Zumer Suresine Dön

Zumerالزمر

11. Ayet

11Zumer Suresi

قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۙ

De ki: “Ben dini O’na halis kılarak, Allah’a kulluk etmekle emrolundum.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11, 12. “Ey Muhammed! De ki: “Dini Allah’a ihlâs kılarak O’na kulluk etmekle emr olundum. Müslümanların ilki olmakla emr olundum.” De ki, ben dini, hayat programımı sadece ve sadece Rabbime ait kılarak O’na kulluk yapmakla emr olundum. Daha önceki âyette dini Allah’a hâlis kılmanın, katışıksız din sahibi olmanın ne anlama geldiğini anlatmaya çalışmıştık. Ben bana Rabbim tarafından emânet edilmiş bir günün, bir gecenin, bir ömrün başından sonuna dek Rabbimin istediği şekilde yaşamakla emr olundum. Hayatımın her bir da-kikasında sadece Rabbimi dinlemek, sadece Rabbimi razı etmek, sa-dece Rabbimin yasalarını uygulamakla emr olundum. İşte yaşanılan hayatın her bir kademesinde sadece Allah’ı dinlemenin, sadece Al-lah’ı razı etmenin hesabını yapmanın, sadece Allah’a kulluğun hede-fini gözetmenin adına, dinin Allah’a hâlis kılınması denir. Kulluğun, itaatin, teslimiyetin sadece Allah’a ait oluşunun adına, dinin Allah’a ait kılınması denir. İşte biz Müslümanlar böylece emr olunduk. Dün bu âyetlerin yol gösterisiyle Allah’ın Resûlü tüm dünyaya bunu ilân etti. “Ben böylece emr olundum, ben buyum,” dedi. Bugün Allah’ın bu kitabını okuyan, dinleyen bizler de bunu böylece ilân etmek zorundayız. Biz sadece Rabbimize kullukla emr olunduk. Sadece Rabbimizi dinlemek ve O’ndan başka hiç kimseyi dinlememekle emr olunduk. Hayatımızın tümünde kulluğumuza, ibadetimize, itaatimize, duamıza Allah’tan başka hiç kimseyi, hiç bir şeyi ortak kılmadan, saf, katışıksız hayat yaşamakla emr olunduk. Hayatımızın bazı alanlarında Allah’ı, bazı alanlarında da başkalarını dinleyerek şirke düşmemekle emr olunduk. Kulluğun yerini, zamanını, miktarını, oranını sadece Rabbimizin belirlediği şekilde, ona hiç bir şey katıp karıştırmadan, sâfiyetini bozmadan, bidatlere, aşırılıklara düşmeden dini Allah’a vererek, O nasıl istediyse öylece yaşamakla emr olunduk. Yâni biz emir kulu değil, Allah kulu olmakla emr olunduk. Biz tâğutların, yasaların kulu değil, Allah kulu olmakla emr olunduk. Bizim boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucu sadece Rabbimizin elindedir. O nereye çekmişse o tarafa gitmekle emr olunduk. İşte biz Allah’a teslim olmuş, Allah’ın seçimini kendimiz için seçim kabul etmiş Müslümanlarız. Tüm dünya bunu böylece bilsin demek zorundayız. Peygamberim, yine ben Müslümanların ilki olmakla da emro-lundum de. Allah’a ilk teslim olan, Allah âyetlerine ilk teslim olan olmakla emronundum ben. Allah’ın istediği kulluğu icrâ etme noktasında sâbikûndan olmakla, başı çekmekle emr olundum. Allah’ın mü’-minlere yapılmasını emrettiği bir işe ilk el atan olmakla emr olundum. Rabbimiz peygamberine Müslümanların ilki olmasını, bu kitaba ilk iman edenin kendisi olmasını emrediyor. Tabii peygamberimizin şahsında bize