30. “Ey Muhammed! Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” Evet ey peygamberim, muhakkak ki sen öleceksin, onlar da ölecekler. Hem peygamber için hem de herkes için hesap kitap söz konusudur. Sevgili peygamberleri de dahil Rabbimiz yeryüzünde hiçbir beşere ebedîlik vermemiştir. Her nefis ölümü tadacaktır. Yeryüzünde Allah’ın genel bir yasasıdır bu. Mü’minler de ölecek, kâfirler de. Peygamberler de, mü’minler de, müşrikler de ölecektir. Sadece Allah’ın dinleyen, sadece Allah’a kulluk yapanlar da, bir çok İlâhlara kulluk yapanlar da ölecektir. Allah’a, Allah’ın elçilerine, Allah’ın kitaplarına iman edip bu imana bağlı bir hayat yaşayanlar da ölecek, iman etmeyip kendi kendilerine bir hayat yaşayanlar da ölecektir. Kendilerini yeryüzü tanrısı olarak ilân edenler de ölecektir, onların kulları da ölecektir. Hiç kimse ölümden kaçıp kurtulamayacaktır. Peygamberlerin Allah gibi yetkileri yoktur. Hayat ve ölüm peygamberin kendi elinde değildir. Peygamber Allah’ın yarattığı, Allah yasalarına teslim bir kuldur. Bu Allah’ın yeryüzünde koyduğu değişmez bir yasadır. Herkes ölecektir. Ölüm herkes için geçerlidir. Ölüm kişiyi Allah’la karşı karşıya getirecek bir sürecin ilk adımıdır. Peki bu dünyada insan Allah’la karşı karşıya değil mi? Elbette, ama dünyanın şu câri sünneti gösteriyor ki, insan bu dünyada Allah’la beraber olup olmadığını bilemeyebilir. Ama ölümden sonraki hayat öyle değildir. Bir de insanın bu dünyada gerçekleştirdiği kendi fiillerinde bizzat kendi iradesi vardır. Yani bir zorlama ile onları yapmış değildir. Meselâ namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi kula Allah teklif eder ama zorlamaz onu. Ama kulun bu ira-dî eylemlerinin yanında onun iradesinin dışında oluşanlar da vardır. Meselâ ateş yakar, yukarıdan bırakılan bir cisim aşağıya düşer, rüzgâr eser, doğan ölür. Bu mânâda ölüm Mülk sûresinin 2. âyetinin de beyanıyla Allah’ın sıfatlarının bir tecellisidir. Hiçbir varlık yok ki ölüm yasasından kurtulabilmiş olsun. İşte bu âyetten anlıyoruz ki peygamber bile bunun içindedir. Öyleyse Rabbimizin hikmeti gereği koyduğu bu ölüm yasasını kerih görüp ondan kaçıp kurtulmaya çalışmak yersizdir. Ama öyle bir hayat yaşayalım ki ölüm sevgiliyle buluşma gecesi gibi bir anlama dö-nüşün. Sahabe-i Kirâm efendilerimiz ölümü hep hayatın içinde kabul etmişlerdir. İnsan nasıl ki acıkır, susar ve yerse, aynen bunun gibi do-ğar, büyür ve ölür. Yemek yemek nasıl ki bir Allah yasasına boyun bükmüşse, ölümü de öylece kabul etmek zorundayız. Ölümü hayatın içinde dışlamak, gündemden düşürmek, unutmaya çalışmak esasen şu yerleşik hayatın en büyük zulmü felâketidir. Meselâ şu anda toplumun vazgeçilmezlerinden birisi olan çeyiz, belli bir ekonomik kaygının sonucudur. Çeyiz böyle gerçekleştirilince elbette ölüm de yok farz ettirilecektir. Toplumun ısrarla gündemleştirdiği istikbal anlayışı, gelecek kaygısı, mal mülk derdi ölümü gündemden düşüren en büyük faktörlerdir. Ebedî kalacak ya adam bu dünyada. Hiç ölmeyecek ya. İşte hesabını ona göre yapıyor. Küstüğü bir adam ölüverse hemen pişman olup ağlamaya başlıyor. Vay ben ne yaptım, bilseydim öleceğini helâlleşmez miydim diye. Eh ne olacaktı? Ölmeyecek miydi o adam? Elbette ölecekti, ama berikisinin gündeminde ölüm olmadığı için onu uzak zannediyordu. Halbuki ölüm bize her şeyden daha yakındır, bunu bir an bile hatırımızdan çıkarmayalım. Her şey ve herkes kuldur ve herkes için bir zaman, bir ecel belirlemiştir Rabbimiz. Kendisinden başka her şey fânîdir. Her şey eceli geldiği zaman yok olmaya mahkumdur. Bâkî olan sadece bu kâ-inatın yaratıcısı ve yarattığı varlıkların yasalarının ve ecellerinin tayin edicisi olan Rabbimizdir. Evet hepiniz bir gün öleceksiniz ve: