5. “Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O’dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ay’ı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O’-dur.” O Allah gökleri ve yeri hakla yarattı, hak olarak yarattı. Sûrenin başında kitabını da hak olarak indirdiğini söylemişti Rabbimiz. De-mek ki Rabbimizin tüm işleri, tüm fiilleri haktır. Gökleri ve yeri hak ola-rak yaratmıştır, laf olsun, eğlence olsun diye yaratmamıştır. Kullarının imtihanı, imtihan sahnesi olması için yaratmıştır onları. Veya Allah gökleri ve yeri haklı olarak, hakka istinat etmek ü-zere, hak açığa çıksın için yaratmıştır. Hangi hak açığa çıksın diye? Bu kâinatta tek hak, tek gerçek var. O da Allah’ın hayata karışıcı tek Rabb ve İlâh olması ve bizim de O’na kul köle olmamız gerçeği. Göklerde ve yerde bundan daha büyük bir gerçek, bundan daha önemli ve öncelikli bir hak, hakikat yoktur. İşte Allah bu gerçeğin anlaşılıp ortaya çıkarılması için gökleri ve yeri yaratmıştır. Bu âyetlerden anlıyoruz ki, kâinatta ne varsa hepsi hak üzerine, yâni sağlam temeller üzerine kurulmuş ve belli bir hikmetle yaratılmıştır. Yaratılan her şey üzerinde belli bir kanun, belli bir hak yasa işlemektedir. Yâni tüm kâinatta hak esastır, adalet esastır, zulüm ve haksızlık yoktur. Her şey hak üzerine bina edilmiştir. Bâtıl ise ârızî ve geçicidir. Yâni Rabbimizin yarattığı bu evrende tevhid esastır. Sadece zulüm ve haksızlık imtihan gereği kendilerine özgür bir irade verilen insanlardan oluşan hareketlerdir. Eğer evrende kendilerine Allah tarafından irade verilen şu insanlar gökler ve yer âlemine karışmasalar, bitkiler, hayvanlar ve ce-mâdât âlemine el atmasalar, kâinatta haksız bir tek uygulama göremezsiniz. Tüm âlemde Allah hak bir denge koymuş, onu bozabilme yetkisini, iradesini de sadece insana vermiştir. Diğer varlıkların tümü hak olan tevhid esasına dayanmakta, hepsi de Allah’ın emirlerine bo-yun bükmektedirler. Kâinatta ne varsa onların tümünü Allah yarattığı için hepsinin üzerinde söz sahibi, hak sahibi, hukuk sahibi, hâkimiyet ve hüküm sahibi sadece Allah’tır. Allah’tan başka bu varlıklar üzerinde hâkimiyet ve otorite sahibi yoktur. O bir şeye “ol” dediği zaman hemen oluverir. O’nun sözü haktır. O’nun sözü hukuktur, O’nun sözü mutlak dinlenen sözdür. Veya burada Allah tarafından yaratılmış olan göklerin ve yerin hakka ve hakikate delâleti anlatılmaktadır. Yaratıcıları Allah olan bu gökler ve yerler, hak olan Allah’ın varlığına ve gücüne delildir. Eser, müessirin varlığına delildir, deniyor. Gökleri ve yeri hakla yaratan Allah, geceyi gündüzün üzerine bürüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. İşte gece ve gündüz ve işte insanın hayatı, insanın imtihanı, insanın ömrü. Yaratıcının emrine boyun büküp teslim olmuş Allah’ın bu iki âyeti, sürekli birbirini takip ediyor. Bunlar üzerinde işleyen yasalar, Allah yasalarıdır. Bunların hiç birisi tesadüfî değildir. Hiç birisi oyun ve eğlence olarak var edilmiş değildir. Bunların hepsi Allah’ın koyduğu yasalara boyun büküp teslim olmuşken, siz kime boyun büküp teslim oluyorsunuz? Rabb ve İlâh olmaya, kullarının hayat programını belirlemeye, kulları üzerinde egemen olmaya lâyık olan Allah görüyorsunuz ki geceden sıyırarak gündüzünüzü, gündüzden sıyırarak gecenizi yaratıyor. Eğer Rabbiniz sizin için bunu yapmasaydı kim yapabilirdi bunu? Kim yaratabilirdi geceyi? Kim getirebilirdi gündüzü? Kimin gücü yetebilirdi buna? Allah berisinde şu kendilerine kulluk ettiğiniz, kendilerine dua edip yalvardığınız, kendilerinde yetki gördüğünüz yeryüzü tanrıları becerebilir miydi bunu? Yeryüzünde tanrılığa soyunanlar, yeryüzünde egemenlik hakkı bizdedir diyenler, bizim hayatımıza Allah karışmaz diyenler, hayatı biz biliriz, hayatı biz düzenleriz diyerek kendi yasalarını Allah yasalarının önüne geçirmeye çalışanlar yapabilirler mi bunu? Acaba şu anda bu yeryüzü tanrıları Allah’ın bu âyetlerine ne kadar müdahale edebiliyorlar? Güneşe, aya, geceye, gündüze ne kadar etkililer? Güçleri, kuvvetleri, etkileri nedir bu insanların? Acaba şu anda güneşe söz geçirebiliyorlar mı? Eğer bunu becerebilen birileri varsa tamam onlara da kulluk yapalım, onların yasalarını da uygulayalım, onları da Rabb bilelim, onları da İlâh bilelim. Geceye ve gündüze egemen olan Allah’tır. Bakın Kasas sûresinde Rabbimiz buyurur ki: “Ey Muhammed! De ki: "Söyler misiniz? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez misiniz?” De ki: “Söyleyin: Eğer Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı, içinde istirahat edeceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?” (Kasas 71,72) Rabbiniz geceyi ve gündüzü kıyamete kadar uzatıverse, geceyi gündüzle kovmayıp, gündüzü de geceyle boğmasaydı, ne yapardınız? Kim yardım edebilirdi size bu konuda? Allah’tan başka tanrılarınız var mı bir düşünsenize! Şu gündüzün size sunduğu bu güneş karşılığında, elektrik bedeli öder gibi sizden bir bedel isteseydi nasıl öderdiniz? Rabbiniz tüm bu nîmetlerine karşılık kendisinin değil, yine bizim ihtiyacımız olan bir kulluk istiyor. Ama unutmayalım ki bunlar ebedî değildir, ölümsüz değildir. Tüm bu varlıklar, gece, gündüz belirli bir süreye kadar yörüngelerinde akıp gitmektedirler. Rabblerinin belirlediği bir ecele kadar yörüngelerinde, Allah programında akıp gitmektedirler. Hepsi de Allah’ın kendilerine takdir buyurduğu bir ölüme doğru koşuyorlar. Bir gün gelecek Allah’ın takdiriyle hepsi de yok olacaktır. Bu hayat bir gün bitecektir. Ne gök, ne yer, ne göktekiler, ne yerdekiler kalmayacaktır. O zaman, içinde bizler de olduğumuz halde bu bitenlerin, bu biteceklerin fânîliğini anlatan bu âyetlerle kendimizin de fânîliğini unutmadan, ebedî olan, hiç ölmeyen, fânî olmayan bir Allah’a kulluk hesabı içine girmek zorundayız. Ölümsüz bir Allah’a kulluk hesabıyla ölümsüz bir cennet kazanmaya bakmalıyız. Dikkat edin, Azîz olan, güçlü olan ve çok bağışlayan O’dur. Allah Azîzdir, O’na asla karşı koyamazsınız. Allah Azîzdir, tüm izzet ve şeref O’na aittir. Sakın O’nun size verdiği şerefin dışında kendinize şeref arayışı içine girmeyin. Böyle Azîz ve Hakîm bir Allah’ın kitabının dışında kendinize kitap, din arayışı içine girmeyin. Şurasını da asla unutmayın ki, her şeye rağmen, tüm günâhlarınıza, tüm kusurlarınıza ve eksiklerinize rağmen Rabbiniz Gafûr’dur. Günâhlarınız sebebiyle O’nun karşısında tüm kapılar yüzünüze kapandı zannetmeyin. Tevbe eder, O’na yönelir, affınızı talep ederseniz, O’nun affına lâyık hale gelmeye çalışırsanız, bilesiniz ki O kullarını çok çok bağışlayandır. Göklerin ve yerin yaratılışından söz ettikten sonra Rabbimiz bundan sonra bizim hayatımızdan, bizim yaratılışımızdan söz edecek. Bakın şöyle buyuruyor: