Besâirü'l-Kur'ân sayfasına dön

Kamer Suresi Tefsiri — Ali Küçük (Besâirü'l-Kur'ân)

55 ayetSayfa 2 / 2
45-48. “Toplulukları dağıtılacak, yüz geri edeceklerdir. Kıyamet onların azab ile vaadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür. Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler. Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: “Cehennemin dokunan azabını tadın” denir.” Onların toplulukları dağılacak, toplulukları bozguna uğrayacak, peygamber ve peygamber safında yer almış müslümanlar karşısında arkalarını dönüp kaçacak, hezimeti tadacaklardır. Bu yenilgi onların dünyadaki azaplarıdır, lâkin onların asıl azapları vaad edildikleri kıyamet günüdür. Dünyadaki bu yenilgilerinin arkasından âhirette de en büyük bir azap onları beklemektedir. O ne korkunç, ne acı bir gündür? O gün yüzüstü ateşe sürülecekleri bir gündür. O gün onlara, “haydi bu yaptıklarınıza karşılık cehennemin dokunan şu ateşini tadın bakalım” denir. Bu âyetler Mekke’de bir avuç müslümanın zor günler geçirdikleri bir dönemde geliyordu. O günlerde gelen Rabbimizin bu müjdesini müslümanlar bile anlamakta güçlük çekiyorlardı. Çünkü Rasulullah Efendimizin etrafında bir avuç insanın Mekke kâfirlerine karşı galip gelecekleri müjdesi veriliyordu. Ama gerçekten çok geçmeden Bedir-de Rabbimizin bu vaadi gerçekleşiyordu. Bedir günü Mekke’li kâfirler Allah desteğindeki müslümanlar eliyle bu hezimeti tattılar. Bir sürü ceset bırakarak arkalarını dönerek kaçıp gittiler. İşte bu onların dünyadaki hezimetleriydi, ama esas azapları kendilerine vaadolunan kıyamet günündedir. O gün yüzükoyun cehenneme yuvarlanacaklar ve dünyadaki azaplarıyla kıyaslanamayacak büyüklükte azapların mahkumu olacaklardır.
49-51. “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarat-mışızdır. Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir. Andolsun ki, benzerlerinizi yok ettik, öğüt alan yok mudur?” “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Her şey için bir ölçü takdir ettik.” Rabbimiz katında her şey bir bilgi, bir miktar, bir ölçü ve kaderledir. Kim doğacak, kim ölecek? Kim helâk olacak, kim kurtulacak? Kim galip gelecek, kim mağlup olacak? Kim cennete gidecek, kim cehennemi boylayacak? Bunların tamamı Allah’ın takdirine bağlı bir ölçü, bir takdir, bir kader iledir. Bu âlemde hiçbir şey tesadüfî değildir. Elbette bu dünyanın da Allah takdirinde bir sonu vardır. Sonsuza dek devam etmeyecektir bu hayat. Muhakkak ki Allah dilediği her şeyi yapan, her şeye güç yetirendir. Rabbimizin bu dünyanın sonu, yani kıyametin kopuşuyla alâkalı emrinin gelmesi âdeta bir göz kırpması, bir göz çarpması gibi sadece bir keredir. Öyle herhangi bir hazırlığa filan gerek yoktur. Kıyametin kopuşu bir an meselesidir. Sadece “ol” demesi yeterlidir. Dikkat ederseniz sûrenin ilk âyetinde de kıyametin yaklaştığını haber vermişti. Her gelecek yakındır, bir de kıya-met her şeyden yakındır. Bir göz açıp yumması kadar insana yakındır. Tabii o kıyamet saati ona hazırlıksız olan kimselere ansızın gelecektir. Zira kendileri kıyametin geleceğinden gafil bir şekilde dünyaya dalmış, onu hatırlarından çıkarmış ve böylece lüzumuz şeylerin peşine takılmış insanlar için elbette kıyamet ansızın gelecektir. Kıyamete inanmayan ve onun hazırlığı içinde Allah için bir hayat yaşamayan insanlar onun kopmasına yakın bir dönemde, alâmetler belirdiği zaman bile uyanmayacaklar, o zaman bile oyun ve oynaşlarını sürdüreceklerdir. Onun için şuurları yerinde değilken, haberleri yokken kıyamet gelip onların tepelerinde patlayacaktır. Artık ondan sonra pişman olma ve geriye dönme imkânı da kalmayacaktır. Her şey Allah’ın elindedir. Bırakın uzak geleceklerle alâkalı bir şeyler söylemeyi, bir saniye sonrasıyla alâkalı bile kim ne diyebilir? Bir saniye sonra olacaklar konusunda kim ne bilgiye sahiptir? Meselâ şu anda Rabbimiz dünyamızdan milyarlarca daha büyük bir yıldız gönderip, haydi git ve şu bana kafa tutan azgınların işini bitir dese ve bir saniye sonra o yıldız şu dünyamızla çakışsa kim engel olabilir buna? Bir saniye sonra altımızdaki arza Rabbimiz sallan deyiverse, kim ne yapabilir? Öyleyse her şeyi bilen, her şeye hükmeden Allah’tır. Andolsun ki sizin benzerlerinizi helâk ettik. İşte sûrede detaylarıyla anlattık. O helâk olanlar da tıpkı sizin gibi kuldular. Hattâ sizden daha güçlü kimselerdi onlar. Buna rağmen bizimle savaşa tutuştukları için, bizim istediğimiz bir hayatı yaşamaktan vazgeçip kendi hevâ ve heveslerine tâbi oldukları için hepsinin defterini dürüverdik. Şimdi sizler bunlardan ibret almayacak mısınız? Akıllanmayacak mısınız? Unutmayın ki:
49-51. “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarat-mışızdır. Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir. Andolsun ki, benzerlerinizi yok ettik, öğüt alan yok mudur?” “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Her şey için bir ölçü takdir ettik.” Rabbimiz katında her şey bir bilgi, bir miktar, bir ölçü ve kaderledir. Kim doğacak, kim ölecek? Kim helâk olacak, kim kurtulacak? Kim galip gelecek, kim mağlup olacak? Kim cennete gidecek, kim cehennemi boylayacak? Bunların tamamı Allah’ın takdirine bağlı bir ölçü, bir takdir, bir kader iledir. Bu âlemde hiçbir şey tesadüfî değildir. Elbette bu dünyanın da Allah takdirinde bir sonu vardır. Sonsuza dek devam etmeyecektir bu hayat. Muhakkak ki Allah dilediği her şeyi yapan, her şeye güç yetirendir. Rabbimizin bu dünyanın sonu, yani kıyametin kopuşuyla alâkalı emrinin gelmesi âdeta bir göz kırpması, bir göz çarpması gibi sadece bir keredir. Öyle herhangi bir hazırlığa filan gerek yoktur. Kıyametin kopuşu bir an meselesidir. Sadece “ol” demesi yeterlidir. Dikkat ederseniz sûrenin ilk âyetinde de kıyametin yaklaştığını haber vermişti. Her gelecek yakındır, bir de kıya-met her şeyden yakındır. Bir göz açıp yumması kadar insana yakındır. Tabii o kıyamet saati ona hazırlıksız olan kimselere ansızın gelecektir. Zira kendileri kıyametin geleceğinden gafil bir şekilde dünyaya dalmış, onu hatırlarından çıkarmış ve böylece lüzumuz şeylerin peşine takılmış insanlar için elbette kıyamet ansızın gelecektir. Kıyamete inanmayan ve onun hazırlığı içinde Allah için bir hayat yaşamayan insanlar onun kopmasına yakın bir dönemde, alâmetler belirdiği zaman bile uyanmayacaklar, o zaman bile oyun ve oynaşlarını sürdüreceklerdir. Onun için şuurları yerinde değilken, haberleri yokken kıyamet gelip onların tepelerinde patlayacaktır. Artık ondan sonra pişman olma ve geriye dönme imkânı da kalmayacaktır. Her şey Allah’ın elindedir. Bırakın uzak geleceklerle alâkalı bir şeyler söylemeyi, bir saniye sonrasıyla alâkalı bile kim ne diyebilir? Bir saniye sonra olacaklar konusunda kim ne bilgiye sahiptir? Meselâ şu anda Rabbimiz dünyamızdan milyarlarca daha büyük bir yıldız gönderip, haydi git ve şu bana kafa tutan azgınların işini bitir dese ve bir saniye sonra o yıldız şu dünyamızla çakışsa kim engel olabilir buna? Bir saniye sonra altımızdaki arza Rabbimiz sallan deyiverse, kim ne yapabilir? Öyleyse her şeyi bilen, her şeye hükmeden Allah’tır. Andolsun ki sizin benzerlerinizi helâk ettik. İşte sûrede detaylarıyla anlattık. O helâk olanlar da tıpkı sizin gibi kuldular. Hattâ sizden daha güçlü kimselerdi onlar. Buna rağmen bizimle savaşa tutuştukları için, bizim istediğimiz bir hayatı yaşamaktan vazgeçip kendi hevâ ve heveslerine tâbi oldukları için hepsinin defterini dürüverdik. Şimdi sizler bunlardan ibret almayacak mısınız? Akıllanmayacak mısınız? Unutmayın ki:
49-51. “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarat-mışızdır. Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir. Andolsun ki, benzerlerinizi yok ettik, öğüt alan yok mudur?” “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Her şey için bir ölçü takdir ettik.” Rabbimiz katında her şey bir bilgi, bir miktar, bir ölçü ve kaderledir. Kim doğacak, kim ölecek? Kim helâk olacak, kim kurtulacak? Kim galip gelecek, kim mağlup olacak? Kim cennete gidecek, kim cehennemi boylayacak? Bunların tamamı Allah’ın takdirine bağlı bir ölçü, bir takdir, bir kader iledir. Bu âlemde hiçbir şey tesadüfî değildir. Elbette bu dünyanın da Allah takdirinde bir sonu vardır. Sonsuza dek devam etmeyecektir bu hayat. Muhakkak ki Allah dilediği her şeyi yapan, her şeye güç yetirendir. Rabbimizin bu dünyanın sonu, yani kıyametin kopuşuyla alâkalı emrinin gelmesi âdeta bir göz kırpması, bir göz çarpması gibi sadece bir keredir. Öyle herhangi bir hazırlığa filan gerek yoktur. Kıyametin kopuşu bir an meselesidir. Sadece “ol” demesi yeterlidir. Dikkat ederseniz sûrenin ilk âyetinde de kıyametin yaklaştığını haber vermişti. Her gelecek yakındır, bir de kıya-met her şeyden yakındır. Bir göz açıp yumması kadar insana yakındır. Tabii o kıyamet saati ona hazırlıksız olan kimselere ansızın gelecektir. Zira kendileri kıyametin geleceğinden gafil bir şekilde dünyaya dalmış, onu hatırlarından çıkarmış ve böylece lüzumuz şeylerin peşine takılmış insanlar için elbette kıyamet ansızın gelecektir. Kıyamete inanmayan ve onun hazırlığı içinde Allah için bir hayat yaşamayan insanlar onun kopmasına yakın bir dönemde, alâmetler belirdiği zaman bile uyanmayacaklar, o zaman bile oyun ve oynaşlarını sürdüreceklerdir. Onun için şuurları yerinde değilken, haberleri yokken kıyamet gelip onların tepelerinde patlayacaktır. Artık ondan sonra pişman olma ve geriye dönme imkânı da kalmayacaktır. Her şey Allah’ın elindedir. Bırakın uzak geleceklerle alâkalı bir şeyler söylemeyi, bir saniye sonrasıyla alâkalı bile kim ne diyebilir? Bir saniye sonra olacaklar konusunda kim ne bilgiye sahiptir? Meselâ şu anda Rabbimiz dünyamızdan milyarlarca daha büyük bir yıldız gönderip, haydi git ve şu bana kafa tutan azgınların işini bitir dese ve bir saniye sonra o yıldız şu dünyamızla çakışsa kim engel olabilir buna? Bir saniye sonra altımızdaki arza Rabbimiz sallan deyiverse, kim ne yapabilir? Öyleyse her şeyi bilen, her şeye hükmeden Allah’tır. Andolsun ki sizin benzerlerinizi helâk ettik. İşte sûrede detaylarıyla anlattık. O helâk olanlar da tıpkı sizin gibi kuldular. Hattâ sizden daha güçlü kimselerdi onlar. Buna rağmen bizimle savaşa tutuştukları için, bizim istediğimiz bir hayatı yaşamaktan vazgeçip kendi hevâ ve heveslerine tâbi oldukları için hepsinin defterini dürüverdik. Şimdi sizler bunlardan ibret almayacak mısınız? Akıllanmayacak mısınız? Unutmayın ki:
52-55. “İnsanların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.” Yaptığınız, işlediğiniz, konuştuğunuz her şey kitaplarda yazılıdır. Büyük-küçük ne yapmışsanız, ne amel işlemişseniz satır satır hepsi tespit edilmiş, yazılmıştır. Bir tek ameliniz bile zayi olmamıştır. Her şey Allah’ın bilgisi ve kontrolü altındadır. İyiliğimiz, kötülüğümüz, hayrımız, şerrimiz, kaderimiz, geleceğimiz, geçmişimiz, her şeyimiz O’nun murakabesi altındadır. Hiçbir bakış, hiçbir düşünüş ve hareket O’nun ilminin dışında değildir. Rabbimiz herkesin, her varlığın iç dünyasına kadar bilen, haberdar olandır. Yaşadığımız bu hayatın sonunda karşımıza öyle bir dosya çıkacak ki, ne büyük koymuş, ne küçük koymuş, ne gizli demiş ne aşikâr demiş tüm yaptıklarımızı tesbit etmiştir. Halbuki dünya hayatında kâfirlerin, zalimlerin haberleri yoktu hiçbir şeyden. Allah ve elçileriyle savaş içinde bir hayat yaşamışlardı. Haram-helâl aramamışlardı hayatlarında. Zulmetmişler, haksızlık etmişler, inkar etmişler, duymaz-dan gelmişler, müstekbirce davranmışlardı. Ne yapmışlarsa tüm amellerini karşılarında buluyorlar. Amellerinden dolayı değerlendirilecekler şimdi. Her bir dosya açıldıkça zalimler amellerini ve amellerinin karşılığını orada hazır bulacaklar. Allah hiç kimseye zulmetmemektedir. Bu amelleri kendileri işlemiştir. Kendi amellerinin karşılığıdır bunlar. Değilse yapmadıkları, işlemedikleri suçlardan ötürü Allah hiç kimseyi cezalandırarak zulmetmez. Ya da başkalarının günahlarını yanlışlıkla bir adamın defterine yazarak işlemediği günahlardan ötürü ona zulmetmez. Yaptıklarının bir kısmını zayi etmek sûretiyle Allah kimseye zulmetmez. Muttakîler, Allah’la yol bulanlar, Allah’a sorarak bir hayat yaşayanlar, Allah’a kulluklarının bilincinde olanlar, Allah'a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Güçlü hükümdarın şanına lâyık hazırladığı yüce cennetlerde nimet ve mutluluk içindedirler. Rabbim bizleri de onlardan eylesin.  
52-55. “İnsanların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.” Yaptığınız, işlediğiniz, konuştuğunuz her şey kitaplarda yazılıdır. Büyük-küçük ne yapmışsanız, ne amel işlemişseniz satır satır hepsi tespit edilmiş, yazılmıştır. Bir tek ameliniz bile zayi olmamıştır. Her şey Allah’ın bilgisi ve kontrolü altındadır. İyiliğimiz, kötülüğümüz, hayrımız, şerrimiz, kaderimiz, geleceğimiz, geçmişimiz, her şeyimiz O’nun murakabesi altındadır. Hiçbir bakış, hiçbir düşünüş ve hareket O’nun ilminin dışında değildir. Rabbimiz herkesin, her varlığın iç dünyasına kadar bilen, haberdar olandır. Yaşadığımız bu hayatın sonunda karşımıza öyle bir dosya çıkacak ki, ne büyük koymuş, ne küçük koymuş, ne gizli demiş ne aşikâr demiş tüm yaptıklarımızı tesbit etmiştir. Halbuki dünya hayatında kâfirlerin, zalimlerin haberleri yoktu hiçbir şeyden. Allah ve elçileriyle savaş içinde bir hayat yaşamışlardı. Haram-helâl aramamışlardı hayatlarında. Zulmetmişler, haksızlık etmişler, inkar etmişler, duymaz-dan gelmişler, müstekbirce davranmışlardı. Ne yapmışlarsa tüm amellerini karşılarında buluyorlar. Amellerinden dolayı değerlendirilecekler şimdi. Her bir dosya açıldıkça zalimler amellerini ve amellerinin karşılığını orada hazır bulacaklar. Allah hiç kimseye zulmetmemektedir. Bu amelleri kendileri işlemiştir. Kendi amellerinin karşılığıdır bunlar. Değilse yapmadıkları, işlemedikleri suçlardan ötürü Allah hiç kimseyi cezalandırarak zulmetmez. Ya da başkalarının günahlarını yanlışlıkla bir adamın defterine yazarak işlemediği günahlardan ötürü ona zulmetmez. Yaptıklarının bir kısmını zayi etmek sûretiyle Allah kimseye zulmetmez. Muttakîler, Allah’la yol bulanlar, Allah’a sorarak bir hayat yaşayanlar, Allah’a kulluklarının bilincinde olanlar, Allah'a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Güçlü hükümdarın şanına lâyık hazırladığı yüce cennetlerde nimet ve mutluluk içindedirler. Rabbim bizleri de onlardan eylesin.  
52-55. “İnsanların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.” Yaptığınız, işlediğiniz, konuştuğunuz her şey kitaplarda yazılıdır. Büyük-küçük ne yapmışsanız, ne amel işlemişseniz satır satır hepsi tespit edilmiş, yazılmıştır. Bir tek ameliniz bile zayi olmamıştır. Her şey Allah’ın bilgisi ve kontrolü altındadır. İyiliğimiz, kötülüğümüz, hayrımız, şerrimiz, kaderimiz, geleceğimiz, geçmişimiz, her şeyimiz O’nun murakabesi altındadır. Hiçbir bakış, hiçbir düşünüş ve hareket O’nun ilminin dışında değildir. Rabbimiz herkesin, her varlığın iç dünyasına kadar bilen, haberdar olandır. Yaşadığımız bu hayatın sonunda karşımıza öyle bir dosya çıkacak ki, ne büyük koymuş, ne küçük koymuş, ne gizli demiş ne aşikâr demiş tüm yaptıklarımızı tesbit etmiştir. Halbuki dünya hayatında kâfirlerin, zalimlerin haberleri yoktu hiçbir şeyden. Allah ve elçileriyle savaş içinde bir hayat yaşamışlardı. Haram-helâl aramamışlardı hayatlarında. Zulmetmişler, haksızlık etmişler, inkar etmişler, duymaz-dan gelmişler, müstekbirce davranmışlardı. Ne yapmışlarsa tüm amellerini karşılarında buluyorlar. Amellerinden dolayı değerlendirilecekler şimdi. Her bir dosya açıldıkça zalimler amellerini ve amellerinin karşılığını orada hazır bulacaklar. Allah hiç kimseye zulmetmemektedir. Bu amelleri kendileri işlemiştir. Kendi amellerinin karşılığıdır bunlar. Değilse yapmadıkları, işlemedikleri suçlardan ötürü Allah hiç kimseyi cezalandırarak zulmetmez. Ya da başkalarının günahlarını yanlışlıkla bir adamın defterine yazarak işlemediği günahlardan ötürü ona zulmetmez. Yaptıklarının bir kısmını zayi etmek sûretiyle Allah kimseye zulmetmez. Muttakîler, Allah’la yol bulanlar, Allah’a sorarak bir hayat yaşayanlar, Allah’a kulluklarının bilincinde olanlar, Allah'a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Güçlü hükümdarın şanına lâyık hazırladığı yüce cennetlerde nimet ve mutluluk içindedirler. Rabbim bizleri de onlardan eylesin.  
52-55. “İnsanların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.” Yaptığınız, işlediğiniz, konuştuğunuz her şey kitaplarda yazılıdır. Büyük-küçük ne yapmışsanız, ne amel işlemişseniz satır satır hepsi tespit edilmiş, yazılmıştır. Bir tek ameliniz bile zayi olmamıştır. Her şey Allah’ın bilgisi ve kontrolü altındadır. İyiliğimiz, kötülüğümüz, hayrımız, şerrimiz, kaderimiz, geleceğimiz, geçmişimiz, her şeyimiz O’nun murakabesi altındadır. Hiçbir bakış, hiçbir düşünüş ve hareket O’nun ilminin dışında değildir. Rabbimiz herkesin, her varlığın iç dünyasına kadar bilen, haberdar olandır. Yaşadığımız bu hayatın sonunda karşımıza öyle bir dosya çıkacak ki, ne büyük koymuş, ne küçük koymuş, ne gizli demiş ne aşikâr demiş tüm yaptıklarımızı tesbit etmiştir. Halbuki dünya hayatında kâfirlerin, zalimlerin haberleri yoktu hiçbir şeyden. Allah ve elçileriyle savaş içinde bir hayat yaşamışlardı. Haram-helâl aramamışlardı hayatlarında. Zulmetmişler, haksızlık etmişler, inkar etmişler, duymaz-dan gelmişler, müstekbirce davranmışlardı. Ne yapmışlarsa tüm amellerini karşılarında buluyorlar. Amellerinden dolayı değerlendirilecekler şimdi. Her bir dosya açıldıkça zalimler amellerini ve amellerinin karşılığını orada hazır bulacaklar. Allah hiç kimseye zulmetmemektedir. Bu amelleri kendileri işlemiştir. Kendi amellerinin karşılığıdır bunlar. Değilse yapmadıkları, işlemedikleri suçlardan ötürü Allah hiç kimseyi cezalandırarak zulmetmez. Ya da başkalarının günahlarını yanlışlıkla bir adamın defterine yazarak işlemediği günahlardan ötürü ona zulmetmez. Yaptıklarının bir kısmını zayi etmek sûretiyle Allah kimseye zulmetmez. Muttakîler, Allah’la yol bulanlar, Allah’a sorarak bir hayat yaşayanlar, Allah’a kulluklarının bilincinde olanlar, Allah'a karşı gelmekten, Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Güçlü hükümdarın şanına lâyık hazırladığı yüce cennetlerde nimet ve mutluluk içindedirler. Rabbim bizleri de onlardan eylesin.