52. “Allah’ın rızkı dilediğine yaydığını ve kısıp bir ölçüye göre verdiğini bilmezler mi? Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.” Halbuki onlar bilmiyorlar mı ki Allah rızkı dilediğine genişletir, dilediğine de kısıp belli bir ölçü içinde verir. Kime ne vereceğini, kime ne ölçüde kısacağını bilen Allah’tır. Allah verdiklerini verdikleriyle imtihan etmektedir. Ne verişi im-tihanı kazanma sebebidir, ne de vermeyip kısması imtihanı kaybetme sebebidir. Ne çok verilenler iyi insan, ne de az verilenler kötüdür. Yâni kendilerine dünyalık bir şeyler verilenler Allah katında şerefli de, verilmeyenler şerefsiz değildir. Vermesi de vermeyip kısması da bir imtihan konusudur. Çünkü rızık tamamen O’nun elindedir. Hiç kimsenin elinin değmediği, değemeyeceği, erişemeyeceği, kimsenin müdahale edemeyeceği tüm rızıklar O’nun elindedir. Şu anda ve yarın kim neye sahip olmuşsa, olacaksa her şeyi veren O’dur. Dilediklerine rızkı genişletir, bol bol verir, dilediklerine de kısıverir. Çünkü O her şeyi bilendir. Kime ne kadar vereceğini, kime ne kadar kısacağını bilendir. Hik-met sahibidir O’dur. Hikmeti gereği yapar bu taksimi. O’nun ilmi her şeyi kuşattığı için, bir kul için zenginliğin mi yoksa fakirliğin mi hayırlı olduğunu en iyi bilen O’dur. Allah dilediklerine bol verir, dilediklerine de az verip kısıverir. Onun için kâfirlere, zalimlere verilenlerden ötürü onlara imrenmeye de, kıskanmaya da gerek yoktur. Çünkü zaten kâfirlerin oldum olası, gördüm göresi bir dünya hayatları var, yaşasınlar bakalım. Zaten şu anda cehennemi yaşıyorlar ve geberdikleri andan itibaren de cehenneme gidecekler. Yâni bütün dünyayı bir tek kâfire verse, hattâ her kâfire ayrı ayrı bir dünya verilse yine de azdır. Bize de hiç bir şey verilmese, yarım ekmek bile bulamasak yine de onlarınkinden çoktur. Bunu böyle biliyor ve böyle inanıyoruz. Ne verilirse verilsin, ne kadar verilirse verilsin, değil mi ki hayat bir gün bitecektir. Biten bir dünyanın nîmetlerine meyletmektense, yarım ekmek de olsa bitmeyecek bir hayatın nîmetlerine ulaşmayı hedefleyelim, onun peşinde olalım. Cennet, devlet, mükâfat, hasene var mı? Benim de hiç bir şeyim olmasın, yarım ekmekle huzur var mı? Elhamdülillah.. İşte mülk, işte saltanat. Beni cennete götürecek bir hayat yaşıyorsam elhamdülillah.. Çünkü bu kâfirler neye sahip olurlarsa olsunlar yarın bu mülkleri onları cehennem ateşinden kurtaramayacaktır. Daha önceki âyetlerde anlattı Rabbimiz, yarın bu kâfirler dünya kendilerinin olsa, hattâ dünyanın bir misli daha ellerinde olsa, ateşten kurtulabilmek için bunu fidye olarak verecekler ama bu fidyeleri kabul edilmeyecektir. Demek ki bugün onlara verilen tüm saltanatlar, tüm güçler, tüm mallar, tüm ekonomik, askerî ve siyasal güçler yarın hiçbir işe yaramayacaktır. Öyleyse onların şu anda sahip oldukları kesinlikle sizi üzmesin, sizi imrendirmesin. Siz hesabınızı bu anlayışa bina etmişseniz, bilesiniz ki üstün sizsiniz, kazanan sizsiniz. Bunu hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın. Alçaklar imtihan gereği kendilerine verilenlerle şımardılar. Kendilerine verilenlerin, azîzliklerinden dolayı verildiği zehâbına kapıldılar. “Biz şerefli insanlar olduğumuz, bizim yolumuz doğru olduğu için, Allah tarafından sevildiğimiz için bunlar bize verildi,” dediler. Bun-dan dolayı kendi pis hayatlarına delil de buldular. Bundan dolayı Rab-lerine kulluğu terk ettiler, kendilerinin Rabblığını iddia etmeye yöneldiler. Öyleyse ey Müslümanlar sakın ha sakın bu kâfirlere, bu zalimlere bir şeylerin verilmesi sizi aldatmasın. Sakın ha sakın bu kâfirlerin hak yolda oldukları zehâbına götürmesin sizi.