de Müslümanların ilki olmamız emrediliyor. Her konuda Müslümanların ilki biz olmak zorundayız. Allah’ın emirlerinden birisine teslim olmak söz konusu olduğu zaman, Allah’ın emirlerinden birisinin ifası söz konusu olduğu zaman etrafımızda hiç kimse olmasa bile hemen ben diyeceğiz. Ama bakıyoruz ki bugün bizler Allah’ın emirlerinden birisinin ifâsı söz konusu olduğu zaman, “önce birileri başlasın, önce filanlar başlasın, arkasını biz getiririz,” diyoruz değil mi? “Benden önce, bizden önce keşke bu konuda çığır açan birileri olsaydı ben de çok rahat yapardım,” diyoruz değil mi? Hep birilerinin başlamasını, birilerinin başlatmasını bekliyoruz. Halbuki fazilet ilk başlayandadır, ilk başlatandadır. Allah’ın Resûlü buyurur ki: “Kim dinde hayırlı bir çığır açarsa açtığı bu çığırın sevabı bu adama ait olduğu gibi, kıyamete kadar açtığı o çığırdan gidenlerin sevaplarının bir misli kendilerininki eksiltmeksizin onun defterine yazılacaktır. Kim de dinde kötü bir çığır açarsa, o açtığı çığırın günâhı onun omu-zuna yazılacağı gibi, o çığırdan kıyamet gününe kadar gi-denlerin günâhlarının bir misli onun sırtına yazılacaktır.” Meselâ insanların Kur’an’a yönelmesi, sünnetle ilgilenmeleri adına kim bir adım atarsa, kim ilk adımı atarsa karşısındakilerde mey-dana gelecek İslâmî değişikliklerin sevabının bir misli bu ilk adımı ata-na verilecektir. Öyleyse her konuda Müslümanların ilki olmaya çalışacağız. Dünya üzerinde hiçbir kimse Müslüman olmasa bile, biz tek başına Müslüman olmak zorunda olduğumuzu unutmayacağız. Sağımıza solumuza, önümüze arkamıza bakmayacağız.. İnsanlar Müslüman olsunlar da ondan sonra bizler de Müslüman olalım demeyeceğiz. “Ah, benden önce bunu birileri yapsaydı,” demeyeceğiz. Onu ilk yapan biz olacağız. Vallahi Hz. Hatice annemiz birazcık bekleseydi, Hz. Ebu Bekir Efendimiz biraz bekleseydi, “hele birileri Müslüman olsun da ondan sonra Müslüman olalım,” deselerdi, kıyamete kadar beklerlerdi de yine Müslüman olamazlardı. Öyleyse biz de beklemeyeceğiz. Önce birileri yapsın, önce birileri başlasın diye beklemeyeceğiz ve herkesten önce biz Müslüman olmaya, herkesten önce o emri biz uygulamaya başlayacağız. Hayırlı işlerde kesinlikle acele edeceğiz, beklemeyeceğiz. Hele şu doktoram bir bitsin, hele şu işimi bir bitireyim, hele şu askerlik bir bitsin, hele şu diplomayı bir alayım, hele bir evleneyim, hele şu idare bir değişsin, hele işler yoluna bir girsin diye beklersek, sabah-ı haşre kadar bekleriz de yine o konuda fırsat bulamayız Allah korusun. Ben Müslümanın ilki olmalıyım diyeceğiz. Yeryüzünde benden başka hiç kimse Müslüman olmasa da, herkes bana düşman olarak kâfir olsa da, ben yine de hiç kimseyi beklemeden Müslüman olmak zorundayım. Ya da bunun bir başka mânâsı da benim ilk işim Müslümanlık olmalıdır. Benim ilk işim Müslümanlık olmalı. Müslümanlığımı ön plana almalıyım, mesleğim ikinci üçüncü planda olmalı. Öğretmenliğim ikinci üçüncü planda olmalı, talebeliğim öyle olmalı, hacılığım, hocalığım, babalığım, evlâtlığım, zenginliğim fakirliğim, müdürlüğüm, âmirliğim, hizmetçiliğim, memurluğum ikinci üçüncü planda olmalı. Ben önce Müslümanım, sonra öğretmenim. Önce Müslümanım sonra tamirciyim. Önce Müslümanım sonra babayım, önce Müslümanım sonra evlâdım. Eğer böyle yapmaz da mesleğimizi, işimizi, aşımızı, erkekliğimizi, kadınlığımızı birinci plana alır da Müslümanlığımızı ikinci üçüncü plana alırsak, o zaman bozuk bir Müslümanlık çıkacaktır karşımıza. Eğer Müslümanlığımızdan önce işimiz aşımızla ilgili, mesleğimiz meşrebimizle ilgili problemleri gündeme getirir, önce bunları çözmeliyiz, önce bunları halletmeliyiz diyerek Müslümanlığımızı ikinci üçüncü plana alırsak, o zaman sapıklıklar başlayacaktır hayatımızda. Meselâ eğer Müslümanlığımızdan önce babalığımızı değerlen-direcek olursak, o zaman belki kendimizi putlaştıran, kendimizi tanrı yerine koyan despot bir baba olarak ortaya çıkabiliriz. Ama biz eğer babalığımızı değerlendirirken Müslüman olduğumuzu unutmazsak, Müslümanlığımız hatırımızda olursa, o zaman Allah’ın istediği biçimde bir baba olma imkânımız olacaktır. Müslümanlığınızdan önce evlâtlığınızı gündeme getirirseniz o zaman babayı hiç takmayan despot ve itaatsız bir evlât ya da babanın her dediğini dinleyen, babayı Rab yerinde gören bir evlât olabiliriz. Evlât olarak önce Müslüman olduğu-muzu hatırlamaz, hatırımızda canlı tutmaz ve babanın arzuları karşısında önce bir Müslüman olduğumuzu unutur, yâni babanın arzularını İslâm süzgecinden geçirmeden, baba karşısında oğlun, oğul karşısında babanın İslâm’da konumunu bilmeden babalık ve oğulluk ortaya koyarsak elbette bu yanlış olacaktır. Veya meselâ eğer siz Müslümanlıktan önce siyasetçi olmayı denemeye kalkışırsanız, o zaman belki kendinizi putlaştıran, kendinizi İlâh ve Rab makamında gören, Allah’ı tanımadan kendi egemenliğinize dayalı bir sistem getirmeye kalkışabilirsiniz. Eğer Müslümanlığımızdan önce ticareti gündeme getirir, Müslümanlığımızdan önce ekonomiyi düzeltmeye kalkışırsak, çok bozuk bir mala bakış, çok bozuk bir kazanma ve harcama anlayışı geliştirebilir, bunun adına da İslâm diyebiliriz. Müslümanlığımızı birinci plana almadığımız, her şeyden önce Müslüman olduğumuzu gündeme getirmediğimiz, Müslümanlığımız bu ticari hayatımıza hakim olmadığı için mutlaka yanlışa düşeceğiz demektir. Ama unutmayalım ki ben Müslümanım demek, ben bu kitapla amel ediyorum, ben tüm problemlerimi bu kitaba arzediyo-rum, bu kitaptan ve bu kitabın pratik uygulaması olan Rasûlullah’ın sünnetinden aldığım çözümlerle amel ediyorum demektir. Bunu diyebilmek için de Kitap ve Sünneti tanımak zorundayız. Bu kitabı tanımadan da Müslümanlığı yaşamaya kalkarsam o zaman bilmediğim, tanımadığım bölümlerde hep hata yapacağım demektir. Yâni demek istiyorum ki, biz her şeyden önce Müslümanız dedik mi, tüm problemlerimizde Müslümanlığı gündeme getirecek ve o problemlerin çözümü için ilk önce İslâm’a başvuracak, İslâm’ı öğrenecek ve hata etmemeye çalışacağız demektir. İşte İslâm budur, teslimiyet budur.