Zumer Suresine Dön

Zumerالزمر

10. Ayet

10Zumer Suresi

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkup sakının! Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın arzı geniştir. (Dininizi yaşayamadığınız yerden hicret edin.) Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca verilir.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

10. “Ey Muhammed! Şöyle de: “Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere ecirleri sonsuz olarak ödenecektir.” De ki ey iman eden kullarım, Rabbinizden ittikâ edin. Rabbinizi hesaba katarak, Rabbinizin koruması altına girerek bir hayat yaşayın. Rabbinizin gösterdiği gibi bir hayat yaşayın. Rabbiniz hep gündeminizde olsun. Bakın böyle yaşayan kullarına Rabbimiz kullarım diye hitap ediyor. Bu ne büyük bir şeref? Kulları içinde kendisine iman e-den, kendisi için hayat yaşayan kullarına gerçekten Rabbimiz çok bü-yük bir değer veriyor. Kendisine karşı kulluk tavrı alan kullarına, yeryüzünde şereflerin en büyüğünü lütfediyor, kazandırıyor. “Ey iman eden kullarım” diyerek hitap etmesi, bizi muhatap kabul etmesi gerçekten şereflerin en büyüğüdür. Bizden istediği de takvâdır. Kendisinin belirlediği bir hayatı yaşamamızı istiyor. O’nun için konuşmamızı, O’nun için susmamızı, O’nun için sevmemizi, O’-nun için küsmemizi, O’nun için yaşamamızı istiyor. Gecemizi, gündüzümüzü O’nun için ve O’nun belirlediği yasalarla yaşamamızı istiyor. İşte takvâ budur. Muhsinler için, ihsan edenler için, Allah’ı görüyormuşçasına bir hayat yaşayanlar, sürekli Allah huzurunda, Allah kontrolünde olduğunun şuurunda, sadece O’nu memnun etmenin sıkıntısı içinde, O’nu razı edebilmek için her şeyini fedâ edecek bir tavır içine girenler için Rabblerinden haseneler vardır. Bunlar için Allah’tan iyilikler, güzellikler, başarılar, üstünlükler, izzetler, şerefler vardır. Allah’ı görüyormuş gibi Allah’ın istediği güzel işler yapanlar, Allah’a lâyık kulluklar yapanlar, Allah’ın kitabını okumayı Allah’ın istediği şekilde en güzel yapanlar, dinlemeyi, anlamayı, uygulamayı en güzel yapanlar, infakı en güzel yapanlar, Allah için ölürken, öldürürken en güzel yapanlar için dünyada hasene vardır, dünyada güzel bir hayat vardır, dünyada güzel rızıklar, güzel başarılar, mutluluklar vardır. Temiz bir hayat nasip edecektir Allah onlara, gönüllerine huzur ve inşirâh verecektir Rabbimiz. Âhirette de cennet, cennette de sıkıntısız, rahat bir hayat verecektir. Bunu yapamadık, bunu beceremedik, Allah’ı görüyormuşçasına Allah’ın istediği bir hayatı yaşamaya muvaffak olamadık mı diyor-sunuz? Çevrem, toplumum, âmirim, devletim, dükkanım, işim, mesleğim, çoluk-çocuğum, okulum, diplomam, doktoram sebebiyle Allah’a Allah’ın istediği şekilde kul olamadım mı diyorsunuz? Unutmayın ki Allah’ın arzı geniştir. Unutmayın ki Allah sizin için hadsiz hesapsız ecir hazırlamıştır. Kesintisiz ecirler vardır sizin için. Allah’ın arzı geniştir. Böyle olanların, Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluğu daha iyi icra edebilecekleri bir arzı seçmeleri gerekmektedir. Belki bu âyetlerin geldiği dönemde Mekke’de Rasulullah Efendimiz ve beraberindeki bir avuç Müslüman sıkıntı içindeydiler. Bu sıkıntılı günlerde görünüşte Rabbimizin mü’minlere müjdelediği bu hasene, bu dünya ve âhiret güzelliği, dünya ve âhiret zaferi, başarısı, üstünlüğü, izzet ve şerefi hiç yok gibiydi. Görünürde Müslümanlar bundan çok uzaktılar. Böyle bir durumda zulüm ve işkence altında yaşayan bunalmış insanlara sizler için bu dünyada haseneler, galibiyetler, zaferler, üstünlükler var demek acaba onları tatmin eder miydi? Tek dertleri Rablerini hoşnut etmek olan bu insanları elbette Allah yolunda çektikleri sıkıntılar çok fazla üzmeyecektir. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde sıkılmışlar ise Rabbimiz onlara dün de, bugün de, yarın da başka mekânlar ve o mekânlarda bol bol rızıklar verecek, nîmetler lütfedecek ve arzının genişliğinden onları istifade ettirecektir. Evet, eğer bulunduğunuz ortamda ihsanı gerçekleştiremiyor, eğer yaşadığınız bu dünyada en güzel bir hayatı yaşayarak haseneyi elde edemeyecekseniz, bilesiniz ki Allah’ın arzı geniştir. Müslümanlar için daima bu kapı açıktır. Müslümanın dünya hasenesi tehlikeye girdiği anda, ırzı, namusu tehlikeye düştüğü anda kendisine başka arzlar aramak üzerine vacip olacaktır. Bulunduğu bölgede, bulunduğu mahallede karısına söz geçiremeyen, çocuklarını Müslümanca eğitemeyen kimse Allah için o mahalleden hicret edecektir. Bir arkadaş grubunun içinde oluşu Müslümanın Müslümanca tavırlar sergilemesine engel oluyorsa, derhal o arkadaş grubunu terk edip Allah’a kulluğunu teşvik edecek bir başka arkadaş grubuna hicret edecektir. Unutmayın ki: Sabredenlere hesapsız mükâfatlar vardır. Allah’ın rızasını kazanmak üzere Müslümanca bir hayat yaşama kavgası verirlerken kendilerini fitnelere düşürerek, kendilerini hedefledikleri Allah rızasından uzaklaştıracak tüm aleyhte şartlara rağmen Müslümanca kalabilmenin, kullukta direnip geri adım atmamanın hesabını yapan kimselere, sabredenlere hadde hesaba gelmeyecek mükâfatlar vardır, diyor Rabbimiz. Sabır insanın kendisini tutması, kendisini hapsetmesi demektir. Kişinin kendisini Allah’ın emirleri istikâmetinde tutması, haramdan korunma konusunda kendisini tutması demektir. İmtihan konularına hoş bakmaktır sabır. İşte böyle Allah’ın emirlerine imtisal, Allah’ın nehiylerinden ictinâb noktasında ayak direyip geri adım atmayı aklının ucundan bile geçirmeyen kimseler için çok büyük mükâfatlar var, diyor Rabbimiz.