7. “Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.” Kendilerini kurtarma adına gelen bu kurtarıcıları alaya aldılar. Peygamber olarak kendilerine kim gelirse gelsin, onunla alay ediyorlardı. Onun getirdiği mesaja değer vermiyor, onun getirdikleriyle ilgi-lenmiyorlardı. Peygamber olarak kendilerine gelen kim olursa olsun, onu mutlaka reddediyorlardı. Neden? Çünkü peygamber mutlaka belli bir kimlikle, belli bir mesajla gelir. Geldiği toplumu bu mesaja uymaya çağırır. Peygamber, Allah’tan aldığı talimatlarla hareket eden ve asla bundan tavizler vermeye mezun olmadıklarından, statükoyla anlaşmaları mümkün olmayan insanlardır. İnsanların keyiflerine göre değil, Allah’ın yasalarına göre hareket eden insanlardır. Peygamberler, Allah adına insanların hayatına karışan insanlardır. İnsanlar nasıl düşünürlerse düşünsünler, nasıl yaşarlarsa yaşasınlar Allah’tan belli bir hayat programı getiren ve çevresindekileri buna çağıran insanlardır. Yeryüzünde adaleti, düzeni ikâme etmek ve tüm zulümleri kaldırmak için gelen insanlardır. Yeryüzünde Allah kullarını kendileri gibi kullara kulluktan, kendileri gibi aciz varlıkların aciz kulların yasalarına kulluktan, kulların egemenliğine boyun bükmekten kurtarıp sadece Allah’a kulluklarını gerçekleştirmek için gelen insanlardır. Toplumda egemen güçler tarafından insanların sömürülmesine, kimilerinin ezen, kimilerinin de ezilenler olarak bir hayat sürmelerini bitirmek ve herkesin boyun büktüğü Allah yasalarına teslim olmalarını gerçekleştirmek için gelen insanlardır. İşte bunun için Allah elçilerini alaya alıyor, Allah elçilerini susturmaya, yalanlamaya ve öldürmeye kalkışıyorlardı. Meselâ Beni İsrâil, Allah elçilerini öldürüyordu. Peki sebep neydi? Niçin öldürüyorlardı bu Allah’ın kutlu elçilerini? Sebep, peygamberin ve onu gönderen Allah’ın onların hayatlarına karışmasıydı. Hayatlarına dokunulmamasını, keyiflerinin kaçırılmamasını istiyorlardı. Canlarının istediği biçimde bir hayat yaşamak, dilediklerini yapabilmek istiyorlardı. İşte bunun için peygamberlerin varlığına ve mesajlarına tahammül edemiyorlardı. Allah’ın elçileri vasıtasıyla hayatlarına karışmasına dayanamıyorlardı. Allah’ın elçilerini susturarak, hattâ onları öldürerek onun mesajını ortadan kaldırmak istiyorlardı. Güya peygamberi ortadan kaldırdıkları zaman Allah mesajını duymayacak ve kendilerini sorumluluktan kurtararak rahat hayatlarına devam edeceklerini düşünüyorlardı. Çünkü kıstas olarak Allah elçisi aralarında olduğu sürece, kendi programlarına imkân kalmıyordu. İştahları kaçıyor ve istedikleri günâhları işlemeye imkân bulamıyorlardı. Şu anda da peygamber mesajını susturmaya çalışanlar, peygamber hayatını, Kur’an sesini duymaya tahammül edemeyenler de aynen onların yaptıkları gibi bu mesajı gerek dilleriyle, gerek kılık-kı-yafetleriyle, gerekse yaşadıkları hayatla kendilerine hatırlatanları susturarak, aynı şeyi hedefliyorlar. Diyorlar ki, “Allah’ın bizden istediklerini duyduğumuz zaman keyfimiz kaçıyor. Bunları yapsak olmaz, yapmasak olmaz. Bizim keyiflerimizle, zevklerimizle çatışıyorlar. Duyma-mak daha iyidir.” Allah da, madem ki sizler öyle istiyorsunuz öyleyse ben de bir daha peygamber göndermiyorum, demiyor da bakın ne di-yor: