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın.” Nöbetçi: “Siz böyle kalacaksınız” der.” “Ey Mâlik! Ey cehennemin bekçisi! Ne olur dua et de Rabbin bize hükmedip bizim işimizi bitiriversin! Ne olur, Rabbin bizi öldürsün de şu durumdan kurtulalım!” diyecekler. Mâlik onlara diyecek ki, “hayır, sizler burada ebediyen kalacaksınız. Sizler için burada ebedî kalış söz konusu.” Evet, onlar orada ölemeyecekler. Ölümü temenni edecekler ama ölemeyecekler. Ölüm acısını her yandan hissedecekler ama ölemeyecekler. Hep ölümü yaşayacaklar ama bir türlü ölemeyecekler. “Siz ebediyen burada kalacaksınız, çünkü biz size hakkı getirdik de siz ondan tiksiniyordunuz. Allah’tan gelen hakka tepki gösteriyor, reddediyordunuz.” Dikkat ediyor musunuz, zalimler ölüm istiyorlar. İstedikleri şey yok olmak, helâk olup gitmek. Kendilerini bir an olsun içine gömüldükleri bu dayanılmaz cehennem azabından kurtaracak bir ölüm istiyorlar. Dayanılmaz azap çukurlarından yükselen ölüm feryatları… Ama görüyoruz ki, cevap bunların zaten bitmiş ümitlerini biraz daha öldürecek, ümitsizliklerini biraz daha artıracak, kahroluşlarını biraz daha artıracak. Nasıl bir cevap geliyor bakın kendilerine: “Hayır hayır! Siz böyle kalacaksınız! Siz burada kalacaksınız!” Aman Allah’ım, ne tüyler ürpertici bir manzara. Sizin için ölmek de yoktur. Ölümü temenni ettiren bir azabın içinde ebedîyen kalmak ve unutulmak. Sizi bu azaptan kurtaracak ölüm yoktur. Sonsuza dek ölümü temenni ettirecek bu azabın içinde kalacaksınız. Tabii cehennemin görevli meleğinin onların bu isteğine verdiği bu kahredici cevap, bunların feryatlarından bin yıl sonra gelecek. Peki neden böyle denecekmiş onlara? Neden böyle bir azabın içinde çürüyecekmiş bunlar? Çünkü: